2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com

28 Ekim 2009 Çarşamba

Ülkeye Dönüş Planında Hükümetin Bir Eleştirisi

Not: Bu yazıyı aslında Natura'nın aşağıdaki yazısına yorum olarak yazmak istemiştim. Ama tahmin ettiğimden uzun oldu. Natura'nın gazlamasıyla yorumumu ayrı bir posta olarak koyuyorum.
Bence bu son PKK kafilesinin Türkiye sınırlarına girmesi ve arkasından gelişen olaylar hükümet için büyük bir başarısızlık örneği olarak görülmeli. Ülkeye dönüşün böyle aceleyle harekete geçirilmesi öncelikle bir kavram karmaşası yaşattı. Bu adamlar teslim mi oluyorlar? Yoksa PKK'nın mesajını daha açık bir şekilde anlatmak için görevli barış elçileri miydi? Sonuç olarak ortaya çıkan ikincisi oldu. Gelenler sınır kapısında örgüt tarafından verilen bir şablonu kullanarak ifade verdiler. Pişman olmadıklarını, önderleri Sayın Öcalan'ın isteğiyle geldiklerini söylediler. Bu dediklerimi tabii ki hepiniz yakından takip ediyorsunuz. Bu gidişatın hepsi tabii ki çok mantıklı: Bu kadar senelik direnişin sonunda ülkesine özgürce girebiliyorsa adam neden PKK'ya katıldığından pişman olsun ki. PKK'ya desteği demek ki işe yarıyor. Bunların hepsine eyvallah. Ama serbest bırakılma büyük bir hukuki skandalı açığa çıkarıyor. Sonuçta ceza kanunu böyle bir koşulda serbest bırakılmayı desteklemiyor. Pişmanlık yasasını kullanmıyorlar. Terör örgütü propagandası hala devam ediyor. Suçlu sayın ve önder kelimeleriyle övülüyor. Bu dediklerim bu yasaları savunduğumdan değil. Kanunlar bunu gösteriyor. Yasalar bazında altyapısal bir değişiklik olmadan, geri dönüşün başlatılması ve PKK üyelerinin serbest bırakılması insanların hukuka ve devlete olan güvenini azaltıyor bence. Bir başka problematik durum ise Avrupa'dan gelenlerin dönüşünün ertelenmesi. Sonuçta bu son gelenler serbest bırakıldıysa, Avrupa kafilesi de serbest bırakılmalı. Elimizde örnek teşkil eden bir tecrübe var. Yani bu geri dönüş ne zaman istenirse törenli ya da törensiz gerçekleştirilebilir. Bu konuda endişeli olması gereken PKK tarafı olmasına rağmen - sonuçta kendi adamları tutuklanabilir - bu geri dönüşün ertelenmesini direttiren hükümet oluyor. Bu da olayın çarpıklığını ortaya koyuyor bence. Tabii ki az önce bu olayların çok hızlı gelişmesini eleştirdim. Hükümetin ortamı yavaşlatmaya çalışmasını da bir yanlış olarak görmemin sebebi cinin lambadan çoktan çıkmış olması ve bu durumda hükümetin geri adım atmasının bir eksiklik, plansızlık göstergesi olarak görmemdir. Değinmek istediğim son ve en tartışmalı nokta ise PKK'nın topluma lanse edilmesindeki hükümetin başarısızlığı. Öncelikle tekrar belirteyim, ben bu yazıyı bir matematikçinin bir fikri benimsemeden ona göre hareket etmesi, Makyevel'in kişisel olarak katılmasa da diktatör bir hükümete başarı için danışmanlık yapması paralelliğinde yazıyorum. Konuya geri dönersek (ve konudan biraz da saparsak), öncelikle silahlı mücadelenin sonuç vermemesinden bahsetmek istiyorum. Bu olaya iki taraftan bakarsak, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin silahlı mücadelesinin başarısızlığı, PKK'nın silahlı mücadelesinin başarısı demektir. Sonuçta PKK silahlı bir örgüttür. (Barış kelimesini artık sıkça kullanmaya başlasalar da bu kısmen barışa ve kardeşliğe gerçekten inanmaları kısmen de PKK'nın askeri gücünün etkinliğinin azalmasıdır. ) Yani PKK sempatizanı için silahlı direniş gerçekten de işe yarıyor. O nedenle de PKK'nın elemanı pişmanlık duymuyor. Devlet için daha da kötüsü, haklarına sahip olmak için silahlı mücadeleye girmek daha da mantıklı hale geliyor. Hükümet bu konuda da başarısız bir performans göstermiştir. İdeal olarak hükümetin geri dönüşler ile vermek istediği mesaj vatandaşların PKK'ya katılmasının hiçbir nedeni olmadığını göstermek, PKK'ya katılmış olanların korkmadan örgüt üyeliğini bırakmaya teşvik etmektir. Fakat tabii ki bu demokratik ve ekonomik zemin hala hazır değil. Ülkeye dönmüş olan PKK yandaşları insanları PKK'dan vazgeçirmek yerine insanlara PKK tarafından hazırlanmış yol haritalarını ve maddeleri okuyor. Sonuçta PKK'nın sunduğu 9 isteği Türkiye'deki tüm aydınlar yıllarca anlatmaya çalışıyor. Hükümet, PKK'nın tüm Kürtleri temsil etmediğini ön plana çıkararak ve demokratiksel süreci PKK'dan bağımsız bir platforma çekerek Kürt açılımını çok rahat bir şekilde yönetebilirdi. Fakat olaylar bu şekilde gelişmedi ve bence genel anlamda hükümete olan güven zedelendi.

5 yorum:

natura horror vacui dedi ki...

kürt açılımı üzerine çok başarılı bir hükümet eleştirisi olmuş bence. ben kendi yazımda metodolojiden ziyade içine girilen süreci övmüştüm. dolayısıyla yazın hem benim yazıma ve özellikle son kısmında belirttiğim oy verme konusuna eleştiri özelliği taşıyor, hem de belki de yol göstererek eksiğini tamamlıyor. eline sağlık.

Everfever dedi ki...

Ben demokratik sürecin PKK'dan tamamen bağımsız yürütülebileceğine inanmıyorum. Güneydoğu Anadolu topraklarına barış gelecekse bunun bir ayağı da mecburen PKK olmak zorundadır. Fakat devlet PKK'yı muhatap alamayacağı için bu sorumluluğu DTP'nin üstlenmesi lazımdı.

İşte bu nedenle, süreçte en etkisiz ve çuvallamış taraf AKP değil DTP. AK Parti'nin süreci başlatması, dahası başbakanın genel kongresinde Ahmet Kaya'yı ve diğer Kürt sanatçıları kucaklaması tarihi olaylardı ve çok büyük adımlardı. Bu noktada DTP'nin sorumluluk almaktan kaçınıp muhatap alınması gereken mercinin Abdullah Öcalan olduğunu söylemesi de büyük basiretsizlikti.

Metodolojik olarak düşünürsek "açılım"ın olacağı aylar öncesinden duyurulmuş, barış gelecek denmiş, Güneydoğu'daki Kürt sorunu bitecek denmiş; o kamptaki insanlar dönmeseydi "açılım boş çıktı, Tayyip konuştu konuştu sustu" denecekti. Barışın geleceğine dair bir hareket yapılmak zorundaydı. Bu adım erken de değildi, sadece CHP ve MHP'nin üstün çabalarıyla açılıma ve barışa karşı bir direniş tabakası oluşturuldu. (Türk Solu'nun "dağa çıkanı da, indireni de..." sloganına bir bakın) Açılıma karşı fanatik ve bağnaz bir direnişin olması Ak Parti'nin mecburen ihtiyatlı davranmasına yol açıyor. Bu bence korkaklık da değil, doğal. Ak Parti bu faşizan direnişe dikkat etmese (elbette bu direnişten korkup vazgeçmeden) asıl o zaman çuvallar.

Hasılı vel kelam, "süreç" boyunca çuvallayan Ak Parti değil, tam tersine diğer bütün partiler oldu bence.

shelbyl dedi ki...

Acilimin icini doldurmadan "Biz aciliyoruz" diyerek, olan ve de olmayan beklentiler yaratmistir AKP. Bu da bence cuvallamadir.

Bu isler boyle davul zurna ile ilan ederek degil, dusuk sesle planlanarak, tam olarak ne yapilacagi belli olunca aciklanarak yapilir. Arkasinda ciddi bir projelendirme yatmalidir.

AKP "acilim"i reklama donusturmek istemis, ve de surec bu yuzden acayip bir noktaya gelmistir zannimca.

onur dedi ki...

Bu açılım (artık adı her ne ise) her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına fikrini beyan etme özgürlüğünü tanımıştır fiilen. Dolayısı ile elitist aristokrasi de, faşist sol da, ırkçı bilmemkim de fikrini ortaya salacak ve hükümet tüm bunların orta birleşim kümesini bulmak zorunda kalacaktır. Sorun artık sadece bu hükümetin değil bundan sonra iktidara aday olacak tüm guruplarındır. Ha gulaş çorbası mı olur ortaya çıkan çözüm kıymalı kapuska mı onu bilemem ama epey fazla kişinin hoşuna gitmeyeceği de gerçek.

shelbyl dedi ki...

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=961902&Date=30.10.2009&CategoryID=77