2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com

22 Mart 2010 Pazartesi

¡HOLA desde Cartagena de Indias!

"Uzun zamandır blogumuzda gezi yazısı yazılmıyor, acaba Komünal İşkembe yazarları hiç gezmiyor mu? Fakir mi yoksa bu yazarlar?" diye düşünen okurlarımızı daha fazla üzmek istemedik. Eren ve Ekim yanlarına Deniz'i de alarak (Ekim'in kardeşi - blogun örtülü ödeneğinden faydalandık) Kolombiya - Cartagena'ya gitti. İşte okurlarımıza dev hizmet! Gittik, gördük ve sizler için yazdık... Cartagena 1533'de Pedro de Heredia tarafından Karayipler'deki Calamari bölgesinde bir İspanyol kolonisi olarak kurulmuş. Kolombiya'nın kuzey ucunda Karayip Denizi kıyısında 1 milyon kadar nüfusu olan bir kent Cartagena. Kısa zamanda bir koloni kenti olarak stratejik konumu sayesinde zenginleşen ve gelişen kent Güney Amerika'nın iç bölgelerine geçişte önemli bir liman görevi görmüş. 1552'deki büyük yangından sonra ahşap binalar yerine taş ve kiremit binalarla kısmen yeniden inşa edilmiş. Catagena'nın önemli bir parçası olan duvarlar (Las Murallas) şehri zenginliğinin kaçınılmaz bir sonucu olarak uğradığı saldırılara karşı savunmak için inşa edilmiş. Dönemin meşhur korsanlarından Sir Francis Drake'in şehri kuşatması Cartagena'nın tarihindeki önemli olaylardan biri. Denizden gelen bu ve bunun gibi saldırılara karşı İspanyollar çareyi 13km uzunluğuyla şehri çevreleyen bu duvarları ve dönemin en güçlü kalelerinden birini (Castillo de San Felipe de Barajas) inşa etmekte bulmuş. Cartagena Simon Bolivar'ın önderliğinde başlayan mücadele sonucunda 1821'de İspanyollar'dan bağımsızlığını kazanmış. Bugün Kolombiya'nın beşinci büyük kenti olan Cartagena ayrıca ülkenin Bolivar Bölümü'nün de başkenti. 10-17 Mart arasında Cartagena'ya yaptığımız bir haftalık geziden izlenimlerimizi sizlerle paylaşmak istedik. Yabancı bir şehri gezerken nelere dikkat ederiz? İnsanlar, mimari yapı, yeme-içme kültürü ve müzik. Bir çoğumuz kısıtlı zamanda olabildiğince çok şey görme arzumuzu dizginleyemeyip ordan buraya savrulur durur. Şahit olduklarımızı o telaş içinde sindiremeyecek olmanın verdiği vicdan azabı ile habire fotoğraf çeker dururuz. Her ne kadar biz de bu konuda istisna değilsek de meraklısına kendi gözümüzle Cartagena'yı, en azından sindirdiğimiz kadarını anlatalım istedik.

İklim Çarşamba saat 15.00 sularında havaalanına vardık. Boston'daki soğuk havadan sonra tam bir mevsim şoku. İnsan ne kadar kendini 0 dereceden +30 dereceye yolculuk etme fikrine hazırlasa da Cartagena'ya ayak basar basmaz üzerimize çullanan sıcak ve rutubet ile neye uğradığımızı şaşırdık. Pantolonlar, sweat-shirtler ve montlar daha havaalanının tuvaletinde çıkartıldı. Şort ve t-shirtlere ani bir geçiş. Hem de New England'a dönene kadar. Cartagena'da tipik bir Karayip iklimi hüküm sürüyor. Yıl boyu sıcaklıklar 30 derece etrafında geziniyor. Şehir planı Cartagena'yı eski (tarihi) kısım ve modern kısım olarak ikiye ayırabiliriz. Tarihi kısmın batısında merkez (El Centro), kuzey doğusunda San Diego ve güneyinde Getsemani mahalleleri yer alıyor.

Tarihi yarımadada El Centro'dan bir görüntü (fotoğraf bize ait değil)
Daha güneye inersek modern kısım başlıyor. Modern kısım iş merkezlerinin, gökdelenlerin, lüks otel ve restoranların olduğu kısım. Bu kısım Boca Grande, Castillo Grande ve El Laguito bölgelerinden oluşuyor.
Denizden yeni şehre bakış
Ulaşım ve Trafik
Havaalanından çıkınca taksiyle güzel bir butik otele, Casa Lafe'ye vardık. Tabi o ilk taksi yolculuğumuzda buradaki taksilerin 10 İstanbul şoförü çılgınlığında araba kullandığını henüz farketmemiştik. Bunu İstanbul taksilerine alışkın bünyemizle iddia ediyoruz. İkinci kez taksiye bindiğimizde ve taksici çift yönlü yolda karşıdan yaklaşan otobüse rağmen sollamaya girişince gerçeği korkuyla idrak ettik. Daha önce Kolombiya'da araba kullanmadıysanız araba kiralamanızı tavsiye etmiyoruz. Herşeye rağmen turistler için taksi ve otobüsler ana ulaşım araçları. Motorsikletler de oldukça yaygın. Trafik kurallarını pek umursayan yok. Ana yollar da dahil olmak üzere kaotik bir trafik düzeni var. Bir de Chivas adı verilen rengarenk otobüsler var. Bunların bir kısmı parti otobüsü olarak geceleri müzik ve içki eşliğinde turist gezdiriyor. Sıcağın altında saatlerce bir otobüse tıkılma fikri çok eğlenceli gelmediği için es geçtik.

Bazurto'dan geçen renkli otobüsler (gayet arabesk)
İnsanlar, şehir, yaşam
Cartagena’da ilk dikkati çeken şeylerden biri sokakların canlılığı. “Şehir dediğin kaotik olacak arkadaş” diye düşünenler için ideal. Eski Şehir denilen bölgede iki katlı, balkonlu, çiçekli, rengarenk evlerin, dar sokakların ve gün boyu bol güneş alan avluların yanında en çok göze çarpan şey sokakların kalabalığı. Her milletten turistleri, koloni döneminde köle olarak getirilip orada kalan Afrikalı halkın torunlarını, Avrupalı yerleşmecilerden kalma melez Kreolleri ve Kolombiya’nın yerli halkını günün her saati sokaklarda, meydanlarda ve parklarda görmek mümkün. Şehirde hissedilen derin fakirlik ve sefalete rağmen insanların genelinin neşeli olması da ilginç bir ayrıntı. Diyebiliriz ki Türkiye’dekinden çok daha fazla mutlu yüz gördük sokaklarda. Hem de sadece turistlere karşı takınılmış yapay bir tavır değil bu, insanların günlük hallerine, birbirleriyle olan iletişimlerine de yansıyor.

Plaza de Bolivar'daki park amcaları ve teyzeleri
Cartagena deyince sokak satıcılarından bahsetmemek olmaz. Şehrin her köşesinde türlü türlü yiyecek, içki (genellikle bira), sigara, Küba puroları, kahve, sayamadığımız kadar çok ve çeşitli tropikal meyvalar, meyva suları, hediyelik eşya, yerlilerin yaptığı takılar, el sanatlarının binbir türlü örneği ve daha aklımıza gelen-gelmeyen bir sürü şey sokak satıcılarından temin edilebiliyor.. İstanbul’daki seyyar satıcı kültürüne alışkın olanları bile şaşırtacak bir çeşitlilik var tezgahlarda, hem de bir turist için çok ucuza. Yerli halkın da genelde bu tezgahlara rağbet ettiğini gördükten sonra kendimizi tutamayıp ne bulursak denedik, bir çoğundan da gayet memnun kaldık. Yiyecek maddeleri hariç her şeyin fiyatının pazarlığa tabi olduğunu da belirtelim: Bu satırların yazarları 1 kutu Küba purosunu yarım saat pazarlıkla 80 dolardan 40 dolara indirdi, hem de on kelime İspanyolcayla… Ama kendimizi kandırmanın alemi yok, zaten satıcılar işi sizden çok daha iyi bildikleri için herhangi bir pazarlığa normalin iki katı fiyatla başlıyorlar. Gerisi sizin dirayet ve çingenelik katsayınıza (hehe), satıcının uyanıklığına ve biraz da şansa kalmış. Turist olarak hafif bir kazık yeme payını her alışverişe koymak lazım, lakin bu yolları biraz görmüş geçirmiş İstanbullu’nun daha saf Avrupalı ve Amerikalı turistlere oranla biraz avantajı oluyor haliyle…
Herkesin Kolombiya denince ilk aklına gelen şeylerden biri de güvenlik. Şehir güvenli miydi peki? Eğer merkezi yerlerden ayrılmazsanız, kesinlikle evet. Görece küçük bir alan olan merkez yaklaşık 2000 polis tarafından sürekli korunuyor. Öyle ki, polise rastlamadan iki sokak yürümek imkansız gibi. İlk günlerde bu durum sanılanın aksine insanda bir güvensizlik hissi yaratıyor (“Niye bu kadar çoklar? Etrafım hırsız mı kaynıyor yoksa? Çantayı da kollayalım yav…” diye düşünmeden edemiyor insan haliyle) ama ikinci günden itibaren buna alıştık. Daha sonraki günlerde de bizi huzursuz edecek herhangi bir olayla karşılaşmadık. En ısrarcı seyyar satıcılar ve hatta dilenciler bile size kişisel alanınızı ihlal edecek derecede yaklaşmıyor. Gece yarısından sonra ortalık görece tenhalaşıyor, fakat her sokağın başında da bir polis ekibi bulunuyor. Her yer her saat aynı güvenlikte olmayabilir tabi. Misal Getsemani bölgesine gündüz gitmeli, gece Old Town’da takılmalı. Yine akşam olunca şehir surlarında başıboş gezmek yerine güneşin batısını orda izleyip sonra yavaş yavaş şehrin içine doğru yollanmalı.
Hadi hadi utanmayın sorun İşkembeciler: İki saattir Kolombiya’dan bahsediyorsunuz ama bir kere bile kokain demediniz? Diyelim: Kolombiya’da kokainin yaygınlığı ile ilgili kelam edecek kadar uzun kalmadık, zaten ilgi alanımızın da dışında kalan bir konu. Fakat ilk günlerimizden birinde, hem de öğle vakti ve şehrin en merkezi, en turistik parklarından birinin ortasında Deniz’in yanına genç bir satıcı çocuk yanaşıp alenen İngilizce “kokain var marihuana var ister misin abi?” dedi. “Yok hacı naaptın sen” minvalinde bir şeyler söyleyip ışık hızıyla uzaklaştık ortamdan. Burdan çıkardığımız sonuç uyuşturucunun istenince kolay temin edilebilen bir şey olduğu, fakat bunu ülkeye genellemek çok mantıklı değil. Neticede aynı manzarayla İstanbul’da da, başka ülkelerin başka şehirlerinde de karşılaşabilir insan… Diğer bir gözlemimiz, sokaklarda uyuşturucu bağımlısı (veya bağımlı görünüşlü) pek de kimseye rastlamamış olmak. Yani en azından Cartagena özelinde abartılacak bir durum yok gibi geldi bize.
Ne yapılır ne edilir şehr-i Cartagena'da?
1- Öğle vakti Plaza de Bolivar'da ağaç gölgelerinin altında oturmak ve insanları seyretmek. İsterseniz güvercinleri darıyla beslemek de mümkün. Burada Simon Bolivar'ın at üzerinde bir heykeli var. Altın müzesi (Museo del Oro y Arqueologia), Engizisyon Sarayı (Palacio de la Inquisicion) ve şehrin katedrali meydanı üç taraftan çevreliyor. Meydandaki banklara oturur oturmaz yanınızda bitiveren ilk sokak satıcısından minik plastik bardaklarda aşırı şekerli bir Kolombiya kahvesi alın.

Plaza de Bolivar'da öğle vakti
2- Plaza de las Coches'de akşam birası içmek. Bu meydan eskiden köle pazarının kurulduğu meydan. Tarihi kısımda Getsemani mahallesini Merkez'e bağlayan giriş kapısından (Puerta del Reloj) bu meydana çıkılıyor.

Puerta del Reloj'a Plaza de las Coches'den bakış
Şimdilerde meydanda bir iki açık hava kafesi var. Bira en çok tüketilen içecek. Ayrıca Aguardiente ve rom da sıkça tüketilen alkollü içeceklerden. Sıcak iklimden ötürü daha çok hafif ve yoğunlukları az olan biralar tercih ediliyor. Aguila ve Club Colombia Kolombiya'nın başlıca iki birası. Biranıza değişik bir yorum istiyorsanız garsona 'cerveza michelada, por favor' diye seslenin. Size bir şişe biranın yanında dibinde bir miktar misket limonunun suyu ile çevresinde tuz olan soğuk bir bardak getirecek. Eren oldukça beğendi. Daha muhafazakar arkadaşlar -Ekim ve Deniz- pek de tutmadı. Plaza de las Coches'e girer girmez uzun bir taş bina boyunca uzanan kemerli bir yol (El Portal de los Dulces) göreceksiniz. Bu yol boyunca dükkanların önünde tezgah açmış yerel şekerlemeler ve tatlılar satan kadınlar var. Meydanda otururken sırtınızı duvara yüzünüzü bu kemerli yola verin. Denizden gelip duvarların içine ulaşan akşam meltemi yüzünüzü okşarken yudumlayın biranızı ve mutlu olun.
3- Amaçsızca sokaklarda dolanın. Surların iç tarafından yürüyün. Gün batımını seyretmek için duvarların üstündeki platformlara çıkabilirsiniz. Ve tabi ki surlara oyulmuş gözetleme pencerelerinde oturmadan olmaz. Sağladığı mahremiyet bu pencereleri çiftlerin favori mekanlarından biri haline getirmiş. O yüzden buraya aşk pencereleri diyorlar.

Duvar ve duvarın dışı.
Duvarlar buradaki yaşantıyı ikiye bölüyor. Duvarın içindeki hayatla dışındaki hayat sanki birbirinden bağımsızca akıyor. Her kıyı şehrinde olduğu gibi Cartagena'da da şehrin merkezinden kıyıya açılan sokakları sokağın ucundaki aydınlıktan tanıyorsunuz. Burada farklı olan sokağın sonuna vardığınızda denize ulaşmayı beklerken son bir engel olarak duvarı bulmanız karşınızda. Denize çok yakın ama bir şekilde ayrı olmak denizden garip bir duygu. Duvara tırmanmadan farkedememek denizin o gün ne kadar dalgalı olduğunu.

Duvar içi
Duvarları yeterince tavaf ettikten sonra tarihi şehrin ara sokaklarına dalın. Cartagena kolonyel mimarisiyle ünlü. Pastel renkli sarı, pembe ve mavi duvarlar. asma balkonlar insanın içini ısıtıyor. Hava kararınca fayton gezisi yapmak çok keyifli. Özellikle sevgiliniz de yanınızdaysa.
4- La Cevicheria'da geç bir akşam yemeği yiyin. Yine aynı restoranda Mojito içerek geceyi noktalayın. Ünlü şef Anthony Bourdain'in yemek yediği bu restoranda deniz ürünlerine orjinal bir Karayip yorumu yapılıyor. Cevich limonlu bir sosta marine edilmiş deniz ürünlerine verilen isim. Karides ve kalamara çok yakışıyor doğrusu. Suprema de supremas (eritilmiş mozarella peyniri ile kaplı karides güveci) en tutulan seçeneklerden. Alışılmadık tatlara açıksanız mango ve passion fruit aromalı deniz ürünlü pilavı da deneyebilirsiniz.
5- Akşam Plaza Fernandez de Madrid'de yol kenarındaki parkın duvarına oturun. Hemen sokağın karşısındaki pizzacıdan (Pizza en el Parque) bir pizza söyleyin. Taburenin üzerine konan tepsiden pizzanızı yerken dükkandan gelen müziğe kulak verin. Tam bir sokak keyfi. 14 Mart Pazar günü Kolombiya'da seçimler vardı. O yüzden Cumartesi ve Pazar günü alkol yasağının kurbanı olduk. Hem bar ve restoranlarda hem de sokakta içki satışı yasaktı. İşte bu noktada Kolombiya karaborsası ile tanıştık. Hemen otelimizin sokağında bir köşede oturan tek bacağı alçıda bir kadın bize normal fiyattan 1500 peso daha pahalıya da olsa bira satmayı kabul etti. Bu başarımız kadının bacağının neden alçıda olduğuna dair teoriler üretmeye itti bizi.

Cartagena'da ne pizzası kardeş demeyin. Çıtır çıtır jambonlu pizzanın tadına doyamadık. Ayrıca hesaplı.

6- Cafe del Mar'da kendinize bir kokteyl söyleyin. Duvar dışından geçen yoldaki trafiği takip edin, şehrin güneyindeki ışıklı gökdelenleri seyredin. Sonra okyanusun karanlığında gözünüzü dinlendirin.
7- Sabah erkenden Playa Blanca'ya giden büyük gezi teknelerinden birine binin. İki üç saatlik yol boyunca salsa müziği eşliğinde teknenin animatörünün yolcuları eğlendirmesini seyredin. Arka güvertedeki curcunadan sıkılırsanız teknenin ön tarafı denizi seyretmek ve güneşlenmek için ideal. Playa Blanca (beyaz plaj) Cartagena'nın 20km güneybatısında, Baru Adası'nda yer alıyor. Çok turistik bir dönemde giderseniz devamlı satıcıların tacizine uğramanız muhtemel. Masaj öneren kadınlar, incik boncuk satan gençler ve tabi ki seyyar meşrubat satıcıları. En iyisi elden düşme bir maske ve şnorkel kiralayıp hemen kendinizi ılık sulara atmak. Plajın daha tenha olan burun kısmına doğru yüzüp mercan kayalıklarını ve tropikal deniz canlılarını seyredebiliriniz. Bir gözünüz plajın açığında demirlemiş gezi teknesinde olsun. Demir almadan önce yoklama yapılmıyor.

Playa Blanca (fotoğraf bize ait değil). Fotoğraf makinemizin teknedeyken pili bitti.

8- Taksiyle Mercado Bazurto'ya gidin. Yanınıza çok az para alın ve değerli eşyalar taşıyıp daha çok dikkat çekme gafletinde bulunmayın. Burası şehrin halk pazarı ve hiç de turistik bir yer değil. Ülkedeki yoksulluğu en çok hissettiren yer belki de burası. Kesif bir koku devamlı sizi takip ediyor. Çöp, et, balık ve sebze artıklarının kokusu sıcakta birbirine karışıyor. Pazarın ana yollarını birbirine bağlayan ve labirenti andıran dar karanlık yollardan satıcıların bağırtıları yükseliyor. Hemen pazar alanının kenarındaki çamur gölünden kalkan pelikanlar balıkların ıskarta edilen iç organlarından aslan payını almak için birbirlerinin üzerine çıkıyor.

Pelikanların mücadelesi
Burada üç beyaz turist olarak haliyle gözler devamlı üzerimizdeydi. Şehrin turistik yerlerinde yanınıza insanlar yaklaşıp size ısrarla bir şeyler satmaya çalışıyor. Ama orada alışveriş için bulunmadığımız o kadar aşikardı ki -pazarda bir turistin almak isteyeceği hiç bir şey yok- kimse yanımıza gelip bir şey sormadı. O zaman anlıyorsunuz ki aslında o pazar yerinde o kadar alakasız ve ortama o kadar yabancısınız ki şayet yanınıza biri sokulursa bunun kötü niyetli bir girişim olduğuna emin olabilirsiniz. Bırakın fotoğraf çekmeyi dolaşırken bile diken üzerindeydik açıkçası.

Mercado Bazurto (Cartagena'nın tekinsiz halk pazarı)
Ne yesek, ne yesek?
Eveeet, gurme turizmin sayın yolcuları… Gerçi “yediğin içtiğin sana kalsın, ne gördün onları anlat” derler ama biz tıkınmanın kutsiyetine iman etmiş bünyeler olarak yine de anlatmadan geçemeyeceğiz: Cartagena’da ne yenir? Tabii ki biftek, tavuk yahut pizza gibi tanıdık alternatifler var, ama biz yerel tatlardan bahsedelim.
Önce ucuz alternatiflerden başlayalım: Bir kere seyyar satıcılar bu noktada hayat kurtarıyor. Her köşe başında satılan hamur işleri gayet lezzetli ve doyurucu. Poğaça benzeri, sacda pişmiş, isteyene hafif ve sade, isteyene arasına bol tereyağı ve peynir konulan arepalar kesinlikle denenmeli. Daha cesur olanlar için yine hamur işleri familyasından, fakat yağda kızartılmış daha ağır bir versiyon olan yucaları tavsiye edelim. Yucanın içinde peynir, kıyma, et, yumurta olan çeşitleri var. Midesine güvenmeyenler özellikle yumurtalısından uzak durmalı. “Ben fena halde Türk’üm arkadaş” diyenler ise empanadaları deneyebilir, zira bunlar bildiğiniz kıymalı, peynirli, tavuklu vs. börek ayarında ve çok lezzetli. Bütün bu hamur işlerinin fiyatı 1000-2000 peso (yaklaşık 50 cent ile 1 dolar) arasında değişiyor. Sokakta satılan kızarmış etlerden ise (özellikle bir sosis türü olan chorizo) hem sağlık hem lezzet açısından uzak durmayı öneriyoruz. Yine de siz bilirsiniz…

Ortaya karışık bol karbonhidrat.
Diğer bir alternatif plantain (yeşil muz diye çevirelim). Her restoranda, her köşe başında bulunabilen patacón bu yeşil muzların yağda pişirilip ezilmesiyle yapılıyor ve patates kızartmasının yerine yüksek miktarda tüketiliyor. Ayrıca başka bir türevi olan incecik dilimlenip yağda kızartılmış, patates cipsi görünümlü kızarmış plantain de sokaklarda satılıyor ve birayla şahane gidiyor. Fiyatlar yine 1000-2000 peso civarı. Bira demişken, Kolombiya’da öğleden başlayarak bira tüketmek çok normal. Sokak satıcıları tabii ki bu noktada da imdadınıza yetişiyor. Kolombiya’nın en çok tüketilen iki birası Aguila ve Club Colombia, her köşe başında meşrubat satıcılarının buzluklarında mevcut, fiyat 3000 peso civarı (1,5 dolar – fakat marketten alırsanız yarı fiyatına da temin edebilirsiniz).
Meyve sevenler için Cartagena bir cennet. Biz bir ara meyveyle altın vuruş yapıp şeker komasına girmeyi düşündük. Taze sıkılmış her çeşit meyve suları (jugos naturales) sıcakta hararetinizi almak üzere hazır bekliyor. Meyveler gözünüzün önünde sıkılıyor, fakat içine konulan buzun temizliği biraz şüpheli, korkanlar için buzsuz içmek iyi olabilir. Ayrıca, sokaklarda dilimlenmiş halde karpuz, ananas, papaya, avokado, hindistan cevizi ve ismini bilmediğimiz daha bir sürü meyve satılıyor. 1000 pesoya bir bardak taze meyve ve plastik bir çatal edinip yiye yiye yürüyün, yahut en yakın parka oturun. Üzerine de yoldan geçen kahve satıcısını çevirip 300-500 pesoya (20-30 cent civarı) kahvenizi yudumlayın. Keyiflendiniz değil mi? Güzeeelll… (Nuri Alço gülüşü)

Biraz paraya kıyalım, akşamları da restoranda yiyelim diyenlere alternatif bol. Cartagena’ya gidip deniz ürünlerinin tadına bakmamak olmaz tabi. Boy boy karidesler, kalamar, kerevit, ahtapot, midye ve balık bolluğu “denizden babam çıksa yerim” ekolündeki bizleri fena halde mest etti. Hepsini birden isteyenlere karışık deniz ürünü tabakları da mevcut. Aperatif olarak a la ceviche midye yahut karışık balık çorbası, üstüne ara sıcaklardan bol peynirli karides güveç yanında hindistan cevizli pilav (arroz de coco) ve patacónes, “hala yerim var” diyenlere bol deniz ürünlü İspanyol pilavı paella, şansınıza menüde ne varsa bir porsiyon da kızarmış balık… Şaka şaka, hepsini birden yemeye kalkmayın! Biz bütün bunları ancak bir haftada her gün tek tek deneyerek tüketebildik, ama hepsi ayrı güzel… İyi bir restoranda bir aperatif bir ana yemekli, içkili bir öğünün maliyeti kişi başı 50,000 peso (25-30 dolar) civarı. Çok hızlı servis beklemeyin yalnız, hayat sakin akıyor zira. Tatlınızı yine sokakta yiyin, ya köşedeki satıcı teyzeden garip görünümlü fakat şahane tadı olan kızarmış hindistan cevizli, meyveli tatlıları deneyin ya da ev yapımı marmelat kaşıklayın. Yine 1000-2000 peso civarı. Daha tutucuyum diyene dondurma ve waffle da var.
Eveeeet, şimdi bir kahve daha için de bu kadar şeyi hazmedin, hatta bir de keyif purosu veya purettası yakın bakalım… Biz de yavaş yavaş uzayalım bu yazıdan, eve gidip bavulları boşaltalım, bir sonraki seyahati planlayalım. Komünal gezi rehberi gururla sundu...

1 yorum:

meltem dedi ki...

ay cok guzel, cok heyecanli!

buradan teaser verelim, bir baska gezi yazisinin da eli kulaginda.
baska bir latin amerika gezisi, meltem'den (ve belki de cagatto'dan)geliyor. cok yakinda!