2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com

26 Kasım 2012 Pazartesi

Solfasol: Ankara'nın Gayrıresmi Gazetesi


Ne yazsam ne yapsam derken, “Ankara’ya Ankara’yı yazanları yazayım.”da karar kıldım. Gerçi çok zor olmadı, zira ilk çıktığı zamandan beri sempatiyle yaklaştığım -hatta çok fazla yaklaşıp farkına varmadan içine bile girdiğim- heyecanla takip ettiğim, “Ulan ben Ankara için bir şeyler çıkaracak olsam böyle bir şey yapardım!” dediğim bir “şey” Solfasol. Bir “şey/ler” deyip duruyorum, zira gazete midir, dergi midir, in midir cin midir, hırlı mıdır hırssız mıdır birlemiyorum, tanımlayamıyorum. Tanımlara sığmıyor kerata. Dedim ki biraz çabalayayım, belki biraz anlatabilirim, birilerinin ilgisini çeker. Dolayısıyla evet, bugün menümüzde leziz bir Solfasol var.

Bir kere, hırssızdır diye başlayabilirim galiba. Yani böyle CHP stayla “AKP muhafeleti olsun, çamurdan olsun.”, “İMG çamurlaması olsun, zaten güzel olur.”cu değil. Hatta bugünün en güncel terimleriyle söyleyecek olursak bir “Birgün kapağı” değil. Evet, Ankara’yla ilgili pek çok b.kluk gelip bir İMG gülümsemesi altında düğümleniyor olabilir, ama Ahmet Şık’ın RTE için söylediği sözlerini ödünç alarak ifade edecek olursak “İMG bir figür, sistemin kendisi değil ve eleştirinin de tek kişiye indirgenmesi doğru değil.”. Dolayısıyla İMG’de var olan “Oh, şehre milyon tane gazeteyle pompalayayım kendimi ve iktidarımı” hırsı yok, ondandır Solfasol’e hırssız demem, "kentli muhalif" halindendir (Misal bakın, ben dayanamıyorum o dünyanın en çirkin gülümsemesine saldırmadan). Solfasol birkaç bin basılır, bir miktar satılır, yer yer dağıtılır, hayatını 18 sayıdır idame ettirir.



Solfasol bir Ankara semti, keçi de Ankara keçisi. Bisikleti Ankara'yla ilişkilendiremedik gitti, ama ona da az kaldı!

Gazete-dergi ikilemine gelince; bu konu beni aşıyor, zira ben okurum arkadaş. Gerek geniş zamanda, gerek isim olarak, gerek sıfat olarak, gerek “yazar”ın yancısı olarak “okur”um. Bakmam gazeteymiş, dergiymiş, oymuş buymuş. Oldukça güncel haberlerden kelli gazetevari yanlarının yanında (yana yana yan yana), makale/köşe yazısı tarzı içeriğinden öt'rü daha dergisel bir hali de var. Her halini seviyorum, hiç dert etmiyorum böyle şeyleri, ama kafanızda biraz canlanması için söylüyorum. Dosyaları oluyor mesela bazı sayılarda (hatta sık sık oluyor da, şu an elimin altında Kasım 2012 sayısı olduğu ve onda dosya göremediğim için “bazı sayılarda” demekle yetindim), veya bir sayıda bakıyorsunuz astronomiyle ilgili bir şeyler, berikinde veganizmle ilgili makale, bir bisiklet fotoromanı, bir bitmeyen Ankara’nın kaldırımları da süklüm püklüm yolları.

Bu arada Kasım sayısı demişken, bu sayıdaki orta sayfaya yerleştirilen “Ankara Bir Festivaller Kenti mi?” başlıklı bölümü bi’ ayrı sevdim. Bakınca insanın içi karmaşık hislerle doluyor. Aslında “Ankara’da bildiğin festivalleri say?” deseler, 3-4 tane sayabilirim belki, ama hem nicelik hem de nitelikten yana epey festival varmış Ankara’da, görmek hoşuma gitti. Yani elbette bir İstanbul değil, bir kültür başkenti değil (Bu esnada çok alakasız bir parantez açmak istiyorum: Kim veriyo’ lan bu adama ve şehrin bu haline o abuk subuk ödülleri, çabuk çıksın ortaya?!), ama o da bize o kadar da boş değil neyse ki.

Bunların dışında, dediğim gibi epey yaklaştım Solfasol’e, yazanlar çizenler, emek verenler, konuşan tartışanlarla tanışma fırsatı da buldum. Ki zaten yarısıyla öyle ya da böyle tanışıyor, bir yerlerde ama yüz yüze, ama başka şekilde karşılaşmış, yollarımızın kesişmiş olduğunu fark ettim. Dışarıdan büyük görünse de, Ankara küçük bir şehir zaten. Buralarda insan gibi yaşamak için bir şeyler yapmaya çalışan insan sayısı epey sınırlı ve Solfasol de güzel bir kesişim noktası olmayı beceriyor pek güzel. Dolayısıyla kendisine ilişkin çok rahatlıkla söyleyebileceğim bir başka şey de, Solfasol’ün arkasında Ankara’da hakkıyla yaşamaya çalışan bir grup insanca verilen çok ciddi bir emek ve heyecanın olduğu.

Valla gördüğünüz üzere Solfasol anlatılmaz yaşanır kabilinden bir müessese, zira anlatamadım gitti kaçyüz karakterdir. Dolayısıyla satın alın, ödünç alın, bir sürü kafeye gidip çayınızı içerken beleşe okuyun, buyrun bir çayımı içerken ben size okuyayım/okutayım, abone olun, eşe dosta abonelik hediye edin ve kendiniz görün. Kâr amacı güden bir “şey” ololmadığı için, kimse sizi zorlamayacaktır satın almaya, zira internet sitesine girip eski sayılarını ücretsiz olarak okuyabiliyorsunuz zaten. Sadece içinde bulunulan ay internet sitesinde bulunmuyor, ücretsiz ve onlayn olarak 1 ay geriden takip edebiliyorsunuz. Ama yine de benim önerim, paranız yettiğince destek olun, abone olun, alın, eşe dosta verin, Ankara’ya can verin. Böyle diyorum diye de desteğinizi parayla sınırlı sanmayın; yazın, çizin, duyurun, kendileriyle iletişin, düzeltin, eleştirin, Feysbuk’tan layk edin, fotoğraf gönderin, paketleyin, gezin, dağıtın, tanışın, tanıyın... Dayanışmanın binbir türlü yolu var, keşfedin!

Ankara’dan haber almak, Ankara’ya haber vermek için Solfasol! 

Hiç yorum yok: