2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com
Turkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Eşcinsellik, homofili, homofobi üzerine:

Komünal İşkembe'nin liberal insanlarının çoğu için yeni şeyler olmayacak söyleyeceklerim ama geçmiş yazılar ve yorumlar göz önünde bulundurulunca bilgilendirici olduğunu düşündüğüm konuyla ilgili bir kaç örneği kişisel deneyimlerimle birlikte paylaşmak istedim. Yazıma başlamadan önce, içeriğe bakış açınızı ya da ilginizi etkiler mi bilemiyorum ama merak edenler için ben Müslüman bir aileden gelen, Türk, eşcinsel bi kadınım. Birçok eşcinsel dostu çok takdire şayan yazılarda konuyu kitlelere açtı ve insanları aydınlattılar, aydınlatıyorlar... Sağolsunlar. Fakat bir yanda da kimileri, tüm iyi niyetlerine rağmen, dilimizdeki yanlış kalıplarla farkında olmadan yanlış düşüncelere yönlendiriyolar toplumu. Bu konu üzerinde dört ana nokta var değinmek istediğim. Umarım söyleyeceklerim hem eşcinsel destekçilerinin fikirlerini daha net yaymalarına yardımcı olur, hem de açık fikirli homofobik insanların konuyla ilgili bir takım sorularını cevaplar. Öncelikle blogdaki yorumların içinde eşcinsellik ve homofilinin eş anlamlı kullandığını gördüm. Dilimizde homofili eşcinselleri seven (homo-seven, gay friendly ...) eşcinsellerden korkmayan yani homofobiğin tersi anlamında kullanılmakta, eşcinsel ile aynı anlamda değil. Hemcinsini seven, ve hemcinsini seveni seven şeklinde açıklamak daha doğru olur belki de. sevmekten söz açılmışken:
(1) Eşcinsellik sadece cinsellikle ilgili değildir. Eşcinsel insanlar hemcinslerine aşık da olmaktadır. Eşcinselliği cinsel sapkınlık, insanların eşyalarla ya da hayvanlarla cinsel ilişkiye girmesi gibi eylemlerle aynı kategoriye koyan insanların sevgi faktörünü de göz önünde bulundurmalarını önemle rica ediyorum. (2) Eşcinsellik kişinin doğuştan gelen bir özelliği, kimliğinin bir parçasıdır. Bir "tercih" meselesi değildir eşcinsellik, sonradan kazanılan bir özellik ya da bulaşıcı bir hastalık da değildir. Ve unutulmamalıdır ki eşcinselliğin doğal oluşunu kabul etmekte zorlanmak sadece toplumun belirli kesimlerindeki heteroseksüellere özgü değildir. Eşcinsellerin içinden bizzat kendi kimliğini kabul etmekte zorlanıp bu sebeple acı çeken bir çok insan mevcuttur. Bir çok eşcinsel toplum tarafından kendilerine empoze edilen değerlere ters düşmeyi kabullenmekte zorlanır. Ve yaşadığımız dünya göz önünde bulundurulduğunda, kendi eşcinselliğini kabul edemeyip canına kıyan onlarca insana sorulsa, "tercih" etme şansları olsa heteroseksüel olup herkes gibi yaşamayı tercih edeceklerini söylemeleri muhtemeldir, ne yazık ki.... Kişinin kendi benliğinin toplumun ve dinin ona öğrettiği değerlere ters düştüğünün farkına varması ve buna rağmen kara kası kara gözü olması kadar doğal olan eşcinsel kimiliğinden de onur duymayı öğrenmesi uzun zaman alan bir süreçtir, kendimden biliyorum. Onur haftası yürüyüşleri ("pride parade"ler) bu amaca da hizmet etmektedir. Bu konuyla ilgili Sigourney Weaver'in başrolünü oynadığı gerçek bir hayat hikayesinden alınan "Prayers For Bobby" filmini öneriyorum ilgilenenlere. Aşırı dinci Hristiyan bir anne (Mary Griffith) eşcinsel oğlunu tedavi ettirmeye çalışır ve başarılı olamayınca da oğlunu reddeder. Oğlu dayanamayıp kendini öldürdüğünde anne hatasını anlar ve hayatının geri kalanını yaptığı yanlışı başkalarının yapmaması için insanları eğitmeye adar. (3) İslam ve eşcinsellik üzerine: Kişisel olarak bu konuda çok çalıştım hala da çalışıyorum.... Eşcinsellik üzerine Kuran'ın Yaşar Nuri Öztürk tarafından yorumu, Elmalı'lı Hamdi yorumu, ve Diyanet Işleri Başkanlığı internet kaynağından ayrı ayrı baktığımda çok çelişkili çeviriler okudum. Dinin tamamiyle kişisel bir konu olduğunu düşündüğüm için, kelimelerle oynamak yerine size konuyla ilgili kendi görüşlerinizi daha objektif oluşturmanıza yardımcı olacağına inandığım bir kaç örnek/kaynak önermek istiyorum. (3. a) Eşcinsel olduğunu açıklayan imam: Güney Afrika'da içinde bulunduğu Müslüman cemaatine eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra cemaat tarafından önce reddedilmiş fakat sonra Müslüman eşcinsel gençlerin intiharları göz önünde bulundurulunca cemaat tarafından göreve -müslüman eşcinsel gençlere yardım etmesi amacıyla- geri getirilmiş Muhsin Hendricks'in hikayesi hayli ilginçtir. İlgilenenlere konuyla ilgili bir haber. (3. b) Eşcinsel, Müslüman, Hindistanlı film yapımcısı Parvez Sharma'nin Müslüman ülkelerdeki eşcinsellerin hayatını konu alan belgeseli de gayet bilgilendirici örnekler sunmuş. İstanbul'dan şeker bir lezbiyen çiftimiz de belgeselde Türkiye'deki durumu gözler önüne seriyor. (3. c) Ekonomi doktorası yapmak için Kanada'ya gelen ve eşcinsel olduğunu anlayınca doktorasını yarım bırakıp kendini bu konuda araştırma yapmaya adayan koyu Müslüman Junaid Bin Jahangir'in hikayesi ve çalışmaları da bir hayli bilgilendirici. (4) Eşcinselliği normal bulanların eşcinsel çocukları olması üzerine: Fikirlerimi içtenlikle anlatmak için eşcinselliği normal bulan bir ailenin eşcinsel çocuğu olarak kişisel deneyimimi paylaşmak istiyorum. Annem, babam, ablam, ve yakın ailem Türkiye Cumhuriyeti insanları, devleti ve toplumuna kıyasla bu konuda cidden çok açık fikirli insanlar. Söylediklerine göre de ben 3 yaşımdayken Şirinler çizgi filminden çok Samantha Fox videolarını izlermişim, o zamandan başlayan delillerle kafalarında kendinlerini hazırlayan ailemin karşısına ergenlik çağlarımda çıkıp lezbiyen olduğumu söylediğimde hiç şaşırmadılar ve tahminimden daha olaysız oldu "come out" etme deneyimim. Fakat hiç beklemediğim şekilde annem beni ilk kız arkadaşımla gördüğünde dayanamayıp oturup ağladı. "Anne neden ağlıyorsun?" dediğimde, "çok zor olacak hayatın evladım, ne yapayım elimde değil" dedi... Ben de çok ağladım... Ama sonra ailem de ben de ağlamanın yersiz olduğunu gördük ve gurur duymamız gereken şeyler olduğunun farkına varıp konuyla ilgili hem kendimizi hem çevremizi bilgilendirmeyi görev bildik o gün bugündür. Bu yazı da o girişimlerden biridir. Sürç-i lisan ettiysem affola. Sevgilerimle, İlke

19 Nisan 2010 Pazartesi

Turkiye Carsi - Herkese Karsi

“Turk’un Turk’ten baska dostu yoktur” diyenler megerse ucuz milliyetcilik degil, keskin toplumsal gozlem yapiyormus. BBC’nin yeni acikladigi anketin sonuclarina gore*, arastirmaya dahil on bes ulke arasinda yalnizca Turkiye ve Hindistan’lilarin cogunlugu Amerika’nin dunya uzerindeki etkisinin kotu oldugunu dusunuyor. Bu on bes ulke arasinda yalniz Turk insaninin Amerika’ya verdigi pozitif oy gectigimiz yil icinde azalarak %21’den %13’e dusmus. Ayni anda Amerika’nin dunyaya olan etkisinin kotu oldugunu dusunenlerin orani gecen yil %63’ten %70’e cikmis. Turkiye’de anti-Amerikanizmin tirmanisi, komplo teorilerine paranoya derecesinde bagimli oldugu asikar guzide vatanimiz icin pek de sasirtici degil. Ayni arastirma Turkiye’de Israil’e olumlu bakanlarin oraninin %6’da kaldigini, olumsuz bakanlarinsa %77’de oldugunu da gosteriyor. Bu sonuclara ilk tepkim bizim memleket bu iki ulkeyi bir sekilde sevmiyor, dis politikalarini begenmiyor oldu. Obama etkisi falan da nafile. Sonra bakiyorum memleket diger ulkelere ne kadar guveniyor: Cin: %21 (+), %47 ( -) Japonya: %34 (+), %35 ( -) Kuzey Kore: %11(+),% 45( -) Ingiltere: %18(+), %53( -) Pakistan: %15(+), %46( -) Hindistan: %15(+), %40( -) Fransa: %17(+), %53( -) Guney Afrika: %13(+), %35( -) Kanada: %16(+), %35( -) Rusya: %16(+), %50( -) Iran: %13(+), %54( -) Brezilya: %19(+), %34( -) Almanya: %30(+), %33( -) Guney Kore: %17(+),% 30( -) Ortalama %17.21 pozitif, %44 negatif. Amerika, Israil, Ingiltere ve Fransa bizim icin biraz fazla emperyalist ulkeler, o yuzden iskilleniyoruz diyelim. Kuzey Kore ve Iran guven vermeyen rejimler, ne yapacaklari belli olmaz var sayalim. Brezilya’nin sucu ne? Hindistan’in ne zararini gordunuz? Kanada, Guney Kore, Guney Afrika’yla ne derdiniz var? Sorun anti-Amerikanizm ya da Israil dusmanligi degil. Sorun dunyada kendini yalniz hisseden bir milletin, ailesi ve yakinlari disinda kimselere guvenemeyen bir milletin, dis politika algilamasinda da kimseye guvenemeyecegi. Komplo paranoyasindan da ote, Turkiye’nin ciddi bir medeni guven sorunu var. * http://news.bbc.co.uk/2/shared/bsp/hi/pdfs/160410bbcwspoll.pdf

29 Mayıs 2009 Cuma

Türkiye'de İnternet Kullanımı

ComScore, Inc.adlı şirketin dün yayınladığı bir rapora göre Türkiye yaklaşık 17 milyon internet kullanıcısı ile Avrupa yedincisi (birinci 40 milyon ile Almanya). İnternette geçirilen ortalama süre açısından ise 32 saat ile birinci. En çok girilen ilk beş websiteleri ise sırasıyla Google, Microsoft, Façebook, DOL (yanı Ekolay ve Fanatik) ve son olarak da Milliyet. Tabii bu istatistikleri görünce aklıma hemen bir kaç soru geldi: Eğer bir Türk internet başında diğer Avrupalı vatandaşlardan daha fazla zaman geçiriyorsa, Türkiye'de internet haberciliğinin geleceği var mıdır? Sayıları durmadan artan internet haber websiteleri hızlı doğup hızlı mı ölecekler? Türkiye'de internet kullanımının artması ne demek? Daha mı demokratikleştik? (Harvard ve MIT Üniversiteleri internetin demokrasi üzerinde olumlu etkisi olabileceğine inanarak bu konuyu araştırmak için merkezler oluşturmuşlardı). Yoksa sadece daha mı sosyalleştik? Bu istatistikler bize Türkiye'de internet kullanımının daha çok eğlence (bu kategoriye bol resimli magazin haberlerini de dahil ediyorum) ve sosyalleşmek (mesaj göndermek) amaçlı olduğunu gösteriyor. Daha da önemli bir unsur Türkiye'de kaç kişinin değil de nüfusun yüzde kaçının internet kullandığı. Türkiye nüfusunun şu anda sadece yüzde 21'i internet kullanıyor. Türkiye Istatistik Kurumu'nun internet kullanımı ile ilgili verilerine de buradan ulaşabilirsiniz.