(1) Eşcinsellik sadece cinsellikle ilgili değildir. Eşcinsel insanlar hemcinslerine aşık da olmaktadır. Eşcinselliği cinsel sapkınlık, insanların eşyalarla ya da hayvanlarla cinsel ilişkiye girmesi gibi eylemlerle aynı kategoriye koyan insanların sevgi faktörünü de göz önünde bulundurmalarını önemle rica ediyorum.
(2) Eşcinsellik kişinin doğuştan gelen bir özelliği, kimliğinin bir parçasıdır. Bir "tercih" meselesi değildir eşcinsellik, sonradan kazanılan bir özellik ya da bulaşıcı bir hastalık da değildir. Ve unutulmamalıdır ki eşcinselliğin doğal oluşunu kabul etmekte zorlanmak sadece toplumun belirli kesimlerindeki heteroseksüellere özgü değildir. Eşcinsellerin içinden bizzat kendi kimliğini kabul etmekte zorlanıp bu sebeple acı çeken bir çok insan mevcuttur. Bir çok eşcinsel toplum tarafından kendilerine empoze edilen değerlere ters düşmeyi kabullenmekte zorlanır. Ve yaşadığımız dünya göz önünde bulundurulduğunda, kendi eşcinselliğini kabul edemeyip canına kıyan onlarca insana sorulsa, "tercih" etme şansları olsa heteroseksüel olup herkes gibi yaşamayı tercih edeceklerini söylemeleri muhtemeldir, ne yazık ki.... Kişinin kendi benliğinin toplumun ve dinin ona öğrettiği değerlere ters düştüğünün farkına varması ve buna rağmen kara kası kara gözü olması kadar doğal olan eşcinsel kimiliğinden de onur duymayı öğrenmesi uzun zaman alan bir süreçtir, kendimden biliyorum. Onur haftası yürüyüşleri ("pride parade"ler) bu amaca da hizmet etmektedir.
Bu konuyla ilgili Sigourney Weaver'in başrolünü oynadığı gerçek bir hayat hikayesinden alınan "Prayers For Bobby" filmini öneriyorum ilgilenenlere. Aşırı dinci Hristiyan bir anne (Mary Griffith) eşcinsel oğlunu tedavi ettirmeye çalışır ve başarılı olamayınca da oğlunu reddeder. Oğlu dayanamayıp kendini öldürdüğünde anne hatasını anlar ve hayatının geri kalanını yaptığı yanlışı başkalarının yapmaması için insanları eğitmeye adar.
(3) İslam ve eşcinsellik üzerine: Kişisel olarak bu konuda çok çalıştım hala da çalışıyorum.... Eşcinsellik üzerine Kuran'ın Yaşar Nuri Öztürk tarafından yorumu, Elmalı'lı Hamdi yorumu, ve Diyanet Işleri Başkanlığı internet kaynağından ayrı ayrı baktığımda çok çelişkili çeviriler okudum. Dinin tamamiyle kişisel bir konu olduğunu düşündüğüm için, kelimelerle oynamak yerine size konuyla ilgili kendi görüşlerinizi daha objektif oluşturmanıza yardımcı olacağına inandığım bir kaç örnek/kaynak önermek istiyorum.
(3. a) Eşcinsel olduğunu açıklayan imam: Güney Afrika'da içinde bulunduğu Müslüman cemaatine eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra cemaat tarafından önce reddedilmiş fakat sonra Müslüman eşcinsel gençlerin intiharları göz önünde bulundurulunca cemaat tarafından göreve -müslüman eşcinsel gençlere yardım etmesi amacıyla- geri getirilmiş Muhsin Hendricks'in hikayesi hayli ilginçtir. İlgilenenlere konuyla ilgili bir haber.
(3. b) Eşcinsel, Müslüman, Hindistanlı film yapımcısı Parvez Sharma'nin Müslüman ülkelerdeki eşcinsellerin hayatını konu alan belgeseli de gayet bilgilendirici örnekler sunmuş. İstanbul'dan şeker bir lezbiyen çiftimiz de belgeselde Türkiye'deki durumu gözler önüne seriyor.
(3. c) Ekonomi doktorası yapmak için Kanada'ya gelen ve eşcinsel olduğunu anlayınca doktorasını yarım bırakıp kendini bu konuda araştırma yapmaya adayan koyu Müslüman Junaid Bin Jahangir'in hikayesi ve çalışmaları da bir hayli bilgilendirici.
(4) Eşcinselliği normal bulanların eşcinsel çocukları olması üzerine: Fikirlerimi içtenlikle anlatmak için eşcinselliği normal bulan bir ailenin eşcinsel çocuğu olarak kişisel deneyimimi paylaşmak istiyorum. Annem, babam, ablam, ve yakın ailem Türkiye Cumhuriyeti insanları, devleti ve toplumuna kıyasla bu konuda cidden çok açık fikirli insanlar. Söylediklerine göre de ben 3 yaşımdayken Şirinler çizgi filminden çok Samantha Fox videolarını izlermişim, o zamandan başlayan delillerle kafalarında kendinlerini hazırlayan ailemin karşısına ergenlik çağlarımda çıkıp lezbiyen olduğumu söylediğimde hiç şaşırmadılar ve tahminimden daha olaysız oldu "come out" etme deneyimim. Fakat hiç beklemediğim şekilde annem beni ilk kız arkadaşımla gördüğünde dayanamayıp oturup ağladı. "Anne neden ağlıyorsun?" dediğimde, "çok zor olacak hayatın evladım, ne yapayım elimde değil" dedi... Ben de çok ağladım... Ama sonra ailem de ben de ağlamanın yersiz olduğunu gördük ve gurur duymamız gereken şeyler olduğunun farkına varıp konuyla ilgili hem kendimizi hem çevremizi bilgilendirmeyi görev bildik o gün bugündür.
Bu yazı da o girişimlerden biridir.
Sürç-i lisan ettiysem affola.
Sevgilerimle,
İlke
A Pricing Model That Defies Logic, Confuses Economists, and Can Really Work
-
“Pay-what-you-want” isn’t just for museums and churches.
1 saat önce