2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com

10 Eylül 2009 Perşembe

Türkiye - Polonya: Uh Ah Dev Ömer!

Şu maçtan önce Eurobasket liderlik istatistiklerine baktığımızda, her kategoride ilk beşte Polonyalı oyuncuları görmek mümkündü. Maç başına sayıda Lampe ve Gortat, gene ribauntlarda Lampe ve Gortat, asistlerde Logan ve Szubarga, top çalmada Logan. 16 takımın olduğu bir turnuvada, 4 temel kategoride ilk 5'e adam sokmak zor iş. Peki bunun sırrı neydi? Polonya çok iyi bir takım mı? Hayır. Ama ilk beş oyuncuları iyi. Fakat bench'ten yeterince katkı gelmiyor, ilk 5 oyuncuları çok fazla süre alıyor. Bu bir turnuva takımı kimliği mi? Hayır. İlk 5 oyuncularını bozarsan ne olur? Bu akşam olan olur. [Bu çakma Sokrates havam için özür dilerim.]
Bu akşama dair söylenecek temel tek şey var: Teknik kadronun Polonya'yı çok iyi etüt ettiği. Şu zamana kadar beklenilen katkıyı yapamamış Ömer Aşık, savunma zaafı olan Gortat karşısında uçtu gitti. Oyunun başlarında Kerem Tunçeri ve Ömer Aşık'ın ikili oyunlarıyla mükemmel hücumlar gerçekleştirdik, Kerem Logan'a sırtını verip içeriye girdi ve pivot hareketiyle sayıyı bıraktı bir ara, o derece yani. Ömer Önan'ın geri dönüşü ile de savunmada çok atletik ve diri bir yapıya kavuştuk; bunun üzerine asist kralı Polonya takımı asist yapamadı, Logan şut bulamadı. Ömer Aşık'ın faulden uzak durma niyeti -ki çok yerindeydi- ile sadece Gortat'la sayı denedi Polonya, ve çok acele şutlara zorladık onları. Ribauntlarda da bariz bir üstünlük vardı ki, bunu şöyle özetleyelim: Son iki maçta 22 hücum ribaundu almış Polonya bu maç sadece 6 hücum ribaundu aldı. (Burada 3 hücum ribaundu alan Ersan'a özel teşekkürleri iletmek lazım.)
Oyunun devamındaki hamleler de yerindeydi. Mesela Gortat - Oğuz eşleşmesinde Oğuz ağır kalmaya başlayınca, Ömer ve Sinan'dan ekstra efor sarf etmesini bekledik, ve bu ekstra katkıyı aldık da. Ender gene tam zamanında girdi, mükemmel oynadı, nazar değmesin hakikaten bu çocuğa. Bekir ve Engin gibi iki önemli ekstra adamını kullanmaya gerek duymadık bile. Bir ara Polonya farkı indirmeye niyetlendiyse de, gene Ömer Aşık'ı devreye soktuk, ve sonrasında da koptu gitti zaten.
Bu akşam sahada, oyunu tam anlamıyla kontrol eden (İlk devre sonundaki ve 3. periyottaki geçici Polonya gazı hariç) bir takım vardı. Bendini çiğneyip aşan bir Ömer Aşık (22 sayı 8 ribaunt) ile, iç bölgede ne yaparız sorusunun cevabını aldık. İlk iki maçta Oğuz'un sırtına yaslanmıştık, bu akşam ona gerek kalmadı. Semih 20 dakikada sadece 2 faul yaptı. [ironi evet] Bunlar hep umut verici göstergeler.
Neticede 3'te 3 ile (bu 2'de 2'ye düşecek zira grup sonuncusu ile yapılan maç dikkate alınmıyor.) üst gruba geçtik, ve oradaki 5 rakibimizin de 1'er galibiyeti var. Burada alacağımız 1 galibiyet bile çeyrek finali garantilememiz anlamına gelmekte. İşin daha da güzeli, tıpkı bir önceki Dünya Şampiyonası'nda olduğu gibi "takım" olarak ilerliyoruz, futbol takımımız gibi bireylerin sırtında değil.
Bu 3 günlük dinlenme sürecinden sonra önce rakibimiz İspanya olacak. Her ne kadar Reyes ve Gasol'e karşı ne yaparız sorusu kafalarda olsa da; çok formda olan kısalarımızın Rubio, Fernandez ve Navarro'yu kilitleme şansı bir hayli fazla. En azından bu moral motivasyonla, umutlu olmamak için hiçbir sebep yok.

4 yorum:

natura horror vacui dedi ki...

bir kere baştan sona leziz bir yorum olmuş. yalnız özellikle üçüncü çeyrekte kerem'in döküldüğünü söylemek lazım. bir ara bocalamamızın sebebi de buydu. engin'le ender girdikten sonra yeniden toparlanıp farkı açtık. işte o dakikaların adamı da kerem tunçeri. türkiye'de özellikle önde olduğumuz dakikalarda bu kadar iyi tempo ayarlayabilecek tecrübeye ve oyun görüşüne sahip tek adam.

ender arslan'ın her an top kaybı yapabilecek ya da gücü yetmediği için şutu potaya yetişmeyecek görüntüsünden sıyrılıp bu turnuvada oynadığı basketbol yalnızca "mutasyon" kelimesiyle açıklanabilir. 3 maçta tutturduğu %90 serbest atış ve %72.7 3 sayılık atış ortalamalarıyla ürettiği 14,3 sayı ortalaması ise nasıl açıklanır bilmiyorum. inşallah hep böyle devam eder.

ömer aşık için söylenecek söz yok. muazzam oynadı hak'katen. müthiş hücum katkısının yanında savunmada yaptığı işler de tarifsiz.

her 3 maçın da ortak ve de en sevindirici noktası sayıların neredeyse tüm takıma yayılması. sallıyor olabilirim ama hem ilk maçta, hem ikinci maçta 10 oyuncu sayı üretmişti sanırsam. dün de

ispanya maçına gelince, önce peşin peşin şunu söyleyeyim, navarro'nn artistliklerinden kaçınmamız gerekiyor. ben hayatımda herhangi bir pozisyonu onun kadar abartan, sürekli kendini yere atan adam görmedim. arif erdem'in basketbol versiyonu, o derece. nefret etmemek elde değil. özellikle sert savunma yapan sinan'ın navarro'nun tuzağına düşmemesi gerek. ricky rubio ve rudy fernandez içinse söyleyebileceğim tek şey, bence bizim guardlara ağır basıyorlar. joventut badalona meslek lisesi'nden yetişme bu iki adama da hayranım ben. umarım bizim maçta günlerinde olmazlar. pau gasol zaten bilindik bir tehdit de, asıl gözden ırak oynayıp çok iş yapabilecek oyuncu felipe reyes. gerek fizik, gerek oyun tarzı olarak oğuz savaş'a çok benzetiyorum reyes'i. ama çok daha diverse bir oyunu var oğuz'a göre. ayrıca daha yetenekli. real madrid'in kaptanı olmak kolay iş değil zira... nihayetinde ispanya maçı zor maç ama biz de iyi bir takımız. hiç belli olmaz. ayrıca ispanya'ya yenilsek bile çeyrek finalde kendimize kesinlikle yer bulacağımızı düşünüyorum.

shelbyl dedi ki...

Valla her dedigin dogru, sonucta bizimkisi de varsayim. Fakat Sirbistan eger Ispanya'yi 57 sayida tutabildiyse, biz de buna benzer bir basari elde edebiliriz. Duz mantik ama, ben Tanjevic'in 3 macta ortaya koydugu savunma agirlikli mantalite, ve Omer-Sinan-Kerem'den bunu bekliyorum.

Selcuk dedi ki...

Ruyamda Ispanya'ya yeniliyorduk. Umarim ruyalarin tersi cikiyordur!

natura horror vacui dedi ki...

helal olsun valla çocuklara! uzun süredir hiçbir maçta böyl4e heyecanlandığımı hatırlamıyorum! son dünya şampiyonunu yenmek büyük olay ama son dnya şampiyonunu 60 sayıda tutarak yenmek muazzam bir olay... ellerine sağlık hepsinin!