2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com
Habercilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Habercilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Yandaş medya bilinçaltısı

Aslında 2 Şubat'ta yazayazdığım ama yarım bırakmış olduğumu fark ettiğim bir yazımı buldum ve onu şimdi yayınlıyorum sevgili İşkembeseverler. Güncelliğini asla yitirmeyen bir konu olduğu için, sadece olayları hatırlamanız lazım. Biri Recep Tayyip Erdoğan'a ayakkabı fırlatmıştı hani, hatırladınız mı? Hah! Bir de Fenerbahçe-Bursaspor maçı 3-2 Bursa'nın üstünlüğüyle sonlanmıştı. İşte o meseleler...

1 Mayıs işin ve emeğin bayramını ofiste çalışarak kutluyor (İşçi bayramı dediğin, çalışarak kutlanmaz mı zaten? Gerçi böyle yaklaşırsak işçiye her gün bayram...), herkese güzel, şenlikli bir bayram diliyorum!  
-----

Çok kısa ve öz olarak, son 1 hafta içinde denk geldiğim 2 haber saçmasını not düşüvereyim şuracığa istedim. Yandaş medyanın sürekli "doğru, tarafsız, dürüst, x'siz, y'li haber!" diye kendini bize yalanlarla pazarladığının göstergesi iki anekdot:

Birincisi, geçen gün başbakana İspanya'da ayakkabı atılmasına ilişkin yapılan haberle ilgili. Kanal D haberi verirken şöyle bir ifade kullandı;

"...gezisinde densizin biri başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ayakkabı fırlattı."

Görünen o ki, Tayyip ve Yozdil'le yükselişte olan kahvehane ağzına Kanal D haber de kolaylıkla entegre olmuş.Densizin biri ne lan? Densiz sensin, ayakkabı da sana girsin!

Burada sakat iki nokta var; birisi, bir haber metninde böyle bir ifadenin kullanılıyor olması. İkincisi ise, haberi hazırlayanların tarafını açık açık ortaya koyması. Sen kimsin de kime densiz diyorsun lan? Ha, haber metninin bu şekilde olmasının nedeni belki de ayakkabıyı atanın bir Kürt olması ve "Yaşasın Kürdistan!" sloganı atmasıdır, bilemiyorum. Her nasıl olursa olsun, Kanal D'ye son derece yakışır bir haber, tebrikler...

İkinci değinmek istediğim, haberler esnasında geçen bir bant yazısı. Hani şu altta geçiyor ya "bıdı bıdı az sonra!" falan diye, işte onlardan biri. Günahını almayayım (cehennemde sonsuza kadar yanmama yetecek kadar günahı vardır) ama Habertürk'teydi sanırım. Şöyle diyordu mevzubahis yazı:

"Fenerbahçe, Bursaspor'a 3-2 yenildi"

Metin tam olarak bu olmayabilir ama, özü, kurgusu buydu. Sıradaki soru "Ee? Ne var bunda?" diyenler için gelsin: Neden Bursaspor yenmedi de Fenerbahçe yenildi?

29 Mart 2010 Pazartesi

Zaytung mu daha komik Hürriyet mi?

Şimdi karmaşık bir olay var. Aşk, entrika, ırkçılık, gazetecilik, her şey var içinde. O yüzden biraz dağınık yazmış olabilirim, şimdiden affola. Zaytung'u bilmeyenleriniz için önden bir söyleyelim, uydurma haber yayınlayan bir mizah sitesi (The Onion gibi). Hem gündemi hem de basının saçmalıklarını şahane hicvediyorlar. Hürriyet de, Zaytung kadar olmasa da mizaha katkıları yadsınamaz (istemeden yapsalar da). Neyse, dün Ekşi Sözlük'te dolanırken zaytung haberini gerçek sanan dallama başlığına denk geldim. Amiral gemisi Hürriyet'e göre Zaytung'da yayınlanan Sierra Leone'de Unutulan Büyükelçi Çareyi Ermeni Tasarısında Buldu başlıklı haberi Ermeniler gerçek sanmış. Ekşi Sözlük'teki ırkçı zevat atlamış tabi "Ehe Ermeniler salak olum keh keh, neye inanmışlar dallamalar" şeklinde, Hürriyet'teki yorumlar da bu eksende doğal olarak. Millet Ermenilere saydırmak için hazırolda beklediği için direk gelen ortaya şutu çekmişler. Şimdi kazın ayağının nasıl olduğunu anlamak için önce haberde geçen yazıya bir bakıyoruz. Yazıda Harut Sassounian Turkish Forum adlı bir sitede Zaytung'un bu haberiyle karşılaştığını yazıyor. Haberin bariz bir şekilde uydurma olduğunu söylüyor zira Sierra Leone'de Türkiye'nin büyükelçisi bulunmuyor ve Eritre, Çad ve Cibuti'de de soykırımla ilgili bir çalışma yok. Ancak haberdeki isim bolluğu, detay bolluğu ve "zencilerin arasındaki beyaz adam" fotoğrafı yüzünden bazı Türk sitelerinin habere inandığını ve yayınladığını söylüyor. Olay bu. Şimdi Hürriyet'teki metine bakalım: "ABD’deki Ermeni lobisinin etkili isimlerinden olan yazar Sassounian, fıkradan farksız bu düzmece habere inanıp ciddi ciddi yorumlar yapmakla kalmadı, Türk dışişleri hakkında alaycı ifadeler de kullandı." Bir nevi "Dersim isyanıyla meşhur Tunceli doğumlu" gibi sıkı bir giriş var. Sassounian bu habere inanmışmış. E okuduk yazıyı, adam "bu haber düzmece" diye anlattı kaç paragraftır. Hatta bununla kalmamış Türk dışişleriyle alay etmiş. Aman tanrım, çok korkunç! Yazıda Türk dışişleri ibaresi bile yok. Adam "Erdoğan büyükelçiyi geri çağırdığı için şimdi rahat rahat lobi yapabiliriz" diyor. "...The Armenian Weekly, siteye gelen yorumların ardından hatasını farketti. Sassounian, iki saat sonra yazısını değiştirse de..." Yani Hürriyet'e göre adam yalan habere inandığını gösteren bir yazı yazmış, sonra bir yorum yazmışlar "Kardeş haber yalan" diye, bunun üstüne 180 dönüp "bu haber yalandır" diye yazı yazmış. Bütün bunlar 2 saat içinde olmuş. Bu esnada Hürriyet muhabiri de olan bitene tanıklık etmekte. Şimdi yazıya aynı gün 2 yorum var, biri haberin gerçek kaynağını, Zaytung linkini veriyor, öbürü de "Türkler Avrupanın hasta adamı yae" cinsinden salak milliyetçi bir yorum yapıyor. Hiç bir yerde yazının ilk hali yok. Hürriyet muhabiri yazının ilk halinden bir kelime bile bahsetmiyor. Madem yazı değiştirilmiş, ilk yazıda ne yazıyordu? Ne demişti adam?. Acaba Hürriyet yalan söylüyor olabilir mi? (Bu bir retorik sorudur.) "“Zaytung’un kullandığı büyükelçi fotoğrafının orijinal gibi göründüğünü” ve “birçok Türk sitesinin de bu haberi gerçek sandığını” belirterek kendisini savundu. " Ahahahh. Kendini savundu, evet. Yine bir çakallık sanatıyla karşı karşıyayız. Yazıda fotoğraf gerçek gibi göründüğü için bazı Türk siteleri haberi gerçek sandı diyor adam. Baştan beri haberin düzmece olduğunu söylüyor zaten "Abi ben tongaya düştüm ama foto gerçek gibiydi" falan demiyor ki. Ama eğer lafları yeterince çarpıtabilirsek tam tersini söyletebiliriz değil mi Hürriyetciğim. Ermeni yazar, “düzeltilmiş” yazısını, “Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son dönemde sarfettiği sözler düşünülürse, bazen hakikat kurgudan daha şaşırtıcıdır” ifadesiyle bitirdi." Burada Hürriyet'i kutlamak istiyorum, zira son cümleyi doğru çevirmiş. Aferin. "Ermeni yazar" yazısını "düzeltti" sen de "Türk gazeteciliğini" kurtardın. Bravo. "ERMENİSTAN’daki milliyetçi Taşnak Partisi’nin İngilizce yayın organı The Armenian Weekly, yayınladığı asparagas haberle trajikomik bir hataya imza attı. " Hürriyet'in bu cümlesini ironinin tanımı olarak sözlüklere girmesini istiyorum. Son olarak da asıl trajikomik duruma bakalım. Baskın Oran da bu konuyla ilgili yazdı. Meğerse Zaytung'un haberini ciddiye alanlar "Ermeniler" değil, Amerika'daki ulusalcı zevatmış. "Türk düşmanı büyükelçi" diye çemkirmişler. Vatan'da da var haberi. Sazanlıklarını anlayınca da haberi yayından kaldırmışlar, ama google affetmez. E ister misiniz "Ermenistan Ermenilerindir" sloganlı bir gazete de "Türkler kendi yaptıkları yalan habere kendileri inandı" diye haber yapsınlar?

13 Şubat 2010 Cumartesi

Belge Nedir?

Uzun zamandır yazasım gelmiyor pek ama, artık bunu da es geçemedim.
Önce Taraf Gazetesi'nin server'larının host edildiği sitenin Teksas merkezli olması üzerinden bir Fethullah Gülen bağlantısı kuruldu. Künyesindeki bilgi formunda yer alan Hasan Çağrıcı, Sawis Digital Solutions falan merkezli bir teori bu, link'i burada. İnternetten anlamayan birisi için çok inandırıcı argümanlar bunlar. Zaten bu e-mailları forward eden kişiler de spam'cilerin, bilgi hırsızlarının hesabına çalıştıklarının farkında değiller.
Taraf gazetesi hakkında bir başka iddia da 3 vakit dolmadan bugün atıldı. Oda TV'nin iddiasına göre Taraf Gazetesi, Alkım Yayınevi'nin devletten aldığı teşvik ile kurulmuş. Doğrudur, yanlıştır bilemiyorum; hiçbir fikrim yok. Ama itirazım var. Haberin "belge" diye sunduğu, dolayısıyla şüphe etmememizi istediği, kendisine mutlaklık hükmü verdiği zibidi şeye itirazım: (haber linki)
Belge bu imiş. Yahu şu bildiğin Excel'de hazırlanmış bir şey yahu? Nerede bunun dosyası, imzası, link'i, alındığı yeri, gelmişi geçmişi? Belge sunmak bu kadar kolay mı?
Oda TV Ergenekon ile bağlantılı, ondan para alıyor diyeyim ben de o zaman. Belgesi mi? Buyrun:
Tekrar ediyorum: Doğrusunu, yanlışını bilemem. Teşvik vardır, yoktur; varsa üzerine gidilmelidir. Ama belge diye, Excel'de hazırlaması 5 dakika sürmeyecek şeylerin sunulması benim sinirime dokunuyor ciddi ciddi. Dezenformasyon değilse, adam gibi enformasyon olsun.

30 Ocak 2010 Cumartesi

Milliyet internet sayfasında rehberli bir gezinti

Yılmaz Özdil'in çığır açan yazıda yalınlık yaklaşımından ilhamla ben de görsel yalınlık tekniği ile bir mesaj vermek istiyorum: En yukarıdayız. Milliyet logosunun hemen yanında Renkli hayatlar linki var. Tıklayınca bir milyarderin çıplak kızı sigara içiyor. Gelelim günün manşetlerine: Dünyanın paylaştığı market çılgınlıkları. Habere, pardon foto galeriye bağlantıyı veren fotoğrafta iç çamaşırlı hanımlar herşey gayet normalmiş gibi alışveriş yapıyorlar. Merak edip bağlantıya tıklıyoruz. Fotoğrafların çoğu marjinal görünümlü, değişik kıyafetler giymiş kadınlı erkekli insanlara, değişik objelere ait. İç çamaşırla dolanan erkekler de var. Hakikaten manşetlik(!) bir 'haber' olmasını geçtim de ana sayfadaki fotoğrafın seçimi Milliyet'in erkek egemen, erkeği değil sadece kadını fantazi objeliğine indirgeyen kafa yapısına takıldım desem. Gülmekten kırıp geçiren fotoğraflara tıklamamız için bizleri içeriye davet eden bir çıplaklık lazım tabi. Neyse adil olmak lazım, bu sefer ilgilenenler için boxerlı erkekler de var. Gelelim suçüstü yakalananlara. Yanlış anlamayın bu da haber değil, sadece foto galeri. Yine en çıplak fotoğraf baş sayfada. Galeride gerisini arayanlar hüsrana uğrayabilir. Ha bu arada gıdığından rahatsız olanlar, daha ince bir gerdan isteyenler de unutulmamış. Biraz daha aşağılara iniyoruz. Soldan sağa göremeyenler için geliyor: 'Göğsünü açtı tarihe geçti' -insan nasıl tarihe geçtiğini hakikaten merak ediyor değil mi?- , 'transa sokup taciz etti' -bu sayfada rastladığımız ender haberlerden ama o buğulu fotoğraf başka taraflara mı hitap etmeye çalışıyor yoksa ben mi kötü niyetliyim bilemedim- , 'Fener'in gözü N'onda'... Daha N'ediyim... İn in biraz daha aşağıya in. İşte burası gazetenin en samimi en sıcak kısmı. Bazı başlıklar şu şekilde: Taciz maduru ünlüler, Ünlüler onu paylaşamıyor, Nefesleri kesen modeller, Gözler onun üzerinde, Futbol takımının böylesi. Daha yukarılarda gördüğümüz başlıklardaki dolaylılık veya alakasızlık burada pek yok. İfadeler daha öznel. Neyse o kardeşim, bizim buralarda göte göt derler kayıtsızlığı hakim. E normal. İyice aşağılardayız sonuçta. Eren yasası: Internet gazetelerinde aşağıya inildikçe dolaylılık azalır. Milliyet gazetesinin internet sitesini üç kelimeyle tanımlarsak: libido yükseltici(!), yarı pornografik, seksist. 'Porno ve saçmalıklar sitemiz için aşağıdaki linke tıklayın' deseler ve tüm alakasızlıkları bir yerde toplasalar o kadar da itiraz etmeyeceğim. Ama saf olmamam lazım. Türkiye'de gazeteciliğin amacı sadece porno ve saçmalık severleri memnun etmek değil. Siteye başka amaçlarla -haber almak falan gibi demode şeyler için mesela- gelen erkek güruhunu derinlerdeki fantezileriyle yüzleştirmek gibi ulvi bir görev söz konusu. Milliyet iktisatçıların tabiri ile marjindeki okuyucuyu hedeflemiş gibi duruyor.

16 Ağustos 2009 Pazar

İslâm'ın Mükemmeliyetinin 1 Cümle -215 Karakter- ile Kanıtı

16 Ağustos 2009 Pazar - Saat 00:35 Vatan gazetesinin internet sitesine göre, en doğru ve mükemmel dinin İslâm olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış! anasayfadaki manşetlerden birinde bu var. Diğer manşetlere baktığımızda Demet Akalın'ın bir fotoğrafı ve büyük puntolarla "geceliği 20 bin TL" yazdığını görüyoruz. Pek çok insanı heyecanlandırabilecek bu haberin devamına baktığımızda, Demet Akalın'ın eller havaya yaptığı bir gece 20 bin TL kazanıyor olduğuna dair bir haber metni görüyoruz. Sırf o manşeti atabilmek için bu kadar da dandik haber yapılmaz ki be arkadaşım? Zaten maşallah, internet gazeteciliği çıktı, manşet bozuldu. Her lafa manşet atılıyor, her şey birkaç dakikalığına da olsa manşetten veriliyor. Neyse, biz konumuza dönelim bu esnada. İşte bu bilimin kanıtladığı gerçeğin ne olduğunu merak edip tıklarsanız da şöyle bir görüntüyle karşılaşıyorsunuz (olmaz ya, olur da utanıp haberi kaldırırlar ve o haberi yapan dış haberler insanını kovarlarsa falan diye yedekledik resmi, şuradan görebilirsiniz.). Yahu tamam, popülist olunur, iktidar yalakası olunur ama hiç olmazsa biraz destekli olun.. Haber metninin bütünü, boşluklar dahil 250 karakter. Boşlukları çıkarınca kemiksiz 217 karakter. Sondaki 3 noktayı da yer kaplasın diye koymuşlar, yazım açısından doğru bir kullanım değil, 2 tanesini çıkar, kaldı mı 215 karakter? N'oldu? Vatan haber yaptı! Şimdi, "haberin bütününü kopyalamak" telif haklarına, adil kullanıma aykırı olabilir ama 217 karakter olduğu için, %30'unu alsak mesela 13. kelimede takılıyoruz. Onun için Vatan kusurumuza bakmasın ve haber metnini bütünüyle buraya alalım. "Japon bilim adamının yaptığı araştırmalara göre Kuran okurken veya hoca ezan okurken, sudaki moleküller meydana gelen titreşimle mükemmel bir dizilime ulaşıyor. İnsan vücudunun yüzde 70'i de sudan oluştuğu için İslam dünyadaki en doğru din oluyor..." İşte haber budur, yorum budur, habercilik bundan başka bir şey olamaz! 5N 1K'ya bakalım bir de; Kim? - Japon bilim adamı. Sarı çizmeli Mehmet Ağa'nın Uzak Doğu şubesi Ne? - Ne? İslam en doğru din mi?! İnaanmıyoruaaam! Biliyordum, biliyordum! Nasıl? - Moleküllerin dizilimiyle. Moleküller nerede diziliyor, neye göre diziliyor, neden diziliyor bilmiyoruz ama.. Neden? - Sırf İslâm en bir güzel din olabilsin diye. Gerçekten haberin içinde bulamıyorum neden? Nerede? - Japonya'dır herhalde? Bunu sormak durumunda bırakıldığım için kendimi aptal gibi hissediyorum. Ne zaman? - Muntazaman. Yapılan bir çalışma yok dikkat ettiyseniz, "Japon bilim adamının yaptığı araştırmalara göre...". Adam düzenli olarak bunu buluyormuş meğer. Komünal İşkembe bir haber sitesi olmasa bile, haber yapma konusunda Vatan'dan daha iyi olabileceğini göstermek için bir cümleyle sizlere veda edelim dostlar; "Vatan (kim), bugün (ne zaman) bir kez daha, internet sitesinde yayınladığı haberde (nerede), g.tünden sallamanın en güzel örneğini sergileyerek (nasıl) habercilikten ne anladığını ortaya koymuştur (ne). Nedenini çok aradık, mamafih bulamadık. Konu, Türk bilim ve İşkembe insanlarını uzun süre meşgul edeceğe benzer." -------------------- Komünal İşkembe İkinci Baskı - 16 Ağustos 2009 Pazar, Saat 15:15'te gelen ek haber: Vatan, İşkembe okuyor! Aldığımız flaş flaş flaş haberlere göre, Komünal İşkembe'yi takip eden Vatan gazetesi, haber metnine yaklaşık %287 zam yaparak kemiksiz 832 karaktere çıkarmış! Yine bir harf fazla, aslında 831 karakter (dua kelimesi duan olarak yazılmış) ama Sayın Emoto'ya "Emo" diyerek 2 harf zarar ettiklerine sayıyoruz onu bu seferlik. Sayelerinde artık islâm yaklaşık 2 kat daha, ilk halinin 3 katı mükemmel! Yeni haber metni ise şöyle; "Japon bilim adamı Masaru Emoto, su molekülleri üzerine yaptığı araştırmalarda Kuran okurken veya hoca ezan okurken, sudaki moleküller meydana gelen titreşimle mükemmel bir altıgen dizilime ulaştığını saptadı. Emo kısa bir süre önce Mısır'a giderek Kahire Üniversitesi'nde yaptığı araştırmanın sonuçlarını meslektaşları ile paylaştı. Mısır devlet televizyonunda Japon bilim adamının elde ettiği bulgular profesörler tarafında tartışmaya açıldı. Kuran okunurken suyun nasıl değiştiğini tartışan bilim adamları, insan vücudunun yüzde 70'inin sudan oluştuğundan yola çıkarak İslam'ın en doğru din olduğu sonucuna vardı. Ayrıca Kuran okuyan ve Allah'a duan eden insanların huzur ve mutluluk duymasının sebebinin de bu olduğu öne sürüldü. Bu konuda daha fazla araştırmalar yapılması gerektiğine işaret eden Mısırlı akademisyenler, Kuran sesinin su moleküllerini değiştirmesi ile ibadet edenlerin şiddetten uzak durması arasında da bir bağlantı olduğunu savundu." Haber metninin yeni haline biraz daha açık bir 5N ve 1K serpiştiren Vatan'ın dünkü haberiyle bugünkünü tefrik ediyoruz! Yemezler Vatan! İşkembe'den kaçmaz! Ama yine de gelişme için tebrik de edelim, yavaş yavaş öğreniyorlar galiba? Son olarak da, yeni metinden öğrendiğimiz üzere Masaru Emoto, "Vatan Dış Haberler" servisi elemanının asker arkadaşı. Emo diye hitap ettiğine göre?..

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Harç Zamlarının Değeri

Bu akşam otobüste açık olduğu ve bağırdığı için maruz kaldığım Kanal D'deki haber spikeri teyze, yaklaşık olarak saat 19:50 civarı -ki bilmeyenler için, bu saatte artık Kanal D'nin haberleri bitiyor- Ajda Pekkan'ın en narin yerleri ve sahnede giydiği leopar desenli kıyafetine ilişkin haberle, "şimdi reklamlar, birazdan tekrar birlikteyiz" kandırmacasının arasına tost edilmiş bir şekilde "Ha, bu arada ikinci öğretim harçlarına yapılan insanlık dışı zamlar da en fazla %8 olmak üzere sınırlanacak." dedi! Ne lan bu? Dalga mı geçiyorsunuz? Onca insanın hayatını etkileyecek şu haberi, haber bülteninin sonunda, Ajda Pekkan'ın pek narin yerlerinden daha sonra vermek habercilik mi oldu şimdi? Ekonomik değeri hayli yüksek olan bir -olası- değişikliğin, habercilik ve yaşam açısından Ajda Pekkan'ın oralarından daha değerli olmaması nasıl bir şeydir yahu? İlgili haberi az önce Bianet'te, Radikal'de, Milliyet'te ve hatta Kanal D'nin haber sitesinde arayıp mamafih bulamadığım için kendimden şüphe ettiğim anda Zaman'da buldum haberi. Ya Kanal D ve Zaman sahtekâr, ya da haber doğruysa diğerleri biraz yavaş. Ha, bu yine de Kanal D'nin haberi veriş şeklinin eblehliğini elbette hafifletmiyor. Hiçbir zaman böyle bir şey dememiştim sanırım ama, umuyorum ki Zaman haklıdır -evet, önyargılıyım- ve ilgili protestolar amaca ulaşmıştır, ikinci öğretime yapılan -hiç olmayasıca- zamlar, hükûmetin pek sevdiği "makûl" seviyeye çekilmiştir. Bu esnada bu haber de askerdeyken herhangi bir memnuniyetsizliğin ve protestonun sırf devlete artistlik için, kaos için var olduğunu iddia eden düz adamlara kapak olsun. Şşş! Size diyorum olm! Eşşşekler sizi! Çınıl çınıl çınlattım bugün kulaklarınızı, aklıma geldiniz nedense... Yılmaz Özdil'inki köşe yazarlığı, Hürriyet'inki gazetecilik, Kanal D'ninki televizyonculuk, M. Ali Birand'ınki habercilikse, en baştan; niye yaşıyoruz, niye varız ki?