2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com
militarizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
militarizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2010 Cuma

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü

TSK tarafından her sene düzenlenen geleneksel 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü çekilişinde bu sene de her sene olduğu gibi yine binlerce gence nah çıktı. Büyük ikramiyeyi ise vicdani ret, cinsel yönelim ayrımcılığı, sağlık, gibi nedenlerle askerliğe elverişli olmadığını veya askere gitmek istemediğini belgeleyen/beyan eden yüzlerce genç paylaştı.


Askerlik müessesesine zorlanan gençlerin ve çevresindekilerin yaşadığı psikolojik travmalara dikkat çekmek amacıyla bir dahaki çekiliş, 10 Mayıs Psikologlar Günü'nde.

Dünya İnsan Hakları Gününüz kutlu olsun!

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Dünün Mana ve Ehemmiyeti - Sürüne Sürüne Erkek Olmak

4 Ayda Bir Ayın 12'si
Yazıya 80 tane başlık düşündüğüm için hangi birini koyacağımı bilemedim, bir kısmını tepiştirdim başlığa ve yazının başına. Bunun bir nedeni de, şu anda tam olarak ne yazacağımı bilememem. Kişisel deneyimlerimden yola çıkarak askerliğe ilişkin bir şeyler mi, dün bir arkadaşımı otogardan yolcu ettiğimde kafamda yeniden canlanan şeyler mi, yoksa yakın zamanda okuduğum "Sürüne Sürüne Erkek Olmak" isimli Pınar Selek'e ait kitaba dair bir şeyler mi... Pek bilemiyorum, yazarken göreceğim.
11 Aralık 2006 gecesi bir alâmete binip çıktım yola. Kimi ağlayan, kimi kendini güçlükle tutan, kimi evden ilk defa bu kadar uzun süreliğine ayrılan ama hepsi kurbanlık koyun hissiyatı içinde bir sürü kel insanla aynı otobüsteydim. Neyse, gittim, cezam 5 ay 5 günmüş, yattım geldim. Ondan sonra her 4 ayda bir, ayın (Nisan, Ağustos ve Aralık'ın)12'si bir garip oluyor içim. Arkadaş çevremden de ilk gidenlerden biri olduğum ve her geçen dönem daha fazla arkadşaım gittiği için oldukça sık yaşaıyorum bu hissi. Önceki gün de bir başka arkadaşımı Bayburt'a yolcu ettim AŞTİ'den. Yine benzer his, yine bir burukluk. Hele ki giden insan "vatan, millet, şehadet" safsatalarına inanmıyor, zerre istemeden gidiyorsa iyice bir değişik... Kornalar, davullar, zurnalar, otobüs önü geçip metalciden bozma ülkücü işaretiyle milli marş okumalar, türlü erkekliğe övgü ritüelleri... Bunları istememek garabet oluyor sonra! Yani ben insanlar arkamdan "en büyük asker bizim asker" diye bağırmasın istediğim zaman, "hallalla! Niye ki?" oluyor. Yahu istemiyorum. Adamlar beni alıp 6 ay boyunca ailemden, sevdiklerimden, işimden, gücümden, hayatımdan alıkoyacak, ben de davulla zurnayla göbek ata ata gideceğim? Yeek yeaa! Daha neler!
1. Uluslararası Katılımcı ve Girişimci Gençlik Zirvesi adında bir Eylem 5.1 projesine katılmıştım. Orada "gençler ne ister?" dendiğinde verilen "iyi bir iş, güzel bir eş, mutlu bir yuva, kıl, yün" yanıtı verildikten sonra "bu istenenlerin hepsinden önce, gerçek anlamda da zamansal olarak bunlardan önce, askerliğin kalkmasını ister." dediğimde salonda yoğun bir itiraz, yüzlerle yapılan "g.tüyle gülme" mimikleri ve cılız birkaç alkışla karşılaşmıştım. Akabinde itiraz edenleri tartışmaya davet ettim, kimi en baştan ciddiye almamayı tercih etti "olur mu öyle şey!" diye. Sonra bir kısım "bu vatanı sen savunmazsan, ben savunmazsam, kim savunacak?"çılar geldi. Çoğunluğu askerliğini yapmamış olsa bile -belki de yapmamış oldukları için çok matah bir şey sanıyorlardı- askerliğin namus meselesi olduğunda ısrarcılardı. "Tamam" dedim, "ben yapmayayım, namussuz olayım, zararı yok, çok bayılıyorsanız gidin yapın" dedim, onu da beğenmediler. Bir Türk erkeği olarak namussuz olmam hoşlarına gitmemiş olsa gerek. Sonuçta yalnızca 1 kişiyi vicdani ret ve -hadi bilemedin- paralı askerlik meselesinde biraz ikna edebildim. O yetti bana, mutlu oldum.
Nereden çağrıştım bu kadar derken geldi aklıma; o gün orada bana "aman askerlik, canım askerlik" diye çemkiren gençlerden veya genel olarak bu tavırda olan genç erkeklerden kaç tanesi acaba "Askerlik uzuyormuş olm! Hemen gidelim!" diye harekete geçti, bugün teslim oldu veya ne kadarı sırf aklından geçirdi "Okulum bitmiş olsaydı da gitseydim hemen keşke!" diye? Bunu çok merak ediyorum ama ölçmenin/anlamanın/öğrenmenin hiçbir yolu yok ne yazık ki... Konu açıldığında mangalda kül bırakmayanlar acaba iş harekete geçmeye gelince ne yapıyorlar? Bire bir alakalı olmasa da Mavi Sakal diyor ki,
"Bugünlerde bir şeyler kafamı kurcalıyor, Vatan kurtaranlar arkamızdan ne söylerler? Biz ölünce ne ne ne diyorlar? Bu baltaya sakın sakın sap olma!" Kafaları kurcalansın işşşşallah!
P.S. Bu yazının herhangi bir amacı, girişi, gelişmesi, sonucu olmadı. Serinin ilk yazısı olsun, ikinci yazıda da Pınar Selek'in başlıktaki kitabı "Sürüne Sürüne Erkek Olmak"ı tanıtırım. Daha sonra da bakarsınız Komünal İşkembe'den bir dev hizmetle daha karşınızda oluruz bu konuya ilişkin?

7 Haziran 2009 Pazar

Milli Eğitim'de Haller

Milli Eğitim Bakanlığı'nın özellikle de AKP (zibidiyim, onun için AKP diyorum) döneminde ne hallere düştüğünü görmek için çok yakından takip etmeye gerek yok, durum gazete okuyan hemen herkesin malumu.. Son zamanlarda benim en dikkatimi çeken "Sarı Gelin" saçmalığıydı (bu başka bir yazının konusu, onun için detaya girmiyorum ama mesele çok özetle ordu tarafından hazırlanan bir Ermeni sorunu belgeselinin azınlık okulları da dahil tüm ilköğretim okullarında zorla seyrettirilmesi için gösterilen çaba). Mesela ilköğretimin özelleştirilmesine dönük çabalar da vardı beni özellikle rahatsız eden. Sonra burada sanırım Shelbyl'in yazdığı 2 sınav sorusu vardı falan.. Bunun yanında gözümüzden kaçan veya ne yazık ki fena halde kanıksadığımız için bahse değer bulmadığımız nice şey vardır.. Bugün de üzerine benim pek fazla bir şey ekleyemeyeceğim, yıllardır süregelen bir yanlışa ilişkin bir yazı önereceğim; "Andımız" Tartışması: Yanlış Her Gün Yinelense de Yanlıştır - Doç. Dr. Serdar Değirmencioğlu 22 Mayıs gazetelerindeki haberlerin üstüne, ilköğretim okullarında her gün okunan, yaşıtlarımın ortalama 850'şer kez, bizden daha şanssız olan 8 yıllık eğitim öğrencilerinin ise ortalama 1360 kez tekrarladığı andımıza ilişkin tartışmalar başlamıştı ve neyse ki halen sürüyor, çünkü bence de tartışılmayı da kaldırılmayı da sonuna kadar hak eden bir uygulama. Bu konuya ilişkin bence oldukça önemli ve isabetli bir yazı bu önerdiğim de. Paragrafın üstündeki başlıktan veya buradan ulaşabilirsiniz. Bir de iş sırf bununla kalsa leylek eksik kalacak malum, onu da eksik bırakmamak için de şöyle bir girişim var ki akıllara zarar; Şimdi de "Trafik Andımız" okutulacak - Eğitim Emekçileri Derneği Halkı Milli Eğitim'den soğutmak gibi olmasın ama, Erkin Koray en doğrusunu yapmış galiba..