2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com

9 Aralık 2009 Çarşamba

Kürt Sorununa Makyavelist Bakış: DTP'nin Kapatma Davası

Sırf ilgi çekmek için başlığı böyle attım. Popüler bir laf "makyavelist". Machiavelli "ölümümden 500 yıl sonra beni Türkiye'de meşhur eden herkese teşekkür ederim." diye telgraf çekse mezarından yeridir. (Cıvıtmadan konuya geleceğim hemen. Böyle biraz neşelimsi bir giriş yaptım ki sonradan toparlaması kolay olsun.)
Şu yazıyı okumadan önce sizden 3 adet varsayımı kabul etmenizi rica ediyorum:
1. Para insanı değiştirecek kadar güçlü bir olgudur.
2. Çoğu insan statüsünü, rahatını vs. toplumun iyiliği için feda etmeyecek kadar bencildir.
3. Siyaset kirli bir ortamdır.
Eğer bunları kabul ediyorsanız, yazının mantığında hiçbir yerin sizi rahatsız etmemesi lazım.
Kürt sorununun 4 adet temel oyuncusu var. Sivil, rütbesiz Türkler ve Kürtleri geçiyoruz, onlar çoğunlukla güdülen, sivil toplumun etkisizliğinden dolayı pek de sesi çıkmayan insanlar. Oyuncular o yüzden PKK, DTP, Türk ordusu ve AKP (hükümet olması itibariyle). Muhalefetin zaten çıkan bir tane sesi var, o yüzden onların oyuncu olacak kalibrede olduğunu dahi söyleyemeyiz.
Şimdi en başta değindiğim üç prensip açısından bu oyunculara bakalım.
PKK: Öcalan'ın yakalanması ile örgütün ciddi bir liderlik sorunu ile başbaşa kaldığını söyleyebiliriz. Çokbaşlılık ve çok seslilik oluştu, Avrupa kanadı olan KADEK daha bağımsızlaştı vs. Örgüt zaten hiçbir zaman için "nihai amacı"nı netlikle belirtememişti. Türkiye'den ayrılmak, demokratik kazanımla yetinmek, federasyon kurmak... Herhangi biri olabilir. Bunun yanısıra, son 25 yıldır Kürt halkının tek "mücadele" kaynağı olan bu örgüt, DTP'nin meclise girmesiyle, demokratikleşme adımları atılmasıyla vs. eski tekliğini, yani otoritesini kaybetme aşamasına geldi.
Bu durumda örgüt liderleri ne yapmak isterler prensiplerimiz doğrultusunda? Gücünü tekrar geri kazanmak. Bunun için demokratikleşme süreci baltalanmalı, halk bu tür barış rüzgarlarının sahte ve geçici olduğuna inandırılmalı, zaten ateşli Türklerin kitlesel olarak gaza gelmesi ve de Kürtlere saldırması, bu sebepten şiddetin meşru görülmesi sağlanmalı. Nihayetinde silahlı mücadelenin, ve de dolayısıyla gelen "yardım"ların, maddi desteğin vs. kesilmemesi sağlanmalı.
Son terör olaylarını bu ışıkta değerlendiriniz.
DTP: Bu partinin meclise girmesiyle Türk siyasetinde yeni bir dönem başladı. Lakin, DTP hiçbir zaman bahsettiğimiz "sağduyulu", "çözüm için olgun adımlar atan" parti hüviyetine tam olarak bürünemedi. Terörü reddedemediler, Öcalan'dan bağımsızlıklarını kabul ettiremediler ve yahut ettirmeye çalışmadılar vs.
Neden? Birincisi, AKP'nin Güneydoğu'daki oylara göz dikmesi, attığı tüm adımları oradaki seçmenin gönlünü kazanmak için atıyor olması (yukarıdaki prensiplerimiz doğrultusunda). İkincisi, PKK'nin ne olursa olsun silahlı güce sahip olması, ve de DTP'nin, Kürt halkının PKK'ya olan gönül bağı sebebiyle, tam olarak bağımsızca, uzlaşmacı tavırla hareket edememesi. Zira AKP'nin her adımını alkışlasalar, kırmızı çizgileri biraz aşsalar; ya tabanları parti değiştirir, ya da tavanları müdahale eder. Kendi bekaları için bu "arada uzlaşan, arada bozan" tutumu sürdürmek zorundalar.
Kürt açılımı sürecindeki tercih edilen üslubu ve de negatif beyanatları bu ışıkta değerlendiriniz.
AKP: AKP'nin kaybeder gibi olduğu gücünü sürdürebilmesi için neler yapması gerek? 1. AB yolunda daha güçlü adım atması. 2. Tabanından kopan milliyetçiliği muhafazakarlığının üstüne çıkmış seçmeni ikna ya da telafi etmesi. Bu iki madde de Kürt sorunundan geçmekte. AB yolunda ilerlemek için "açılım" şart, ama milliyetçi kesimin tepkisi sebebiyle Güneydoğu'daki Kürt seçmeni kazanmak da elzem.
AKP bu durumda DTP ile ciddi bir iktidar çatışmasına girmekte, ve de yukarıda DTP maddesinde değindiğimiz sorunlar oluşmakta. Ama şu doğru: AKP, Türkiye'nin selametinden önce kendi bekasını düşünür, o yüzden AB - seçmen ekseninde karar almaktadır, çok özgürlükçü olduğundan değil.
Kürt açılımının yönetilme sürecini bu ışıkta değerlendiriniz.
Ordu: Ordu, kendisine belki de yıllardır yapılmayan yatırımları PKK örgütü sayesinde kazandı. Çevik Kuvvet olsun, OHAL olsun inanılmaz yetkilerle donandı; statükoyu devam ettirebilmek için "Ordu tek güvence" mesajını iyiden iyiye vurgulama şansı buldu. Yeri geldi sınır ötesi, yeri geldi sınır içi güç gösterileri.
Fakat AB sürecinde ordunun siyasetteki pozisyonunun gittikçe zayıfladığı malum. Eğer bir de barış sürecine girilirse, ordu bütün ehemmiyetini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Ordunun bütçesi azalacak, manevi olarak zayıflayacak, yetkileri daralacak vs. Bu konumunu kaybetmemek için de, PKK ile mücadelenin, ne çapta olursa olsun, devam etme mecburiyeti var.
Ordunun 25 yıldır "mücadele" yöntemini ve söylemini değiştirmemesini, düzenlediği "sahte PKK operasyonları"nı vs. bu ışıkta değerlendiriniz.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Şimdi bu oyunu değiştirebilecek önemli bir hamle gelmekte: DTP'nin kapatma davası.
Eğer DTP kapatılmazsa, Kürtlerin gözünde bazı şeylerin "eskisi gibi" olmadığı tescillenecek, demokratik mücadelenin işe yarayabileceği umudu yeşerecek, ordunun ve PKK'nın otorite kaybı olacak, içinde bulunduğumuz süreç daha ciddi bir şekilde devam edecek.
Ama DTP'nin kapatılması bu statükonun devamı olacağı için, bir anlamda bu yüzden herkesin işine gelir. PKK güçlenir, ordunun düşmanı devam eder, AKP milliyetçi kesim ile barış imzalar, bir yandan da "Elimizden geleni yaptık" der, DTP ise mağdur rolünde bir dahaki seçimde başka bir türlü meclise girer, ulusalcılar zaten sabit konumda.
DTP'nin kapatılmaması, bu bağlamda, büyük bir devrim olacaktır. Ama, tam da bu sebepten, benim hiç ama hiç umudum yok. Bu dengeleri değiştirecek bir dış faktör gelmedikçe de, bu sorun çözülmez.

4 yorum:

shelbyl dedi ki...

Su diyalog da kaniti olsun:

http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&KategoriID=12&ArticleID=1172067&Date=10.12.2009&b=Meclis%20tutanaklarina%20yansiyan%20kapatma%20gerginligi

eren dedi ki...

Tokat saldırısını PKK üstlenmiş. Bugünkü Radikal gazetesinden:

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=968531&Date=10.12.2009&CategoryID=77

Habis Ruh dedi ki...

Birkaç sözlük dolaştıktan sonra genel olarak olayın iyi ifade edildiği güzel yazılardan biri olmuş, tebrikler!

De..

Açıkçası, yav illa ki bi yerde hata vardır diye iyice didikledim ve hatta uykularım kaçmak üzereydi ki kafam şuna takıldı;

"...Kürt halkının PKK'ya olan gönül bağı sebebiyle..."

Kürt halkının pkkyla ne gibi bir gönül bağı olabilir?

Okuldan ve basından etkilenmiş olabilirim ya da olmayabilirim, kendi kendime sadece belirli kaynakları okuyarak beynimi yıkamış da olabilirim. Bir siyasi soruna çözüm amaçlı yaklaştığımda her defasında bu soruları kendime yöneltiyorum.
Ama yine de şu şekilde düşünüyorum;

pkk bir terör örgütüdür, kanla beslenir, gönül bağı kurmak falan?! gönlü olsa bir terör örgütünün, belki?! Eğer varsa bi bağ, o bağın gönül bağı şeklinde tanımlanması olsa olsa Kürt halkına bir hakaret. Bu noktada şu sorum var;
Kürt halkı pkknın varlığından dolayı bir takım yanlış algılamalara kurban gitmiş midir, gitmemiş midir?

Yine pkk=Kürt halkı özdeşleştirmesi görüyor gibi oldum. Öyle mi?
Dtp'yi kapanma noktasına getiren bi yerde bu özdeşleştirme değil midir?
Ki medya ya da faşistler de değildi bu özleştirmeyi yapan, bizzat Dtplilerin kendisi.

DTP'nin özgürce hareket edememesinin nedeni bu sözde gönül bağı değildi, bence. Net olarak bilmemekle birlikte, DTP'nin içinde pkkya daha yakın olanlar ve olmayanlar şeklinde bölünme olduğunu bir yerlerde okudum. pkkya yakın olanlar partide daha etkindi. Bunun bir işareti olarak; DTP, Kürt haklarını savunurken daha çok Kürt kimliğinin yerleşmesi(bu nedenle anayasanın giriş kısmının değiştirilmesi gerektiğine kadar uzatılabilen bir süreç), Kürtçe, DTPli belediyelerin olduğu yerlerde yerel yönetimin güçlenmesi gibi dışardan bakılınca bölünme çabaları olarak algılanabilen çalışmalar yürütürken bölgedeki aşiret düzeni konusunda kılını kıpırdatmamıştır. Halbuki bölgenin geri kalmışlığının temel nedenlerinden biri budur. Bu geri kalmışlık pkknın işine gelmektedir. TR çatısı altında Türk vatandaşlığı kimliği ile gelişmiş bir bölge elbette istenmez.

Ama, gönül bağından kastın DTP'deki pkk yandaşları ise, bunun Kürt halkına maledilemeyeceğinin altını çizmek isterim.

Sevgilerzz.

shelbyl dedi ki...

Senin 85 yildir "Turk" baskisi altinda var olma mucadeleni en basarili sekilde gundeme getirmis orgute mutlaka bir "gonul bagin" olmalidir. Yoksa garip olur zaten.

Ben PKK=Kurt halki demiyorum kesinlikle. Ama Kurt halkinin PKK'ya, hadi gonu bagi demeyelim de, sempatisi oldugunu dusunuyorum, ve hatta bunu gayet "normal" ve "dogal" buluyorum.

Aslinda bu cok ciddi bir algi catismasina isaret. Kurt sorunu 1970'erden once var miydi, yok muydu? Eger vardi diyorsaniz, Pkk ile gonul bagi olmasi Kurt halkina hakaret olmaz. Eger yoktu diyorsaniz, o zaman "Kurt halki terorist bir orgut ile gonul bagi kurmakta" gibi bir sonuca vardigim dusunulur. Benim dedigim ilki.

Sizin dediginiz gibi, DTP'nin icinde iki kanat var duydugumuza gore: Sahinler ve ilimlilar. Bugunku kapatma sonrasi ceza alan iki milletvekili "ilimli" kanadindan. Bu iste bir terslik var.

Kurt halki, ve hatta fasistler de olsa Turk halki; guduldugu/gudulendigi gibi davranmaktadir, esas olan ise catisma zihniyetinden beslenendir.

Biraz pesimist ama, bence olan o.