2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com

22 Temmuz 2014 Salı

Babalar ve Çocukları

*Bu yazı quadroz tarafından yazılmıştır.

Bir insan neyin doğru neyin yanlış olduğunu nasıl öğrenir? Hayata dair çıkarımlarını nasıl ve neye dayanarak yapar? Bu çıkarımları temellendirmesi gerek bir yerde değil mi? Bu temelleri hangi varsayımlar üzerine kurar peki?

İlk aklıma gelen cevap aile. Hayatla ilgili başlangıç noktasını kabaca anamıza babamıza bakarak belirliyoruz. Babamız hangi görüşlere sahipse onları benimsiyoruz. Babamız hangi sosyal sınıfa mensupsa, o sosyal sınıfı tanıyarak ve tanım gereği benimseyerek büyüyoruz. Babamızın doğruları bizim doğrularımız oluyor. Babamızın hayatla ilgili temel varsayımlarını aynen bünyemize alıyoruz. Yaş itibariyle kafamız pek çalışmadığından da bunları o esnada pek dönüşüme uğratmıyoruz.

Sonra çevre geliyor. Fakat ailemizin ait olduğu sosyoekonomik gruplar temas edebileceğimiz çevreyi yoğun ölçüde kısıtlıyor,özellikle üniversite vs. için yuvadan uçup gidene kadar. Zenginsek zaten zengin mahallesinde oturuyoruz. Memursak genelde çevremiz memur çocuklarından oluşuyor. Babamız sağcıysa istisnalar harici gene sağcılarla arkadaşlık ediyor. E cocukları da çok büyük olasılıkla sağcı oluyor. Yani bir yerde istisnaları bir kenara bırakırsak yine evde öğrendiğimiz doğruları daha da güçlendirecek bir çevrede büyüyoruz. Babamızın dediklerinin benzerlerini çevremizde duydukça bunları daha da güçlü bir şekilde benimsiyoruz.

Evden uçuyoruz, üniversiteye gidiyoruz. Bir kısım insan bu kopuşu bile yaşamadığı için yukardaki cendereden zaten hiçbir zaman çıkamıyor. Tut ki çiktik, istanbul'a okumaya gittik. İki ihtimal var burada. Ailemiz bize sıkı ve sert bir endoktrinasyon uyguladıysa ve kontrollerini hala üzerimizden çekmediyse yine benzer bir ortama girmemiz çok olası. Benzer insanlarla arkadaşlık edip,benzer şekilde devam ediyoruz. Ailemiz biraz daha alakasızsa, pek kendi doğrularını empoze etmeyi umursamadıysa da, ihtiyacımız olan bu "doğrular"ı üniversitede karşımıza ilk çıkan/ilk ciddi temas ettiğimiz gruplardan öğreniyoruz. Bu grupların siyasi olmasına da gerek yok. Herhangi bir şekilde hayatla ilgili bazı sorulara cevap versinler, yeter. Boş bir bardak olarak geldiğimiz üniversitede doluyoruz kısaca. Ailemiz endoktrinasyonda eksiklikler bıraktıysa bunları yeni girdiğimiz ortamımızda dolduruyoruz.

Farkettiyseniz henüz hiçbir sorgulama aşamasına girmedik. Bize empoze edilenleri bünyemiz samimiyetle kabul ediyor mu hiç test etmedik. Oturup da ciddi ciddi hiç düşünmedik acaba gerçekten edindiğimiz doğrular, kabullendiğimiz varsayımlar doğru mu. Bunu yapmak zor geldi çünkü. Farklı bilgi kaynaklarına ulaşmak, farklı ihtimallerin korkutuculuğuna alışmak, babamızın tam bir mal olduğunu farketme ihtimali zor geldi. Götümüz yemedi kısaca. Şimdiye kadar edindiklerimiz bize konforlu bir alan sağladı. Mutlu, mesut takılıyoruz.

Ama bir huzursuzluk baş göstermeye başladı. Bazımızın vücudu içine konanları pek kaldıramıyor mu ne? Hiç çaba göstermeden ediniverdiğimiz bu doğrular ağır geliyor sanki. Bir tuhaflık var. İçimize sinmeyen, dilimizde kekremsi bir tat bırakan bir şeyler var.

O zaman daha sıkı sarılmalıyız doğrularımıza. Evde kabaca öğrendiğimiz şeylerin aynısını söyleyen filozoflar/ideologlar bulmalıyız. Düşündüklerimize destek olabilecek kitaplar okumalıyız. Çünkü bunlar hoşumuza gidiyor. Bizi rahatsız etmiyor. İmanımızdaki sıkıntıyı gideriyor bir nevi. Bizle aynı şeyi söyleyen arkadaşlar edinmeliyiz eğer zaten hali hazırda yoksa. Biz 1 diyorsak onlar 3 demeli. Şüpheye yer olmamalı hiçbir konuda. İyice emin olmalıyız doğrularımızdan. Ve bunları en ateşli şekilde savunmalıyız. Kimse farketmemeli iç huzursuzluğumuzu. Kendimizi her an, her an inandırmalıyız. Hiç boşluk bırakamayız. Bu iş ciddi bir iş.

Eğer biz de bunları hakkıyla yapabilirsek toplumumuzdaki haklı olmakla kafayı bozmuş 75 milyona katılabiliriz. Her konuda haklı olması gereken, her konuda en doğruyu bilen, egosunda tek bir çiziğe bile izin vermeyen bir ülke dolusu manyağa eklenebiliriz. Alt tarafı anamızdan/babamızdan/üniversitede ilk karşılaştığımız abilerden (ki averaj zekamızı, ülkemizin yakın tarihini düşününce bir boka yaramadıkları aşikar olan bir sürü gerizekalıdan bahsediyoruz burada) öğrendiğimiz doğruları çok matah ya da çok ince düşünülerek üzerine varılmış sonuçlar gibi sunabiliriz. Objektif pozlar keseriz gerekirse, diyaloglara gireriz diğer görüşlerle ama içimizde o en doğruyu,en iyiyi bilen denyo hala hiç değişmeden oturmaya devam eder böbürlene böbürlene.

Haklı çıkalım, içimizdeki o adını koyamadığımız huzursuzluğu bastıralım yeter. Hep haklı olmalıyız unutmayın. Karşımızdaki en sevdiğimiz insanları bile kırabiliriz, hiç sorun değil. Tek önemli olan her daim haklı olmak. Babamız müslümansa niye müslümanlığın dünyadaki en süper şey olduğunu anlatan 38 kitabı bitirip biz de en süper müslüman olalım. Babamız solculardan nefret eden bir patron yalakasıysa biz de en liberal yayınları okuyup, kendimizi iyice parlattıktan sonra yine evde solcuların ne kadar gereksiz insanlar olduğunda hemfikir olalım. Babamız sosyal demokratsa, biz de gerekli adımları attıktan sonra yine ehven-i şer olarak son defa CHP'ye oy verelim. Babamızdan öğrendiklerimizi keskinleştirecek şeyler öğrenelim, daha çok laf edecek argüman toplayalım ama günün sonunda babasının aynısı bir hıyar olarak kalalım. Ok?

Hiç yorum yok: