2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com

25 Haziran 2013 Salı

“Argüman yok argüman”: İmtiyaz, öz-imaj ve öfke üzerine birkaç düşünce

Dün gece Twitter üzerinde Mor ve Ötesi solisti Harun Tekin ile bir tartışmaya girdim. Kendisi bana göre pek yerinde olmayan ve kırıcı sayılabilecek İngilizce bir tweet attı. Ben de ona cevap verdim. “Konuşmamız” aşağıda göründüğü gibi gelişti. (İki farklı screenshot var çünkü bazı tweetler sadece bir grup tweet’e cevap olarak görünüyor.)

      

Görebildiğiniz gibi, beş dakika içinde okuma yazma bilmeyen bir hükümet yanlısı oldum, üstelik de “seks ve cinsiyet” konularında bir şekilde tahmin edebildiğini sandığı görüşlerim değersiz kılındı. (Bir bilse, özellikle seks konusundaki fikirlerim bence zevk almayı seven herkes için faydalı olur, ama o ayrı.)

Yan odada ev arkadaşım bunları okuyup sinir krizi geçirirken, ben en başta sadece şaşırıp kaldım. Kızmadım yani. Kızamadım. Çünkü aklım hemen alamadı böyle gereksiz bir agresifliği, böyle bir kibri, böyle hiç sorgulamaya açık olmayan bir egoyu. Tamam, adam rock yıldızı diyebilirsiniz, beklemeliydin böyle şeyleri diyebilirsiniz, ve belki de haklısınız. Ama yine de böyle bir tepkiyi beklemiyordum.

Öncelikle bunu belirteyim: ben herhangi birine kalkıp “bu şekilde konuşamazsın” diyecek bir insan değilim. İfade özgürlüğüne derin bir şekilde inanıyorum ve bunun üzerine çok fazla çalışma, haber, yazı vs. yapmış bir insanım. Harun Tekin bu şekilde konuşmak ve duyulmak istiyorsa hakkı vardır, ve o hakkını savunurum.

Bu yüzden de en başta yazdığım tweet’in içindeki kelimeleri dikkatli seçtim: “Senin kullanmak istediğin fiil o değil.” Benim gözümde neden değil? Çünkü Harun Tekin sadece müzisyen olarak bilinmeye çalışmıyor; aynı zamanda sosyal aktivist, insan hakları savuncusu, eşitliğe inanan ve adalet için savaşan biri olarak kendi imajını sunuyor. Bu çerçevede de ben inanıyorum ki nasıl duyulduğunu gerçekten anlasa İngilizce konuşurken “rape” (tecavüz etmek) sözünü tecavüz ile ilgisi olmayan durumlarda kullanmamayı tercih eder.

Rape kelimesini neden metafor olarak kullanmak problematik olduğunu bilmiyorsanız ve biraz daha anlamak istiyorsanız eğer, sizi bu iki sayfaya yönlendireceğim. Birincisi çok kısa ve basit. İkincisi ise çok uzun ve kişisel ama aslında Harun’un davranışlarına daha yakın olaylardan bahsediyor.

Eğer okumaya üşeniyorsanız ve sadece günlük hayattan birkaç örnek ile idare etmeyi tercih ederseniz, şu şekilde anlatabilirim. Birinci örnek: Amerika’nın bir çok eyaletinde yaşamış bir insanım, çok sayıda farklı kültür ve sınıftan gelen Amerikalılar ile tanıştım hayatımda. Öyleyse de henüz üniversite birinci sınıftayken eski bir lise arkadaşımı amerikan futbolu ve alkol “kültürü” ile bilinen Florida State Universitesi’nde ziyaret etmeye gittiğimde rape kelimesini tecavüz ile alakasız durumlarda defalarca işittim. Yani bu kelimeyi hayatımda 100 kez duymuşsam (ki aslında ondan çok daha fazla), onların 70’i 18 yaşında ama hala ergenliğe ulaşamamış bu arkadaşımın yurt arkadaşlarının ağzından çıkmıştır. Bunun basit anlatımı: böyle konuşurken “frat boy” gibi duyuluyorsun, başka bir şey değil.

İkinci örnek: “using the word rape out of context” gibi aramaları Google üzerinde yaparsanız, en çok lise öğrencileri ve özellikle de bilgisayar oyunları hayranları için forumlar ve yazılar karşınıza çıkıyor. Anlaşılan şu ki bu gerçeği daha anlayamamış olan kitle 30’lu yaşlarına gelmiş sosyal aktivistlerden oluşmuyor.

Dün bana gelen şikayetlere göre galiba bunu da anlatmam gerekiyor: neden bir erkeğin rape kelimesini kullanmasını bir kadınkinden farklı görüyorum? Hepimiz aynı dili konuşmuyor muyuz? Hepimiz aynı değil miyiz?

Buna cevabım: Hayır. Aynı değiliz. Hem kadınlar hem de erkekler tecavüze uğrayabilir, uğruyor. Ama araştırmalara göre neredeyse tüm tecavüzcüler erkektir; tecavüze uğramış kadınların %99’u ve erkeklerin %85’i bir erkek tarafından tecavüz edilidi. Aynı zamanda sıradan bir erkek sıradan bir kadın ile aynı risk altında değildir; tecavüz mağduru insanların onda dokuzu kadın veya kız çocuğudur. Bunlar tartışılacak söylentiler değil; bunlar gerçeklerdir. İnanmayan varsa istatistiklere bakması lazım, o kadar. Hala da inanmıyorsa, çaresi yok.

(Şimdiden bunları hepimiz anlıyoruz diye inanarak devam edeceğim çünkü buradaki asıl meselem o değil.)

Şunu da belirtmek isterim: Harun Tekin’in bunun farkında olmasını beklemek yanlış olur, çünkü İngilizce anadili değil. İngilizce dünyasında bu kelimenin tüm ima ve yankılarını bilmemesini tamamen doğal buluyorum ve hatta empati kurabiliyorum. Türkiye’ye yerleşmiş bir yabancı olarak, ben de hiç tanımadığım ve en başta bana şaşırtıcı gelen kültürel gerçeklerle baş başa kaldım. Burada yaşadığım dörtten fazla senede, öğreneceğim çok sey vardı, hala da var.

Ama bu noktada galiba ben Harun’dan ciddi şekilde ayrılıyorum. Hakim olmadığım bir dile, bir halka, bir kültüre kendimi asla hakim olarak görmem. Yanılabileceğimi bilirim, biliyorum. Üstelik bu “kendi kültürüm” (o neyse artık) için de geçerli. Bir insan bana yaklaşıp davranışlarım, dediklerim hakkında eleştiride bulunursa, ben dinlerim. Tabii ki bu katılırım, direk kabul ederim anlamına gelmez. Ama hep dinlerim. Ve bunu kibarlık olarak görmüyorum bile; bence kendimi geliştirmek istiyorsam, mümkün olduğu kadar farklı politik görüşe, hayat tarzına, felsefi düşünceye, inanca tanık olmayı önemsemek bir sorumluluktur.

Bu sadece küçücük bir örnek, ama bence manidar: bir insan bana anadilinde “bu sözü kullanırsan böyle kaçar” dese, ciddiye alırım.

Bunları gördükten sonra bir soru hala ortada. Neden bu kadar öfkeli bu adam? Neden kendisinde tamamen hafif bir yanlışlığı görmek istemez ve görmemeye karar verir? Bence sorunun iki cevabı var; biri imtiyaz, diğeri öz-imaj.

Bana kalırsa bu tartışma kişisel olmaz, ama Harun öyle gördüğü için önce ben imtiyaz çerçevesinde kendimi biraz tanıtayım. Ben bir kadınım. Queer’im. Ailem Yahudi’dir, kendimce ateistim. Çok kısa boyluyum. (Gülersiniz belki ama bu hayatımı ciddi bir şekilde etkiliyor.) Hem siyasal olarak hem de fiziksel olarak ezilmeyi bilirim. Fakat aynı zamanda para sıkıntısı olmayan (ama zengin de olmayan) bir aileden geliyorum. Büyürken tüm ihtiyaçlarım karşılandı. Dünyadaki en iyi okullardan birinde okudum (ikisinde, eğer Boğaziçi’nde geçirdiğim seneyi de sayarsak). Cildim beyaz ve Amerikan pasaportuna sahibim. Bunların tümü hayatımı etkiliyor, düşünce şeklimi etkiliyor, ve mümkün olduğu kadar gözümün önünde bulundurmaya çalışarak davranıyorum. Hem kendimi hem de başkalarını anlamaya çalışırken bunların hakkında bilinçli olmak gerektiğine inanıyorum.

Harun’a gelince, bence onun bu tartışmadaki gösterdiği sorun şu: kendi imtiyazını göremiyor, görmek de istemiyor. Daha fazlası, bu hak etmediği ayrıcalığın hayat görüşünü, davranma tarzını ve kendisini bir yere/dile/dünyaya hakim olarak görmesini nasıl etkilediğini göremiyor, görmek de istemiyor.

Ne istiyor? Argüman. Kendisi bile söyledi.

“Heteroseksüel, zengin, beyaz bir adamın tecavüz kelimesini metafor olarak kullanması imtiyazlı ve görgüsüz kaçar” diye bir tweet attım.

Onun cevabı: “Sen ne kadar yanılıyorsun, ama bunu görmen zaman alacaktır.”

“Argüman yok argüman” deyip kızıyor. Onun mantığına göre bir argüman gönderdim sonunda, o bir cevap yazdı, ve ben onun cevabına cevap yazmaya kalkmışken* okuryazar olmadığımı öğrendim. Ben de orada durdum. Dengesiz davranan bir insana başka bir şey söylemeyecektim. Biraz sonra yenildiğimi tanımadığım Twitter kullanıcılarından öğrendim. O da ilginç bir tecrübeydi.

İmtiyaza dönünce, bence herkes bu listeye bakıp bir şeyler öğrenebilir, ama özellikle bugün Harun’un ihtiyacı vardır diye düşünüyorum. Listede Wellesley Centers for Women’ın müdür yardımcısı Peggy McIntosh, beyaz bir kadın olarak sırf cildinin renginin sayesinde neredeyse her gün bekleyebildiği 50 tane kolaylık var. Bu listedeki çoğu kolaylık, kelimeleri biraz değiştirerek adamların sırf cinsiyetlerinin sayesinde bekleyebildiği, bir kadının bekleyemediği bir kolaylıktır aynı zamanda. Kelimeleri yine biraz değiştirirseniz, zenginlerin bekleyebildiği, diğer herkesin bekleyemediği kolaylıkları görebilirsiniz. (Tabii ki bu liste Amerikan kültürü ve dinamiklerine göre hazırlandı, fakat bahsedilen birçok gerçeği Türkiye’de zengin, beyaz, Sunni kökenli, heteroseksüel, ünlü bir adam için de geçerli sayabiliriz.)

Öfke sorusunun cevabının yarısı görmek istemediği imtiyazsa, diğer yarısı da Harun Tekin’in ona bağlı öz-imajıdir. Gördüğüm kadarıyla, dün Twitter üzerinde konuştuğum insan o listedeki kolaylıkları kendi adına tam tanımıyor, kendi hayatı için ne anlama geldiğini görmüyor. Belki de hayatındaki her iyi şeyi çok çalıştığı için hak ettiğini düşünüyor. Çok çalışmış olduğu da doğru. Üstelik sadece müzik alanında çalışmadı bu insan. Dediğim gibi, öz-imajı aynı zamanda aktivizme bağlı. Anladığım kadarıyla kendisi Gölcük Depremi’nden sonra uzun süre deprem iletişim merkezinde gönüllü olarak çalışmış. Daha yakın bir zamanda başbakan hemen Reyhanlı'ya gitmediği için eleştiri alırken, Harun Tekin bir takım sanatçı ile beraber oraya gitmiş ve halk ile konuşmuş. Sürekli insan hakları, eşitlik ve benzer konularda konuşuyor, yazıyor, şarkı da söylüyor.

Böyle bilinçli, özverili ve çalışkan biri olarak görüyor kendisini ve yanılmıyor da. Öyle bir insan. Fakat öyle bir insan bile hata yapar. Bilinçli bir insan da bilinçsiz davranabilir. İyi bir insan yanlış kelimeyi kullanabilir. Bu o kadar büyük bir suç değil. Böyle konularda eleştirilince dün gece kızdığı ve alındığı kadar kızmamalıdır, alınmamalıdır. Eleştiri alınca, “Yok, ben öyle biri değilim” deyip geçiyor, çünkü öz-imajıyla çatışıyor. Aynen bu şekilde ırkçı davranışlarda bulunmuş iyi niyetli insanlar bunu görmek istemez, çünkü öz-imajlarına göre ırkçı değillerdir, ondan bu konuda hata yapmış olamazlar. Diğerleri yanlış anlamışlar sadece. (Ayrıca, tam bu konuda çok iyi bir TEDx konuşması var. Aslında bu videodaki bahsedilen yöntemleri kullanmaya çalıştım tartışmada, ama olmadı.)

Kızıyor, çünkü bir davranışı, bir sözü eleştirilince, kendisi için kurduğu imajın, kendisi için kurduğu kimliğin çökmesinden korkuyor. Ama aslında korkmamalı. Durum hiç de öyle değil. Bence Harun seksist olmamaya çalışıyor, ve tecavüze uğramış bir insana kötü davranmak istemiyor. Hatta kendi gözünde kötü davranamaz çünkü kendisi zaten iyi bir insan, bunu çoktan ıspatladı ve diyecek başka bir şey yok. Ama iyi insanlara da diyecek şeyler var ve daha da iyi olmak isteyen insanlar kulak verir. Yoksa insan özeleştiride bulunamaz ve yaptığı hatalardan vazgeçemez.

Genç yaşta hatırı sayılır bir üne kavuşan bir insandan bahsediyoruz. Destek ve alkışlara alışmış bir insan. Hatta bu yaşadığıma göre o kadar alışmış ki bir dakika bile kendisini alkışlamayan bir insanı cahil olarak görüyor. Ve asıl sorun orada, tecavüz kelimesini kullanmasında değil. Sana katılmayan herkesi cahil sanmak dünyadaki en ciddi cehalettir.



*Hasankeyf ve cinayetten bahsetmeye gerek yok diye düşünüyorum, ama hala ona bir cevabı bekleyen varsa kısaca şöyle söyleyebilirim. Birincisi, “çevre cinayeti” de saçma bir söz gibi geliyor bana, ve bence “çevre tahribatı” gibi bir söz daha yerinde olur. İkincisi, İngilizce bildiğine göre önce “rape culture” diye Google’da aratmasını, sonra ona benzer bir şey cinayet için de var mı diye kendisine sormasını öneririm. Onun ardından da belki neden cinayet daha az rahatsız edici olabildiğine dair biraz fikir edinir. Hemen edinmesini umuyorum ama dürüst olmak gerekirse bence asıl zaman gerektirecek şey bu.

13 yorum:

eylul dedi ki...

Guzel bir yazi olmus.

Sanirim olaylar Ingilizce "rape" ve Turkce "tecavuz"un aslinda nispeten farkli kelimeler olmasindan kaynaklanan bir lost in translation durumu ile baslamis ve sonrasinda Harun Tekin'in duzeltilmeyi kabullenemeyip su sacma tepkileri vermesine donusmus :)

Turkce'de tecavuz sozcugu sadece cinsel anlamda degil, mesela "haneye tecavuz" gibi hak ihlali durumlarini anlatmak icin de kullaniliyor. Ama tabii tartisma ingilizce bir cumle uzerinden gelistigi icin bu konuyla biraz alakasiz. Belli ki anadili olmayan bir dilde gelen duzeltmeyi dikkate alip insan gibi tesekkur de edebilirmis.

annabelle dedi ki...

Teşekkürler, Eylül. Bence de durum öyle, ve Türkçe'de biraz farklı kullanıldığını biliyorum. Etimolojileri de farklı, biraz ondan kaynaklanıyor olabilir diye bir arkadaşımla konuşmuştum yazıyı yazarken.

Ama senin dediğin gibi, bu aslında hem İngilizce bir cümle hakkında, hem de (ve daha önemli olarak) bu insanın benim eleştirime gösterdiği tepki.

Can Özkaplan dedi ki...

Eylül'ün dediği gibi, türkçe tecavüz aslında ingilizcedeki violence gibi bir tınıya sahip, yani illa ki cinsel bir referansı olması gerekmiyor. belki o yüzden bize daha kolay kullanılır geliyor.
Lakin yazında "okuma yazma bilmeyen bir hükümet yanlısı oldum" diye ifade ettiğin şeyi ben o yazışmalardan anlayamadım. yazışmayı okuyunca "evet yani neye itiraz ettiğini neden açıklamamış ki?" diye düşünmüştüm.
Aslında yaşanan olayın özü iletişimsizlik; tartışmada karşındaki seni anlamadığı gibi sen de onu anlamamışsın aslında.
Belki sadece Beatriz Terrazas'ın yazısının linkini versen yeter de artardı.
veya "ingilizcede rape fiilini metafor olarak kullanan insanlar hiç de hoş gözükmüyor, bu kelimenin ingilizcedeki ağırlığı ve tınısı türkçede algıladığından farklı inan bana" diye ekleyebilirdin en fazla...
Böyle demek istemişsin ama maalesef anlaşılmamasına şaşırmaman lazım, o an ifade edememişsin bence.
Bu arada, çoğu kişi söylüyordur ama türkçeyi muazzam kullanıyorsun bir de ben belirteyim :) sonradan öğrendiğine emin misin?

Ahmet Kizilay dedi ki...

"Yahu okuma yazmanız yok mu?" diye başlayan tweeti görmediniz sanırım.

Öte yandan Anna neye itiraz ettiğini de açıklamış zaten:
"I'm telling you bc I think you'd care: a straight wealthy white man using rape as a metaphor comes off as privileged and crass." (https://twitter.com/annaw00d/status/349235282236813312)
"Hayran olarak tavsiye vermeye çalıştım. Böyle şeyleri uluslararası röportajda demek istemezsin."
https://twitter.com/annaw00d/status/349235764074266626

Bunun üzerine Harun Tekin'in verdiği cevaptan da anlıyoruz ki, bunun bir İngilizce kullanımı önerisi değil, felsefi görüşünü değiştirmesi çağrısı olarak algılıyor. Zaten yazının vurguladığı da bu. Aydın, liberal, entelektüel insanlar tecavüz gibi hassas bir konuda kendi doğruları sorgulanıyor gibi hissettiği zaman sakin düşünemeyecek kadar agresif ve defansif olabiliyor.

annabelle dedi ki...

Selam, Can. Okuduğun ve yorum bıraktığın için teşekkürler.

Doğrusu bence burada iki ayrı mesele var. Birincisi senin ve başkaların da dediği gibi bir iletişimsizlik, ve kesinlikle daha açık anlatabilirdim demek istediğimi. Twitter böyle bir konuşma için zaten ideal ortam değildir. Tabii ki en baştaki attığım tweet'lerde "in English" gibi bir söz görünseydi belki daha iyi anlaşılırdı, ama zaten İngilizce konuştuğumuz için ve 140 karakterden fazla olacağı için yaz(a)madım. Sonra "İngilizce anadilin olsaydı..." diye başlayan tweet'i attım çünkü bu şekilde yanlış anlaşılmasını istememiştim. Ona gelen cevap -- yani bana attığı ikinci tweet -- "hükümet yanlısı değilseniz" diye başladı. Ben de açıkçası buna o kadar şaşırmışım ki herhalde olabildiğim kadar açık değildim ondan sonra. (Bu onun tweet'i, hem de sondaki "yahu okuma yazmanız yok mu" tweet'i senin kafanı karıştıran cümlemin kaynaklarıdır bu arada.)

Bir de haklısın, belki de hemen link atmalıydım, ama doğrusu bu konuda bildiğim bir kaynak yoktu o anda çünkü bu durum anadili İngilizce olanlar için o kadar bariz ki böyle bir yazı yazılır mı bilmiyordum bile. Sonradan bunları buldum, ve iki saat sonra falan Twitter üzerinden linkleri paylaştım. Belki gördü, belki görmedi, bilemem. Kendisini "mention" etmedim çünkü daha fazla agresif tweet almak istemedim.

Ama bence bu iletişimsizlik, varsa da, buradaki asıl sorun değildir. Bence buradaki sorun sadece Harun Tekin'de görünmüyor üstelik. Bu sorun aslında liberal alınganlığı onun doğurduğu öfke. Neden hemen devlet yanlısı oldum? Neden belli bir şekilde anadilimde olmayan bir dilde tartışmaya girince bana "yahu okuma yazmanız yok mu?" diye sorar? Neden beni hiç dinlemek istemeden argümanımı "olağanüstü saçma" bir şey olarak reddetti? Yani burada en basit soru, neden başkasını dinlemek bile istemedi bu adam? Buradaki öfke ve agresifliğin kaynağı bence "liberal" egosudur, ve doğrusu "people generally don't use the word rape in the way you might use tecavüz" gibi bir şey deseydim bile dinlemezdi. Sadece zaten yaptığı gibi "seks ve cinsiyet" konularındaki görüşlerimi hiçe sayıp devam ederdi.

Tolga dedi ki...

Merhaba,
Blogu google üzerinden yaptığım bir arama sonucunda buldum. Tweeter'da yaşadığınız meseleyi de ilgiyle okudum. O kadar ilgimi çekti ki, ilk kez bir blogdan okuduğum bir metne yanıt yazma ihtiyacı hissettim:)
Kendim hakkında pek bir şey yazmayacağım (sadece tıp etiği alanında çalışan bir akademisyen olduğumu söylemekle yetineyim...)
Yaşadığınız soruna fazladan bir bakış açısı sunabileceğimi umarak yazıyorum. "Argüman yok argüman" yaklaşımı benim Anglo-Amerikan kökenli biyoetikçilerde sık gördüğüm ve uluslararası dergilerin hakemliğini yapan felsefe kökenli etikçiler ile yaşadığım bir sorundur. Sağlam bir argüman olmadan eleştiri yapılamayacağına dair ön kabul, ne yazık ki etiğin ve benzeri alanların da kabusu konumundadır. Bu yaklaşım, kişisel ve toplumsal duyarlılıklar, psikolojik-duygusal deneyimler ve benzeri unsurlar üzerinden herhangi bir konuyu tartışmaya açmaya ne yazık ki engel olur. Detaylı ve sistemli bir mantık örgüsü olmaksızın tartışma yapılamayacağını varsayar. Ve ne yazık ki her şeyi argümanların doğrulanmasına ya da çürütülmesine bağlar. Ama en kötüsü, kişilerin otoriterlik ile kurdukları sorunlu ilişkileri gizler, görünürde argümanlarını "kapıştıran" kişiler arasında yaşanan şeyin aslında bir ego çatışmasına dönüşmesi, çoğu zaman kaçınılmaz olur. Ben bu sorunu hakemler ile pek çok kez yaşadım, ileride de yaşayacağıma eminim. Aslına bakarsanız, bir etikçinin kendi egosunun şişkinliğini ve kırılganlığını fark edememesi, bir rock şarkıcısına kıyasla çok daha fazla hayal kırıklığı yaratıyor!
Yaşadığınız sorun kesinlikle bir iletişim sorunundan ibaret değil bence ve çok yerinde tespitleriniz var. Karşı taraf “sen şu “rape” kavramı hakkında benim bilmediğim ne biliyorsun ? Söyle bakalım !!” dese, işler çok farklı gelişirdi. Ama iletişime bu şekilde başlamamayı tercih etmek, aslında bir iletişim sorunu değil). "Argüman yok argüman" tavrı ("argümanını getir de bir güzel benzeteyim..." şeklinde de ifade edebiliriz...) başlı başına bir sorun. İroniktir ki, bu tavır aslında keyfi eleştiriyi önlemek ve otoriter-kerameti kendinden menkul söylemlerin önünü kesmek için alınan bir tedbir. Yani kişilerin "iki düşünüp bir söylemesi" arzulanıyor gerçekte. Ama sizin de gördüğünüz gibi, "argümantasyondan galip çıkma" isteği herşeyin önüne de geçebiliyor. Ve "taşı gediğine koymayı seven" insanlar kültürü, sizin "yenildiğinizi" ilan ettiği zaman da, aslında meselenin ne kadar rayından çıktığı anlaşılıyor. Amaç argümantasyon yoluyla fikir alış-verişi filan değil...Yenmek ya da yenilmek...işte bütün mesele. Galip tarafı ilan eden ve onunla özdeşleşen seyircinin psikolojisine ise hiç girmeyelim…
Uzun lafın kısası, argümantasyon becerisinin kişinin duyarlılığı garanti eden bir unsur olamayacağını anlamak gerekiyor. Sanırım felsefenin sadece "kurşun geçirmez" argümanlar kurgulamak için değil, insanları kendine eleştirel ve reflektif bakmaya ("kendini bilmeye") yönlendirmek için kullanılabileceğini de hatırlamamız ve hatırlatmamız lazım…
Selamlar,
Tolga

Eren dedi ki...

Merhaba. Yazıdaki liberal ego tespitlerine katılıyorum.

Harun Tekin'in verdiği tepki biraz da özel mesaj atmak yerine uyarını mention ederek yapmış olman bence.Neticede seni tanımayan biri olarak bunun altında self-advertisement aramış olabilir. Çok takipçisi olan ünlü şahsiyetlerin açığını arayıp afişe etmek isteyen insanlarla karşılaşmıştır eminim. Veya mesele herkesin gözü önünde cereyan ettiği için makul olmak yerine egosuna yenik düşmüş ve sadece imajını (sadece öz imajını değil) savunmuştur. İnsani şeyler yani.

Benzer bir şey facebookta benim de başıma gelmişti. Arkadaşıma paylaştığı bir bilgi hakkında dostça bir uyarı yapacakken düşünmeden gruptaki herkese reply all yaptığım için (en kolayı buydu) kırıldığını bana kendi ifade etti. Ben de düşününce haklı buldum eleştirisini ve özür diledim. Sosyal medyada birine cevap yazarken bu gibi ince ayrıntıları çoğu zaman düşünmüyoruz aceleden.

Yanlış anlaşılmasın. Bu Harun'un tepkisini tamamen haklı bulduğum anlamına gelmiyor. Sadece anlayabiliyorum diyeyim.

serdar dedi ki...

Hate kelimesini çok sık kullandığım için azar işitmişliğim var. Bizde o kadar da ağır durmayan bir fiil ama Amerikalılar için çok sert olduğunu görüyorum şimdi :)

Teşekkürler güzel yazı için.

anna dedi ki...

Yeni yorumlar için teşekkür ederim. Tek tek cevap yazmaya çalışayım.

Tolga: Senin bu konudaki bakış açını gerçekten ilginç ve aydınlatıcı buldum. Belki senin bahsettiğin Anglo-Amerikan kültürü içinde büyüdüğüm için ben direk argüman isteğine soğuk bakmıyor(d)um. Eğitim sisteminizin bir parçası herhalde, belki de sokratik metod’a kadar gidebiliriz (öğretmen cevap vermez, sadece sunduğun cevaplardaki hataları bulur, vs. Tabii ki bugün gördüğümüz şey onunla aynı kökü varsa da, artık dejenere bir versiyonu olduğu açık). Ondan doğrusu bu argüman mantığının otoriterlikle bağını daha önce kendim bu kadar açık bir şekilde görmüyordum, ve onu görebilmek bence önemli. Onun için teşekkür ederim.

Eren: Teşekkürler yorum için. Sen Twitter’i kullanıyor musun bilmiyorum, ama özel mesaj atabilmek için iki insan da birbirini takip ediyor olması şart. Ne yazık ki Harun Tekin beni takip etmiyor. Herhalde bu imaj savunma konusunda tam ikna olmadım. O tweet’leri görebilmek için birinin zaten hem onu, hem de beni takip etmesi gerekir, ve o kişi sayesi çok azdır. (Şimdi baktım, toplam 8 kişi ve onların ikisinin hesapları zaten gizli.) Bence Harun dediklerimi bir şekilde saklamak isteseydi, o da bilirdi ki bunun en iyi yolu hiç cevap vermemek olurdu. Konumuz ne olursa olsun, kendisi ne kadar tweet atarsa mesele o kadar ilgi görür. Bunu artık bilebilmek için yeteri kadar akıllıdır bu insan. Ama onun dışında şuna katılıyorum: bunların hepsi insani şeyler.

Serdar: Okuduğun için teşekkür ederim. Sadece şunu ekleyeyim: Amerikalılar kırılgan falan oldukları için böyle şeylere itiraz etmiyor bence. Çok sert konuşuruz gerekirse. Ben şahsen aşırı kibar bir insan değilim her zaman. Fakat isteyerek, doğru şeye/kişiye odaklayarak sert konuşmak, yanlış yerde alakasız kelimeyi kullanmaktan çok farklı bir şey bence.

Eren dedi ki...

Anna: twitter kullaniyorum ama ozel mesajin sadece seni takip edenlere ulastigini bilmiyordum. Sadece beni takip etmedigini bildigim birine ozel mesaj gonderme seceneginin mevcut olup olmadigina bakinca o secenegi gormustum. Bu da beni yaniltti.Bu sartlar altinda gercekten baska secenegin yokmus.  

Gelelim obur hususa. 8 kisi icin ego yapmis olmasi cok muhtemel degil dedigin gibi.Tabi kendisi bu sayiya dikkat ettiyse. Bir de bu tarz diyaloglarin ne kadar kolay yayilabilecegi de tecrübeyle sabit.   Daha onemlisi ben Harun Tekin'in mesajini saklamak isteyebilecegini kastetmedim yorumumda. Zira samimi olarak hakli oldugunu dusundugunu saniyorum. Tek dedigim, buna ragmen dogrudan ortak takipcilerinize giden bir elestiriyi agresif olarak algilamis olabilecegi. Ben onun yerinde olsam boyle yorumlamazdim ama sanirim seni pasif-agresiflikle itham etmesi bunu gosteriyor.

Bu arada oz-imaj tespitin cok gecerli. Sadece Harun gibi aktivist ve kanaat onderleri icin degil, RTE'nin Gezi'ye tepkisinde de payi olan ve elestiriye tahammulsuzlugu de getiren bir oz-imaj.

Son olarak: Jaimie Haifish'in yazısını okudum ve oradaki argümanlara da katılıyorum. Kadının Captain Canada'dan vazgecmedigi gibi sen de usteleseydin is nereye varirdi merak ediyorum bir yandan da.

Alper Gondiken dedi ki...

İyi de, İngilizce de olsa, kelimenin bu şekilde bir kullanımının aslında fratboy olarak gözükeceği veya "imtiyazlı ve görgüsüz" kaçacağı tamamen subjektif toplumsal algı. Kusura bakmayın, hassasiyetinizi anlıyorum ancak söylemleriniz ABD'nin son 10 yılda girdiği politik doğrucultan muzdarip.

Verdiğiniz link'leri de okudum ve tamamen bahsettiğim "içinde sebep-sonuç ilişkisi barındırmayan ve veriye dayanmayan çıkarımlar"a dayanıyorlar. Veri derken kimin tecavüze uğradığından veya uğrattığından bahsetmiyorum. Bu kelimenin context-dışı kullanımının tecavüz istatistiklerine direkt etkisini sorguluyorum.

Zira neden "rape" kelimesinin "murder, massacre, abuse, blind, etc" gibi kelimelerden daha hassas olduğuna dair -politik doğrucu toplumsal algı dışında- bir argüman sunarsanız, belki daha gerçekçi bir yazı olur. Son paragrafta bahsetmişsiniz biraz, ancak ben anlayamadım şahsen. Umarım aydınlatırsınız.

Furkan K dedi ki...

"Justice is RAPED, justice is lost, justice is gone/pulling your strings justice is done"

Furkan K dedi ki...

"Justice is RAPED, justice is lost, justice is gone/pulling your strings justice is done"