2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com
HALK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HALK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2010 Çarşamba

Halka İnme Kılavuzu

CHP'nin esasen SODEP'e geri döndüğü yeni döneminde sıklıkla benimsediği bir yönelim var: "halka inmek". Lakin bu yolda tecrübesiz oldukları için kendilerine bir iki bir şey hatırlatmak isterim:

1. "Halka ineceğiz, halka ineceğiz" deyip durursanız halka inmezsiniz, halkın bilincinde o mesafeyi korumuş olursunuz. Halka inmek sessizce yapılan bir iştir.

2. Türkiye'ye gelmiş geçmiş en karizmatik liderlerden olan Erdoğan'ı alt etmenin yolu, sürekli onun gündemini konuşmak ve onun laflarını eleştirmeye çalışmak değildir. Erdoğan'ı aşağıya alamazsınız, siz onun yanına çıkacaksınız. Bu da alternatif söylem geliştirmekle olur.

3. "Halk dilini konuşmak" önemlidir, lakin siz parti adına en ciddi organizasyon olması gereken kurultayda parti programını açıklarken "Benim adım Kemal, o parayı bulurum" derseniz sizi kimse ciddiye almaz. Siz modelinizi açıklarsınız, ondan sonra seçim mitinglerinde "Ben o parayı bulurum" dersiniz. Yoksa halka değil Bakırköy'e inmiş olursunuz.

4. Halka inmek için önce parti içinde bir sağlamlık oluşturmak şarttır. Kurultayın üzerinden 24 saat geçmeden dava açar ve iç çekişme yaşarsanız halk sizin bir halt becereceğinize güvenmez.

5. Ecevit'i getiren koşullar günümüzde atıl kalmıştır. Karaoğlan bir esinlenme kaynağı olabilir, lakin günümüzde Türkiye'nin o zaman konuşulmayan öncelikteki sorunları vardır. Sadece ekonomik söylem ile olmaz bu iş, paşa paşa Kürt ve türban lafını ağzınıza alacaksınız. Zaten AKP fobili/alerjili kesim ne olursa olsun size oy verecek, korkmayın, biraz daha özgürlükçü olmaktan zarar gelmez.

Şimdilik bunlarla başlayın, eğer sizde bir ışık görürsek devamını getiririz.

16 Nisan 2009 Perşembe

TSK'dan Türkiye Halkı Vurgusu

İlker Başbuğ'un Harp Akademileri Komutanlığı’nda yaptığı ‘Yıllık Değerlendirme Konuşması’ndan bazı alıntılar oldukça ilginç. Konuşmada Başbuğ demokrasi savunuculuğu kisvesi altında TSK'yı yıpratmaya çalışan çevrelerin varlığından, bu çevrelerin orduyu din karşıtı olarak göstermeye çalışmasından yakınıyor, Türk ordusu "halktır, halktandır, halk içindir" söylemini vurguluyor. Bütün bunlar pek de sürpriz sayılmaz. Bence dana önemlisi Başbuğ'un Türkiye halkı vurgusu idi. Türk kelimesinin sıfat değil isim olarak algılanmasi gerektiğinin altını çiziyor Genel Kurmay Başkanı. Milliyet gazetesinden doğrudan alıntı yaparsak: [Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ ] Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun bir devrim, devrimin amacının ise bir ulus devletin yaratılması olduğunu kaydetti. Bu düşünceden hareket ederek Atatürk’ün, Türk milletini "Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına, Türk milleti denir" şeklinde tanımladığını anımsatan Orgeneral Başbuğ, "Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kimdir? Cevap, Türkiye halkıdır. Görüldüğü gibi buradaki halk ifadesi, sınırları çizilen bir coğrafyada - ki burası Türkiye’dir - yaşayan halkın bütününü, yani hiçbir dini ve etnik ayrım yapılmaksızın, Türkiye halkını işaret etmektedir. Aynı ülkü etrafında toplanmış ve Türkiye sınırları içinde yaşayan Türkiye halkının, siyasal ve sosyolojik bir olgu etrafında kendi rızası ile birleşmesiyle bir milletin oluşacağı ve bu millete ise Türk milleti denileceği, Atatürk’ün ’Türk milleti’ tanımında açıkça yer almaktadır" diye konuştu. Peki bu açıklamaları nasıl okumak lazım? Türk halkı ifadesinin 'etnik bir tahayyül olarak Türk milletini değil, aynı coğrafyayı paylaşan ve ortak bir ülkü etrafında toplanmış bireyler bütününü vurguladığını, zaten ordunun bunu önceden beri bu şekilde gördüğünü duyuruyor Başbuğ. Açıklamanın tonundaki "Bu söylediklerim zaten hepinizin malumu" tarzı bir doğallaştırma çabasını pek inandırıcı bulmadım açıkçası. Gerek ordunun gerekse siyasi erkin Türklük kavramına ezelden beridir (hatta halen bile) böyle bakmadığını, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan günümüze izlenen politikaların yukarıda ifade edilen anlayışla zaman zaman çeliştiğini biliyoruz. 'Türk etnik kimliğinin' geçmişte topluma dayatılmadığını ima etmek, geçmişi inkar etmek olmuyor mu? Bu görünürdeki inkar şaşırtıcı değil. Tabi ki gerek ordu gerek siyasi partiler bir açılım yapacaklari zaman bunun fikirsel ve ideolojik bir değişim veya dönüşüm olduğu izlenimini veremezler, vermek de istemezler. Açıklamanın TSK'nın üst düzey mercileri tarafından gerçekten bu şekilde görülüp görülmediğini, veya ne kadarının bu görüşe katıldığını tartışabiliriz. Fakat bu o kadar da önemli değil. Önemli olan nokta benim bildiğim kadarıyla Türk milleti yerine Türkiye halkı vurgusunun TSK tarafından ilk defa yapılıyor olması. Zamanlama tesadüfi olmadığına göre sorulacak soru şu: Bu Taha Akyol'un iddia ettigi gibi TSK'da Org. Özkök'le başlayan ve Org. Başbuğ ile devam eden bir zihniyet değişimine mi işaret ediyor yoksa TSK etnik ve dini eksenli kutuplaşmanın aldığı boyuttan duyduğu endişe ile bu adımı zorunlu mu gördü?