2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com

6 Ocak 2010 Çarşamba

Başkalarının yazıları

Bugün de, izinli-izinsiz, korsan-morsan başka bloglardan bir kuple sunayım istedim sizlere. Başlığı da "Das Leben Der Anderen"den yola çıkarak şöyle Almanca havalı bir şey yapayım istedim ama yok, ortaokul ve lise yıllarında ner'den baksan 200 saatimi verdiğim Almanca derslerinden geriye bir "ich heiße sokaktaki adam" ve bir arkadaşın (gerçekten bir arkadaş ama, ben değilim) pek bir eğlence konusu olan "ich scheiße x" (isim vermeyelim) kalmış aklımda. Her neyse...
Bugün buraya konuk etmek istediğim bir yazı, tee ne zaman kendisine danışıp da sonra koyacak vakit bulamadığım bir yazı. Biraz gecikmiş olmakla birlikte, yine de yer vereyim istedim. Bilenler vardır, benim de burada bahsettiğim TPD eyleminin ardından Ruhat Mengi Türkiye'nin porno gazetesi Vatan'daki bir yazısında (yazının son alt başlığı), eyleme katılan bir genç kadının kıyafetine takmış, eylemin de bir adâbı olduğundan, eylem dediğine öyle dekolte katılınamayacağından, bir kadının öyle düdük çalmasının hiç hoş olmadığından dem vurmuştu. Bununla ilgili bir arkadaşımız "banliyöden notlar"da bununla ilgili bir yazı yazmış idi ve ben de onu alıntılamak istediğimi belirterek olumlu yanıt almıştım. Gün bugün imiş. Yazının sonundaki yorumlarda, doğruluğundan emin olmamakla birlikte Ruhat Mengi'nin saldırısına maruz kalan arkadaş da bir teşekkür ve iki satır yazmış. Şöyle buyrun;
"Buraya epeydir bir şey yazmıyordum, kafamı attıran olaylar olmadığından değil de herhangi bir şey yazmaya yetecek motivasyonu ve istekliliği bulamadığım için. Neyse ki az önce bir mail grubuna atılan linke tıkladım ve Ruhat Mengi'nin bir yazısının sonuna "yazmadan edemediği" iki üç paragrafı okudum. Şimdi ben de yazmadan edemeyeceğim, kendisine teşekkür borçluyum beni bu kadar kızdırmayı başarabildiği için.
Ne kendisini ne gazetesini takip ederim. Kendisinin ortalama bir kemalist görüşe sahip olduğuna kanaatim vardır. Beni kızdıran ise 26 Kasım'daki köşesinin son kısmı. Büyük ihtimalle bilmediğiniz üzere Türk Psikologlar Derneği (evet, bence de keşke Türk değil Türkiye Psikologlar Derneği olsaydı) Psikologlar Meslek Yasası için bir yürüyüş düzenledi. Zira Psikolog olmanın yasal olarak bir karşılığı hala bulunmuyor.
Ruhat Mengi de bu yürüyüşün haberlerini okumuş ancak haberin gazetelerde veriliş tarzından rahatsız olmuş. Bu nasıl psikolog? diye başlık attığı yazısını şu ifadeler ile sürdürmüş: "İstanbul birkaç gün önce psikologların eylemine sahne oldu” haberi birçok gazetede “aşırı dekolte, gece kulübü kıyafeti gibi bir kıyafet ve ağzı düdüklü” garip bir kadın fotoğrafı ile verildi. Normal olarak akademisyen veya doktorlar (daha doğrusu hangi meslek olursa olsun, çalışanları) bir sokak gösterisine asla böyle bir kıyafetle katılmazlar. Sanki özel olarak getirilip “alın size çağdaş, çalışan kadın görüntüsü” diye kalabalık grubun en önüne konmuş gibi... Herkesin ama özellikle çalışan kadınların bugüne kadar rastlanmamış bu görüntüyü çok garipsediğine hiç şüphem yok."
Bu kısacık paragraf üzerine şöylece bir söylem analizi uygulansa o kadar çok sonuç, o kadar çok anlam çıkar ki ve o anlamlar kemalizmin kadına, kadın özgürleşmesine bakışı açısına dair öyle çok şey anlatır ki..."
sokaktaki adam'ın notu: Mengi'nin yazısında da görebilirsiniz ama mevzubahis fotoğraf şu;
Bu yazının üstünden epey zaman geçtiği için, sonrasındaki sürece dair bir şeyler diyeyim ben de. Özrü kabahatinden büyük olan Mengi, 30 Kasım'da da şöyle buyurmuş. Yorum yapmakla uğraşmayayım hiç, her şeyi kendisi olanca eblehliğiyle açıklamış zaten. İlk yazısını "yazmadan geçemedim doğrusu!" diye bitirmişti, bu sefer "şaşırdım doğrusu!" demiş. Konuya dair yazdığı her şeyin tırt olduğunu bildiğinden bir doğruluk vurgusu yapma isteği geliştirmiş. Buna psikolojide kesin bir şey deniyordur da ben bilmiyorumdur. Gazeteni de al git gözünü seveyim ya!
Bir de son olarak, aynı Ruhat Mengi, "Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği" tarafından gerçekleştirilen "Doğu Avrupa ve BDT ülkelerinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Uygulamaları Bölgesel Konferansı"nın "Geleceğin Kurgulanmasında Kadın" başlıklı oturumunda konuşmacı olarak davet edilmişti. 10-11 Aralık'taydı, gidemedim, bilmiyorum yine neler salladı.
--------
Paylaşasımın geldiği ikinci yazı hem konusu hem de içeriği itibariyle daha sevimli. Baktım bizim sinefillerden ses yok, harici sinefil konuk edelim istedim! Ve Başak birazdan bizimle! Şimdi, özetler;
Bu pazartesi Başka Dilde Aşk'a gittik ve adeta hayran kaldık! Çok öyle sinemasever bir insan değilim, tekrar izlediğim ve tekrar izleye(bile)ceğim çok az film vardır, Başka Dilde Aşk da onlardan biri oldu! Film çok yönden çok güzel/etkileyici bence ama özellikle Mert Fırat'ın oyunculuğu muazzam! Yani sırf onun için bile izlemeye değer. Bir tek çağrı merkezi hikayesi bütün olarak biraz sırıtmış, bi' oturmamış gibi geldi ama o da filmin yarısı zaten. Olsun, kesin benim anlamadığım bir şeyler vardır ya, filme b.k atmayayım...
Özetle bence ortalıktan kaybolmadan mutlaka izlenmesi gereken bir film. Sözü daha fazla uzatmadan, Başak'a bırakıyor ve kaçıyorum sevgili İşkembeseverler... Keyifli okumalar efen'im!
"Yazı yazmak gerçekten doğum yapmak gibi benim için, hamileliği çok ağır geçen bir doğum.. Fiziksel olarak sancıyı hissediyorum sonlara doğru, mide bulantısını, heyecanı... Bazı doğumlarım çok kolay oluyor. Nasıl peyda oluyorsa oluyor, sancısı da doğumu da bir anda olup bitiyor. Ama bazı doğumlar gerçekleşmek bilmiyor. Bir kare, bir söz, bir renk yumak oluyor, içimin duvarlarına çarpa çarpa büyüyor. Tam diyorum ki bitti içimdeki yolculuğu, artık doğum zamanıdır, yine başlıyor hareketlenmeye. Başka Dilde Aşk da öyle işte...
Bir haftadır her gün bugün yazacağım diyerek uyandım, kafamda ölçtüm tarttım. Yazılarım öncesinde yol haritası çıkarmak adetim değildir, yazıyı benim için heyecanlı kılan da budur; bittiğinde benim için bile yeni olması. Ancak bu sefer gerçekten çaba sarfettim. Yolumu, izimi bileyim diye binlerce cümle kurdum içimde. Filmi izlerken içinde kaybolursunuz ya hani, Başka Dilde Aşk "benim içimde" kayboldu! Film budur, gidin izleyin diyerek kesip atamıyorum. Ben filmi izledim ama filmle diyaloğum bitmedi, bu yüzden size sonucu değil yolculuğumu anlatıyorum...
Hani sinemada işlenmemiş bir şey kalmamıştı? Hani yenilik yorumdan ibaretti? Basbayağı yeni bir şey söylemiş işte İlksen Başarır ve Mert Fırat. Başka dilde de aşk olur demiş, başka bir dünyanın mümkün olabileceğini aşk üstünden ama yepyeni cümlelerle söylemiş. "Öteki" dediğimizin nasıl da "biz" olduğunu hiç temas edilmedikler üstünden işlemiş. Filmin en öne çıkan noktası işitme engelli bir genci ana karaktere oturması tamam, ki bu da son derece dokunulmadıklardan Türk sinemasında. Ama ötekiliği sadece bu noktadan verseydi tatmin edici olur muydu bilemiyorum..."
Yazının devamını okumak için tıklayın --> sokaktaki adam'ın son sözü: Her iki arkadaşa da bu gönüllü/habersiz misafirliklerinden dolayı teşekkür ederken, her ikisinin de yazılarının pek nadir birer doğa olayı olduğunu, ayda 1 gibi yazdıklarını, onları da şahsen pek sevdiğimi, bloglarına daha sık yazmalarının tarafımdan pek bi' mutlulukla karşılanacağını arz ederim!

2 yorum:

sokaktaki adam dedi ki...

banliyöden notlar'a ikinci ruhat mengi yazısından sonra kısa bir yazı daha eklenmiş, onu da vereyim bağlantılı olduğu için;

http://banliyodennotlar.blogspot.com/2009/12/ruhat-mengi-artk-sus.html

shelbyl dedi ki...

Bu tur bir argumani one surebilmek gercekten normal insan aklinin otesinde bir sey (adini koyamadim) gerektiriyor. Tebrik ediyorum buradan sayin Mengi'yi. Bu memleketin hali, sayin Mengi gibi bizi nizama sokacak yazarlar olmasa nice olur?