2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com
TSK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TSK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2010 Cuma

Genelkurmay Gene Kurcaladı

Genelkurmay "Madem şeriata karışamıyoruz, bari bölücülüğü engelleyelim, AKP ile de hemfikiriz hazır" hezeyanıyla ve heyecanıyla bir basın açıklaması yaptı. Görülen o ki geride bıraktığımız basın açıklamasız zaman diliminde formlarından bir şey kaybetmemişler.

Neyse, gelin bu efsanenin geri dönüşünü belgeleyen açıklamanın metnini kıralım.

"Büyük Önder Atatürk'ün Türk ulusuna armağan ettiği en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti" - Bzzt, yanlış cevap. Atatürk, Türk ulusuna cumhuriyeti armağan etmemiş, cumhuriyeti toplumla beraber bir mücadele vererek kazanmıştır. Cumhuriyetin kurulduğu zamanda, toplumsal bilinç düzeyinde baktığımızda bir Türk ulusundan bahsedemeyiz bile. TSK'nın, Milli Mücadele'yi ve Türkiye Cumhuriyeti devletini bir kazanım olarak değil de Atatürk'ün bir lütfu olarak görmesi, zihniyetin nasıl çalıştığının en güzel göstergesidir.

"demokratik bir yapı ve sağlam hukuki temeller üzerinde yükselerek bugünlere ulaşmıştır" - Ordunun siyasete dair yaptığı bir açıklamada "demokratik" bir yapıdan bahsetmesi, ironinin en güzel örneklerinden birisi değildir de nedir? Bakın devletin üzerine oturduğu "sağlam" hukuki temellere hiç girmiyorum, kafayı taşlara vururum yoksa.

"Dil, kültür ve ülkü birliği, bir millet olmanın başta gelen vazgeçilmezleridir. Dil birliğinin olmaması durumunda bunun sonuçlarının neler olacağı, tarihteki birçok acı örnekleriyle gözler önündedir." - Bu Milli Güvenlik kitabından fırlamış cümle çok önemli. Dil birliğinin olmaması durumunda çökmüş devletler varmış. Şu link'te, şu andan dünya üzerinde dil birliğini sağlamamış olan, bünyesinde konuşulan dilleri resmi düzeyde bir şekilde tanımış olan ve de buna rağmen sapasağlam duran 90 küsür ülkeyi bulabilirsiniz. Şöyle özet geçeyim ya da: Belçika, Finlandiya, Polonya, Portekiz, İsveç, İsviçre, Hindistan, Singapur, Kanada gibi ülkeler, tarihsel açıdan bize ne tür bir "acı örnek" sundular? Esas acı örnekler, bu dil ve kültür birliğini sağlama yolundaki yıkıcı tutumdan kaynaklanmıyor mu zaten?

"TSK ... Ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olmuş ve olmaya devam edecektir." - Beni anlamadın ya, ben ona yanıyorum TSK. Sizin böyle bir misyonunuz yok, olmadı ve olmamalıydı. Ben TSK'nın üniter devlet gibi soyut ve tartışılan bir kavramı korumasını istemiyorum. Ben TSK'nın, beni dış mihraklara karşı korumasını istiyorum. Ben TSK'nın beni -varsa eğer- dış düşmanlara karşı güçlü hissettirmesini istiyorum. Eğer dış düşman yoksa da, kendine sıkıntıdan ve var olan otoritesini kaybetmemek adına misyon yaratmasını istemiyorum.

O açıklamanın başında bahsettiğiniz demokratik yapıda TSK bu konularda taraf değildir ve olamaz! Şunu kabul ettiğiniz gün çok mutlu olacağız yurt sathında.  

25 Haziran 2010 Cuma

Tırlatma Eşiği

Memleketçe kafayı yemişiz, artık bu net. Bunu dememin sebebi şu fotoğraf:
Şu fotoğrafı bile eleştiri malzemesi, politika malzemesi yapabildik.
Neymiş? "Her yerde sözde dik duran Erdoğan siperde dik duramamış." Yanında Genelkurmay Başkanı çömelik dururken, bu fotoğraftan sadece Erdoğan'a laf atmayı başarabilen, algıda seçiciliği doruğa çıkaran adamlar var. Erdoğan ayakta dursa bu sefer "kendini askerden büyük görüyor!" falan derlerdi herhalde.
Neymiş? "Bir Genelkurmay Başkanı siperde çömelmez!"miş. Bunu bir de Atatürk resmi ile karşılaştıranlar var. Sıcak ve sürekli bir Dünya Savaşı ile, siperdeki moral ziyaretini karşılaştıranlar var. Yahu burası sınır, sniper dolu, bu sıcak savaş değil!
Neymiş? "Orada icabında şehit olunur, ama askere böyle korkaklık aşılanmazmış." Yani senin gözünde PKK'nın başbakanı ya da Genelkurmay Başkanı'nı keklik gibi avlaması, oradaki iki adet nöbetçi erin moralinden daha mı önemli? Hiç mi politika bilmiyorsunuz, yoksa aptal taklidi mi yapıyorsunuz?
1920'lerden çıkın artık ahali! 2010'a gelin bir zahmet. Zaman farklı, koşullar farklı... Bırakın bu hamaseti, bırakın bu koftiliği!
Adam gibi muhalefet etmeyi beceremeyecekseniz de kapatın çenenizi, sizi adam sanalım. Bize de gölge etmeyin.

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Türkiyede Eşcinselliğe Bakış - Bir Örnek

Türkiye'de eşcinselliğe bakışın acınası komik hali HaberTürk'te yayınlanan şu haber ile tekrar gözler önüne seriliyor. Habere göre, eşcinsel bir bireyin hakemlik başvurusu yürütmelikteki "Sağlık sorunları nedenliyle askerlikten muaf tutulanlar hakemlik yapamaz" kuralı sebebiyle reddedilmiş. TSK'nın eşsiz uygulaması sonucu eşcinsel gerekçesiyle çürük raporu almış bu kişi şu an hakkını aramak için olayı yargıya taşımış. Ayıkla pirincin taşını... Bununla birlikte haberin başlığı "Eşcinsel hakem düdüğünü istiyor" tam Daily Show'a yakışır bir başlık olmuş. Tabi HaberTürk'teki (ya da haber ajansındaki) cin fikirli çalışan/editör bu başlıkla kafamdaki homofobi çanlarını çaldırdı. Son olarak haberin resmindeki FIFA kokartlı hakemin yüzünün kapatılması da ayrı bir komedi. Acaba resimdeki şahış tarafından "Ben eşcinsel değilim, bu bana hakarettir" diyerek dava açılmasından mı korkmuşlar... bir de ne habersin ne türksün diye bir şey vardı...

30 Nisan 2009 Perşembe

Düşünmek Taraf Olmaktır

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Ergenekon soruşturması konusunda değerlendirmelerde bulunurken demiş ki:
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin medyaya yönelik akreditasyon uygulamasını koz olarak, sopa ve araç olarak kullanma düşüncesinin olmadığını, bu konuda değişiklik olabileceğini söyleyen Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un bu sırada kullandığı cümleler dikkat çekti.  Başbuğ “TSK olarak hiçbir şeyden çekincemiz yok. Her şeyi yasa ve emirler neyse ona göre yapıyoruz. Her konuda açık ve samimiyiz. Karşı taraftan da aynı açıklığı bekliyoruz’’ dedi.  Başbuğ’un bu sözleri üzerine gazeteciler “Karşı taraf kim” diye sordu. Duraksayan Başbuğ bir süre sonra gülerek “Boğazın karşı tarafı” diye yanıt vermekle yetindi.
TSK, ülkenin kamplaşmasını engellemek için elinden geleni yapacaktır.

16 Nisan 2009 Perşembe

TSK'dan Türkiye Halkı Vurgusu

İlker Başbuğ'un Harp Akademileri Komutanlığı’nda yaptığı ‘Yıllık Değerlendirme Konuşması’ndan bazı alıntılar oldukça ilginç. Konuşmada Başbuğ demokrasi savunuculuğu kisvesi altında TSK'yı yıpratmaya çalışan çevrelerin varlığından, bu çevrelerin orduyu din karşıtı olarak göstermeye çalışmasından yakınıyor, Türk ordusu "halktır, halktandır, halk içindir" söylemini vurguluyor. Bütün bunlar pek de sürpriz sayılmaz. Bence dana önemlisi Başbuğ'un Türkiye halkı vurgusu idi. Türk kelimesinin sıfat değil isim olarak algılanmasi gerektiğinin altını çiziyor Genel Kurmay Başkanı. Milliyet gazetesinden doğrudan alıntı yaparsak: [Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ ] Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun bir devrim, devrimin amacının ise bir ulus devletin yaratılması olduğunu kaydetti. Bu düşünceden hareket ederek Atatürk’ün, Türk milletini "Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına, Türk milleti denir" şeklinde tanımladığını anımsatan Orgeneral Başbuğ, "Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kimdir? Cevap, Türkiye halkıdır. Görüldüğü gibi buradaki halk ifadesi, sınırları çizilen bir coğrafyada - ki burası Türkiye’dir - yaşayan halkın bütününü, yani hiçbir dini ve etnik ayrım yapılmaksızın, Türkiye halkını işaret etmektedir. Aynı ülkü etrafında toplanmış ve Türkiye sınırları içinde yaşayan Türkiye halkının, siyasal ve sosyolojik bir olgu etrafında kendi rızası ile birleşmesiyle bir milletin oluşacağı ve bu millete ise Türk milleti denileceği, Atatürk’ün ’Türk milleti’ tanımında açıkça yer almaktadır" diye konuştu. Peki bu açıklamaları nasıl okumak lazım? Türk halkı ifadesinin 'etnik bir tahayyül olarak Türk milletini değil, aynı coğrafyayı paylaşan ve ortak bir ülkü etrafında toplanmış bireyler bütününü vurguladığını, zaten ordunun bunu önceden beri bu şekilde gördüğünü duyuruyor Başbuğ. Açıklamanın tonundaki "Bu söylediklerim zaten hepinizin malumu" tarzı bir doğallaştırma çabasını pek inandırıcı bulmadım açıkçası. Gerek ordunun gerekse siyasi erkin Türklük kavramına ezelden beridir (hatta halen bile) böyle bakmadığını, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan günümüze izlenen politikaların yukarıda ifade edilen anlayışla zaman zaman çeliştiğini biliyoruz. 'Türk etnik kimliğinin' geçmişte topluma dayatılmadığını ima etmek, geçmişi inkar etmek olmuyor mu? Bu görünürdeki inkar şaşırtıcı değil. Tabi ki gerek ordu gerek siyasi partiler bir açılım yapacaklari zaman bunun fikirsel ve ideolojik bir değişim veya dönüşüm olduğu izlenimini veremezler, vermek de istemezler. Açıklamanın TSK'nın üst düzey mercileri tarafından gerçekten bu şekilde görülüp görülmediğini, veya ne kadarının bu görüşe katıldığını tartışabiliriz. Fakat bu o kadar da önemli değil. Önemli olan nokta benim bildiğim kadarıyla Türk milleti yerine Türkiye halkı vurgusunun TSK tarafından ilk defa yapılıyor olması. Zamanlama tesadüfi olmadığına göre sorulacak soru şu: Bu Taha Akyol'un iddia ettigi gibi TSK'da Org. Özkök'le başlayan ve Org. Başbuğ ile devam eden bir zihniyet değişimine mi işaret ediyor yoksa TSK etnik ve dini eksenli kutuplaşmanın aldığı boyuttan duyduğu endişe ile bu adımı zorunlu mu gördü?