2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com

24 Ağustos 2009 Pazartesi

İran Dosyası (2) - İran’a tek bir pencereden bakmak


Kitlelerin hareketini görmek istemeyen veya görüyorsa ona dış tetikçi bulamaya çalışan düşünce, sol ve sağın toplumsal hareketleri değerlendirme mekanizmasını oluşturmuş durumda. Her iki taraf da aynı metodu kullanırken sadece nereye bağlayacakları farklı. Bu mekanizmanın en son ve en yakın örnek değerlendirmesi ise İran’daki son cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonraki seçim sonuçlarına karşı itirazlara yapılan yorumlar.
Bir hareketin kaynağını araştırmak ve hangi faktörlerin kitleyi harekete geçirdiğini öğrenmek sadece akademik olarak değil, siyasi örgütlerce de çok önemli. Eğer bu hareket kendi yaşadığımız, tarihini, kultürünü ve iç dinamiklerini çok iyi bildiğimiz bir toplumda gerçekleşmiş değilse o zaman değerlendirmelerimizde dikkatli olmamız gerekiyor. Yoksa ezberlemiş olduğumuz birkaç faktör üzerinden gidersek sonuç zaten baştan belli, hata var.
İran yapısı itibari ile ve Ortadoğudaki önemi ile aslında analizi zor bir ülke, iç ve dış etki ve tepkileri her zaman çok açık ve net olamamaktadır. Dini yönetime sahip olan ve İslam devrimi örneğini başka İslami ükelere de yaymak isteyen İran, enerji kaynakları ile de dünya enerji piyasasında da etkili bir ülkedir. ABD ile aralarında olan gerginliği İran’da değil başka yerlerde sürdüren İran, kendi iç problemleri ile de çok meşgul.
İran’daki son seçimlerin sonuçları açıklandıktan sonra İranlı seçmenler az şaşırmadı. Çoğu insan ve hatta muhafazakâr ve reformist taraflardan siyaset adamları ve yorumcular seçimlerin ikinci turda sonuçlanacağını beklerken Ahmedinejad seçimleri açık ara kazandı (İran’da cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylar toplam oyun yarısından fazla oy kazanma şartı ile cumhurbaşkanı olarak belirlenir, yoksa seçim sonucu en çok oy kazanan iki aday arasındaki yapılan ikinci bir oylama ile belirlenir.). Bunun üzerine sonuçlardan hoşnut kalmayan seçmenler yürüyüşler düzenleyerek ilan edilen sonuçlara itirazlarını bildirdiler. Hatta ilk günlerde sokağa çıkan insanlar Musevi ve Kerrubi’nin (seçimlere katılan iki reformist aday) çağrısı olmadan protestolar düzenlediler, yani kitlesel bir hareketti bu.
Hemen İran’da yetkililer protestoları dış kaynaklara bağladılar ama İran’da insanlar buna alışıklar, başka insanlar alışık olmasalar da. İran’da her zaman bir muhalif hareket oluşursa o hareketi bastırmak için onu İran İslâm devrmi muhalifleri olan büyük güçlere bağlarlar. İran hükûmetinin ayakta kalmak için aslında bir düşmana ihtiyacı var ve en elverişli seçenek doğal olarak zaten açık bir şekilde İran’ı tehdit eden Amerika Birleşik Devletleri’dir ve İran’ı bir çok yönden sıkıştırmaya çalışan ülkedir de kendisi. ABD'nin yanısıra İsrail ve son zamanlarda onlara eklenen İngiltere de genelde farklı zamanlarda farklı olaylardan dolayı İran içişlerine karıştıkları için suçlanır. Daha da önemli olan nokta ise, buna dayanarak İran’da her türlü itiraz, mümkün olan her yolla bastırılır ve devrimi ve İslâm'ı koruma adına yapılan işler doğrulanır ve temize çıkarılır. İran, Azerilerin ayaklanmasını ABD ve Türk ülkelerine, Arap bölgesindeki hareketi ise İngilizlere bağlar. Kürt bölgesi zaten onlarca ABD destekli.
Ama bu sadece İran devletine has bir yorum değil. İran olaylarını değerlendiren birçok araştırmacı, gazeteci ve yazar aynı mekanizmayı kullanmaktadır. Bu değerlendirmenin solu ve sağı da yok. 2006 yılında İran’da Azerilerin ayaklanması ile beraber birçok insan hemen bu olayda ABD’nın izlerini aramaya başlayıp İran’da 80 yıldır demokrasi mücadelesi veren etnik grupların hareketini dikkate almadılar. İran çoklu-etnik bir yapıya sahip ve doğal olarak İran’a karşı birçok yolu deneyen ABD bundan da kolay vazgeçmemiştir. Ama herhangi bir olayı, özellikle kitlesel bir hareketle karşılaştığımız zaman aynı yolla değerlendirmek ne kadar sağlıklı? Böyle durumlarda kitlelerin haklı isteklerini dinlemek ve belki onlara ses vermek yerine nasıl milyonlarca insanın sokağa çıktığını hiç düşünmeden, oradaki şartları bilmeden dış kaynaklara bağlarız.
İran’da kitlesel hareketleri yönlendirebilecek çok fazla seçenek olmadığı için, genelde bu hareketler İran reformistlerinin eline geçiyor. Reformistler de genelde muhafazakârların, özellikle Ahmedinejad’ın dış politikada sergilediği sert tavrı eleştiriyorlar. Bu eleştirilerden dolayı reformistlerin devlet mekanizmasını ele geçirmeleri ABD, İsrail ve AB’yi büyük bir krizden kurtarabilir gibi görünmektedir. Hâlbuki, İran dış siyaseti sadece cumhurbaşkanı tarafından belirlenmekte değildir ve belli kırmızı çizgileri de geçmemek mecburiyetindedir.
Özetle diyebiliriz ki, İran’da ortaya çıkan olayları değerlendirirken kitlesel hareketlere İran dışında tetikçi bulmaya çalışmak ve onun üzerinden düşünmek, en kısa yoldur ve en kolaya kaçmaktır. Biraz da İran’ın iç dinamiklerini göz önünde bulundurmak ve onları da dikkate almak hiç de kötü olmayacaktır.
---
Bu yazının sahibi konuk yazarımız Hikmet'e ibnialheysem@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.

1 yorum:

eren dedi ki...

Tespitine katılıyorum. Bir süredir benim de kafamı kurcalayan bir mesele bu aslında. Toplumsal hareketlenmelerin meşruiyetini "bunlar dış mihrakların işi" diyerek zayıflatma çabası toplumdaki tarafsızların veya çekimserlerin bu söylemden ne kadar ikna olduklarına göre etkili oluyor veya olamıyor. Peki sence İran'daki çekimserler bu devlet söylemine ne kadar inanıyor?