2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com
İnternet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnternet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2011 Perşembe

"Devlet Baba" Hala Baba

Şimdiki zamanda yaşananları anlamak adına, zaman-uzam ekseninde gezintilere çıkmak kimi zaman fazlasıyla gerekli olmakta. İnsanın hafızasının bilincinde olmasının şeytani yönlerinden birisi, insana her şeyi hatırlayabileceğine dair gereğinden fazla bir özgüven verebilmesi, diğeri ise bu özgüvenden dolayı hatırlayabildiği kadarının kesinliğine inanması. Bu sorunu aşmak için yapmak gereken, bir eylem, söylem ya da olgu ile karşılaşıldığında birkaç basit soru sormak ve o doğrultuda araştırma yapmak: Neden yapıldı? Neye dayanarak yapıldı? Benzer örnekleri var mı? Kim yaptı?

Bu sıralamaya sadık kalmak olayları sağlıklı değerlendirebilmek için önemli bir şart. İnsan aklı, faili bulduğunda bütün meseleye vakıf olduğunu sanabiliyor zira. Hatta bazen faili bulduğunu sanıp da yanılabiliyor. O yüzden “Kim Yaptı?” sorusunu da çok iyi sormak lazım. Türkçe derslerinden hatırlarsınız, özneyi bulmak için “Kim yaptı?” sorusunu sorduğunuzda, arada yanlışlıkla nesneyi bulabilirdiniz. Örn: Piknik yaptı. Ne yaptı? Piknik. Halbuki piknik özne değil, nesne burada. Pikniği yapan bir “gizli özne” var, o.

AKP iktidarı sırasında gelen kimi “düzenlemeler” (ki düzenleme, yasak denilemeyen yerde kullanılan bir hüsnütabir), insanlarda “İşte toplumu muhafazakarlaştırıyorlar, toplumu şekillendirmeye çalışıyorlar, bunların niyeti belli!” gibi bir birincil reaksiyon doğurabiliyor. Halbuki bu cümlenin göz ardı ettiği çok fazla gerçeklik var. Birincisi, bizim toplumumuz zaten muhafazakar, değişik değerleri ve dinamizmi “Gençler bir şeye heves etmiş keh keh” refleksiyle karşılar. İkincisi, devlet zaten toplumu hep şekillendiregelmiştir. Çünkü devlet bireyi korumak ve kollamak için var. Çünkü devlet babamız, biz ise onun haylaz çocuklarıyız.
Sigara Yasağı ve Paternalizm


Anlatmak istediğimi açıklığa kavuşturmak için yakın geçmişten bir örnekleme yapmam lazım.

Belirli mekanlarda sigara içme yasağı, aslında çoğu medeni addedilen ülkede uygulanan, ve de nedenlemesi uyarınca özgürlükçü bir dokuya sahip olabilecek bir yasak. Şöyle ki, sigara, insan sağlığına çok ciddi zararları olan bir madde, ve aktif olarak içmeyen biri bile, dumanına maruz kaldığında sağlık anlamında etkileniyor. Bu durumda, bir insanı sigara dumanına maruz bırakmak, onun temel haklarından birisi olan sağlığı engelleyici bir hal oluşturur.

Bu durumda yapılması gereken ikiye ayrılır: sert paternalizm ve yumuşak paternalizm. Sert paternalizm, yani sigara içimini kökten yasaklamak, insanların vatandaş olarak yaşamak için bulunmak zorunda olduğu yerlerde uygulanır. Örneğin devlet daireleri, toplu ulaşım araçları, eğitim binaları, hastaneler, karakollar vs. Fakat devlete ait olmayan, ve de insanların para vererek eğlence vs. amaçlı gittiği yerlerde, devlet sigara içimini toptan yasaklayamaz. Devlet, buralara ancak yumuşak paternalizm ile yaklaşabilir: İçinde bir alanda sigara içilen mekan tasarlamak isteyene vergi uygular (sigara gibi zararlı bir maddenin dışsallık [externality] etkisini tanzim etmek için), fakat o noktadan ötesine geçemez. Kapitalist bir ekonomide zaten piyasa kuralları dengeyi bulduracak, sigara içen ve içmeyen insanların tercih ettiği mekanlar oluşacaktır. (Bu sert ve yumuşak paternalizm yargısının ve uygulamalarının ayrıntısı tartışılabilir tabii.)

Peki bizim “devlet babamız”, sigara yasağı konusunda ne yaptı? Hem özel olsun olmasın çoğu kapalı mekana ekonomik prensipleri gözetmeden karıştı, hem de örneğin elektronik sigara gibi, hiçbir pasif içicilik etkisi olmayan ve de tamamen bir bireysel tüketim aracı olan maddeyi yasakladı. Sebep? “Vatandaşın sağlığını korumak ve sigara tüketimini azaltmak.” Halbuki, vatandaşlar birer yetişkin olarak bu tercihi kendileri yapabilecek yaştalar.

İşin ironisi ise şurada başlıyor: Sigara yasağı getirildiğinde, sigara içmeyen çoğu insan, bu yasaktaki bu paternalistik ve aşırıkorumacı dinamikleri göz ardı ederek devletin olumlu bir iş yaptığını düşündüler, ve hatta hükümetin partilerüstü destek toplayan icraatlerinden birisi bu oldu. Devletimizin “sakat” nedenlemesi, sonuç hoşa gittiği için gümbürtüye gitti. (Diğer bir ironi de aynı devletin tütün üretimini sübvanse etmesi, ama konuyu saptırmamak için onu hızlıca geçelim.)
İnternet Yasakları


Sigara içen çocuğunun sağlığını korumak için sigarayı yasaklayan devlet “baba”nın eylemi vatandaş tarafından onaylandığında, elinin uzanabildiği ve destek göreceği her mevzuda bu tür düzenlemeye gitmesinin meşruiyeti doğar. Babamız, bir gün “Öğrenciler olaylara karışmasın, gitsinler paşa paşa okusunlar” der, diğer bir gün “Gençler içki içmesin, yazık” der, sonraki gün “Gençler ahlaka muğayyir yerlere gitmesinler” der. Bunları çoğumuzun babası da diyor zaten.

Peki bu çok yeni ve şaşırtıcı bir fenomen mi? Hayır. 12 Eylül’den beri zaten aynı devlet, bireylerini “zararlı ideolojiler”den koruyor, üniversitelere siyaset ve "siyasi simge" sokmamak için çabalıyor, sokaklara dökülüp satanist avına çıkıyor, metal müzik peşinde koşuyor, ahlak adına etek yırtmaçlarını mevzuatla düzenliyor, lisede el ele tutuşan gençlerin ellerine cetvelle vuruyor… Fark şu: O baba kabul edilebilir sertlikte Kemal bir babaydı, şimdiki baba kimisi için çok sıkı bir Recep baba. Ama baba gene baba.

Şimdi gündemde 22 Ağustos’ta düzenlemesi yapılacak olan “internet paketi” düzenlemesi var. Devletimiz, vatandaşlarının kazara zararlı sitelere girmelerini engellemek için düzenlemeye gidecekmiş, aileler devlet babanın izin verdiği istelere gireceklermiş. Bazı alan adları yasaklanmış, bazıları da ekstra muameleye tabi tutulacakmış. Bu filtreleri aşanları takip sistemi getirilecekmiş.

Bugün anket yapsak toplumun yarısından çoğunun bu gelişmeyi onaylayacağı aşikar. Zaten sıklıkla unutulan bir başka gerçeklik ise şu: Mevcut internet kanununu AKP, CHP, MHP vs. el ele diz dize çıkardılar.

Devletin vatandaşını bir çocuk, bir teba gibi gördüğü ve bu zihniyetin vatandaşlar tarafından keyfiyetle onaylandığı; birey algısının oluşmadığı bir toplumda, bu yasaklara şaşırmamak lazım.

Yapılması gereken vatandaşların “Bu babayı beğenmedim, başka baba isterim” demek yerine “Baba yeter ya, kaç yaşına geldim ben!” demesi. Ama post-12 Eylül toplum yapısında “Bugün öyle dersek yarın üvey baba gelir bizi döver” korkusu hakim hala.

Neyse, arada bu satırların yazarı gibi “vatana millet hayırsız anarşik evlatlar” çıkıp böyle ileri geri konuşacaklardır, takmayın siz. “Herkes için özgürlük” falan, sakıncalı laflar bunlar.

1 Mart 2011 Salı

Bloguma Dokunma!

İnternet kurbanları arasına yakında Blogger da katılacak. Herkese kutlu olsun, zira Blogger'ın kapanmasının müsebbibi biziz. Çünkü biz İnternet Kanunu denen saçmalık için sesimizi çıkarmadık, daha da çıkarmayacağız.

Youtube kapandı bu ülkede, n'oldu? Herkes DNS ayarı yapmayı öğrendi, Youtube senelerce kapalı kaldı, kimsenin gıkı çıkmadı.

Bu ülkede gün aşırı websitesi kapatılırken kimse mesuliyeti almadı. Hadi siyasi erk mesuliyet almaz, normaldir. Ama gururla kamplaşmış kitleler de topu karşı tarafa attılar.

Hatırlar mısınız Google'ın ilk kapanma söylentisinin çıktığı zamanı? Bir taraf "Alın işte gördünüz mü AKP'yi, alın işte demokrasi daha da neler gelecek başımıza tüh tüh" derken, karşı taraf "Gene Atatürk'e mi hakaret etmişler, işte görün sizinkilerin ne yaptığını" dedi.

Gerçek ise kapı gibi duruyor orada. Adu 5651 sayılı Kanun. AKP gördü, CHP tuttu, MHP pişirdi, Yargı da afiyetle yiyor.

Anlayalım artık, bu ülkede askeri vesayet bitse de, o kafa yapısı kolay kolay bitmez.

Anlayalım artık, iş düşünce özgürlüğüne gelince hiçbir iktidar sahibi sırf melek olduğundan onu altın tepside sunmaz.

Anlayalım artık, bu dava sadece Blogspot davası değil, bu dava bir zihniyet davası.

Sorun mu var? At gitsin. Kapa gitsin. Şimdi sırası değil yahu. Onlar da oraya gitmeyiversinler. Yahu onların özgürlüğünü de veremeyiz.

Anlayalım artık, AKP'si CHP'si yargısı konu kendilerine dokunacak hususlar olduğunda, konu azınlıklar olduğunda, konu yüce devletimizin bekası olduğunda aynı kazağın lacivertiler sadece.

Geçenlerde RTÜK Yasası geçti, Başbakan'a yayın durdurma yetkisi verildi. Haberiniz var mı? Kaynadı gitti.

Sebebi ve şikayetçisi ne olursa olsun, bu ülkede her eşeden her köşeden site kapanıyor. Çünkü 1980 zihniyeti hala iktidarda, makyajı aktıkça tazeliyor.

Bu sefer Blogger'a DNS ayarı değiştirip girince su koyvermeyelim. Bu sefer hakikaten dava açalım. Bu sefer hakikaten uğraşalım. Bu sefer açıp da 2 ay uğraşıp sonra 1 sene güncellemeyeceğimiz websitesileri aracılığıyla sanal mücadele vermeyelim.

Bu sefer site kapatmadan dolayı bir "günah keçisi" belleyip onu politikamıza alet ettikten sonra kabuğumuza çekilmeyelim.

Bu sefer hakikaten bir şey yapalım.

4 Haziran 2010 Cuma

Shelbyl ile Masal Saati

Günlerden bir gün bir ülke varmış. Bu ülkenin siyasetçileri dinazor, bürokratları örümcek beyinli, halkı ise mukaddesatçıymış. Bunlar internette gördükleri ve inanmadıkları her şeyi "o bizim kutsal değerümüz böühühühü dalga geçmeyin böühühüh" diye yasaklamaya çalışırlarmış; o ülkedeki hakimler de hukuka pek hakim olmadıklarından bu istenileni yaparmış.
Bu ülkenin internetten sorumlu bakanı ilk bilgisayarı ne zaman gördüğü meçhul, denizcilik fakültesinden mezun, uzmanlığı ulaştırma olan bir adammış. Başbakan bir bakmış ve demiş ki: "İnternet de ulaştırma değil mi? Bu ulaştırır." Aynı adam demiryollarını da çoğunlukla ulaştıramazmış ama olsun, bu onun yıllarca görev yapmasına engel değilmiş.
...
Yahu böyle yumuşatmaya çalıştım ama olmayacak.
Hepiniz hödüksünüz.
Ama en çok da "Youtube'a ben giriyorum ki ehue" deyip o yasağın ve yasağın sebebi yasanın kalkması için hiçbir şey yapmamış olanlar hödük.

26 Kasım 2009 Perşembe

Firefox bir adım daha önde: Ubiquity

İşkembe'yi takip edenler zaten artık biliyordur, kısayolların ustasıyım, Firefox'un hastasıyım! Aslında kullandığım ve bildiğim kadarıyla 1-2 noktada Chrome daha pratik, ama Firefox için kullandığım eklentilerle tembelliğime tembellik ekleyebiliyorum (bkz. mouse gestures) ve buna bayılıyorum!
Ubiquity (İngilizce okunuşu yoo-bik-wi-tee, biz Türkiyeliler ise kendisine halk arasında kısaca yubikuiti diyoruz) ise, kelime anlamı olarak "her an her yerde bulunma" demek. Yani bunun muhtemelen bir Arapça sıfatı da vardır tanrı için ama bilemedim şimdi. Örneğin Ubiquity kullanıyorsanız ve fakat kelimenin anlamını bilmiyor, merak ediyorsanız, başka bir siteye girmeden, oraları buraları kurcalamadan, bulunduğunuz pencerede kelimeyi tarayıp, bir kısayolla Ubiquity'yi açıp, "dict" yazmanız yeterli. Hemen ayağınıza getiriversin İngilizce tanımları! Hakikaten de kullanmaya başladığımdan beri şaşkınlıklar içinde "vay be!"leyip duruyorum, bir her şeye kadir olma hissi yaşıyorum adeta.Yeterince merak ettiniz mi? Öyleyse buyrun, videomuzu izleyelim;
Videoda oldukça güzel anlatıyor, ancak ben biraz daha açıklayayım, kendi deneyimlerimi paylaşayım;
Öncelikle, bilgisayar terminolojisinden ancak benim kadar anlayanlar için belirteyim; hani programlar henüz tam oturmadan, bütün sorunları çözülmeden sürülen beta versiyonlar oluyor ya, Ubiquity henüz beta bile değil, alpha 0.1 prototip aşamasında. Daha doğrusu yukarıdaki videoda öyle diyordu, oldukça hızlı ilerlediği ve video da güncelliğini yitirdiği için yanıltmış biraz. Eski bir bilgi o, ben şimdi kontrol ettim, 0.5.4 kullanıyormuşum mesela şu an. Bilmiyorum doğru ifade edebiliyor muyum ama,edemiyorsam Ahmet veya Egiboy düzeltebilir. Ayrıca Ubiquity bana konuya dair şu linki getirdi, merak eden bakabilir (İngilizce). Bu haliyle bile, gördüğüm en yaratıcı, en akıllı ve akılcı fikirlerden biri. Bilgisayar dünyası bunları çoktan aşmış, bilgisayarlarına takla attırabiliyor olabilir belki, ama benim için öyle.
Sonralıkla da, Ubiquity'yi kullanmak için Firefox (veya Chrome sanırım, ben Firefox tercih ediyorum) kullanıyor olmanız da gerekiyor. Firefox'un üzerine kurduktan sonra, Ctrl+Space kombinasyonu, karşınıza bir pencere açıyor. Yukarıdaki videoda ha bire açılan füme renkli pencere, Ubiquity penceresi işte. Açılan bu pencereden yapabileceğiniz, sonsuz şey var. Herkes kendi kodunu yazabilir pek âlâ. Yani bir fikriniz varsa, bunu bir kodla Ubiquity'nin veritabanına ekleyebilirsiniz. İşine yarayacağını düşünen birileri de "abone" olur (halk arasındaki tabirle "subscribe eyler" de, ne diyeceğimi bilemedim tam) ve kullanmaya başlar.
Adres çubuğuna "about:ubiquity" yazdığınızda veya Ubiquity penceresini açıp help yazdığınızda, Ubiquity yardım penceresi açılır bir internet sayfası gibi. Oradan işinize yarayacak kodlar arayabilir, kullanmak istediğiniz yeni kodları ekleyebilir, işlevini yitirenleri kaldırabilirsiniz. Ben mesela bir "Türk Dil Kurumu" kodu kullanıyordum, Ubiquity'yi açıp "tdk sokak" yazdığımda (tırnak işaretleri olmadan tabii ki), bana sokak kelimesinin tanımını getiriveriyordu. Ancak TDK yine sitesinin ayarlarını kurcalamış, hem kullandığım bütün kısayolları düzeltmem gerekti, hem de bu kod işlevini yitirdi. Yazan (veya bir başkası?) düzeltene kadar iptal. Bu arada yeri gelmişken de söyleyeyim, pek çok noktada yaşadığımız gibi, Ubiquity'nin TDK eklentisinde de bir Türkçe karakter sorunu yaşıyor idik. Diğer özelliklerinde henüz denk gelmedim ama. Haritalamada örneğin, Şanlıurfa'yı bulabildiğine göre, şu dünyada bulamayacağı nokta, tanıyamayacağı karakter olmasa gerek? Harita özelliği demişken, ufaktan, bir kısmı videoda da geçen, kimi de Ubiquity'nin dahili (built-in) özelliği olan şahsen kullandığım özelliklere gelelim. Daha kullanışlı olacağı için madde madde gitmeyi tercih edeceğim burada:
* Birkaç ön hatırlatma; 1- Bu bölümde kullanacağım komutların başı ve sonundaki tırnak işaretleri sadece komutun sınırlarını belirtmek için, normalde kullanılmıyor. 2 - Özelliklerin pek çoğu gmail ve google tabanlı, şaşırmayın. 3 - Ubiquity İngilizce temelli bir yapı olduğu için, temel düzeyde İngilizce biliyor olmanız çok işlevsel olabilir. Bilmeseniz de kullanabilirsiniz elbet, ama videoda da gördüğünüz üzere dili oldukça yalın, günlük haliyle kullanımdan yola çıkarak hazırlanmış pek çok özellik ve komutlar.
-----
- Goto: En sık kullandığım özellik, sanırım Ubiquity ile standart olarak gelen "goto" özelliği. Rapidshare'den bir şey mi indireceksiniz, veya gitmek istediğiniz sitenin adresi bir bağlantı olarak verilmemiş, sadece metin olarak mı duruyor? O vakit hemen ilgili adresi kopyalıyorsunuz, Ctrl+Space ile Ubiquity'yi açıyorsunuz ve "goto" yazıp basıyorsunuz entıra! Anında istediğiniz adres yeni bir sekmede açılıyor. Hatta burada tembelliği bir aşama ileri götürüp, Ubiquity'yi açtıktan sonra yalnızca "g" harfini yazdıktan sonra da entıra basabilirsiniz, böylece 3 harf tasarruf etmiş olursunuz. Bende "g" harfinden ilk gelen özellik bu "goto" özelliği olduğu için, genelde öyle yapıyorum.
- Google: Severek kullandığım bir diğer standart özellik. (Yoruldum artık, izninizle buradan sonra Ubiquity için U yazacağım sadece) U penceresini açtığınızda, "google" yazıp bir boşluktan sonra Google'da yapacağınız herhangi bir aramayı yazdığınızda, aramanızın Google'da getireceği ilk 3 sonucun bir özetini karşınızda görebilirsiniz. Bu çıkan pencereye ve sonuçlara ilişkin bir örneği buradan görebilirsiniz. Bu çıkan penceredeki 3 sonuçtan birine gitmek istiyor ve touchpad veya mouse kullanmak istemiyorsanız da yine tembelliğin sınırlarını zorlayarak Ctrl+Alt+"istediğiniz seçenek" şeklinde bir kombinasyonla, ilgili sonucu yeni bir sekmede açabilirsiniz. Yine aynı pencerede, aramak istediklerinizin aslında görsel olduğuna karar verip, bir aşağıdaki seçeneğe gelerek, aynı aramanın görsel sonuçlarını görebilirsiniz. Yani şöyle.
- Google-image: Bu şekilde de Google görsellerde yapacağınız bir aramayı yapabilirsiniz.
- Scholar: Bu özellik de yine ne yazık Türkçe karakter sıkıntısı yaşadığımız bir özellik. Ama yabancı literatürden yana tarama için pek pratik, pek hoş.
- Shotit: İlginç bir özellik. Gezmekte olduğunuz sayfanın bir görüntüsünü (screenshot) alıyor, kaydediyor ve bir link olarak hazırlıyor hemen. Misal... İnternet sayfalarında gezerken gördüğünüz bir şeyi değişme ihtimaline karşı pratik olarak resim olarak almak, saklamak, eşe dosta göndermek için ideal.
- Notepad: Notepad'i çok sıklıkla kullanan bir insan olarak, sevdiğim bir özellik. Hızlı başlat menümde de zaten var, ama touchpadmiş, mousemuş, uğraşmadan, hop, bir Ctrl+Space, bir notepad yazdım, açıldı.
- Bold/Italicize/Underline: Oha! Bunu da şimdi keşfettim sevgili işkembeseverler! Metni düzenleyebildiğiniz ve bir şekilde kalınlaştırabildiğiniz, eğik hale getirebildiğiniz veya altını çizebildiğiniz bir ortamda yine U penceresini açıp, yukarıdaki üç kelimeyi kullanarak bunu gerçekleştirebilirsiniz. Yani muhtemelen mevzubahis ortamda bir kısayol daha vardır bunun için, mesela ben bu yazıyı yazarken Ctrl+b/i/u kullanabiliyorum, ama yine de olsun, bence çok şahane. Küçük şeylerle mutlu olabiliyorum, evet...
- Bookmark: Bu da, tahmin edeceğiniz üzere, sayfayı sık kullanılanlara eklemek için bir komut. Normalde yine bir metinle uğraşmazken, ctrl+b ile yapılabilen bir şey, ama bu da pratik. (Bir önceki madde ve bu maddede yazdığım çok temel şeyler, ama dünyanın bütün kısayollarıyla ayrı ayrı uğraşmak istemeyenler için böyle bir özellik konması bence iyi olmuş).
- Calculate: Kabaca bir hesap makinesi, ama ona sadece bir hesap makinesi demek gerçekten kabalık olur. TL olmayan herhangi bir birimle hesap yapmaya çalışırken, "lan € ne kadardı?" diye kafanıza takıldığında, ağırlık birimi olan pound'un kaç grama tekabül ettiğini merak ettiğinizde, veya ışık hızını hatırlayamadığınızda hemen yardımınıza koşan Google Calculator temelli bir özellik! Şuradaki resimden, kopyala yapıştır yöntemiyle bir araya getirilmiş 3 aramayı görebilirsiniz.
- Map: Bu özellik, videoda vurgulananlardan ve en azından benim en başta "lan bunu ne kullanıcam?" dediğim bir özellik idi. Ta ki geçen gün gitmem gereken bir yerin maille adresini gördüğüm anda kafamda ampul yanana dek! Hem de bir gerçek hayat denemesi yapmış olurum diye adresi taradım (highlight için Türkçe karşılık bu kullanılıyor sanırım?), U açıp map yazdım ve iştee! Karşıma getirdi adresi mis gibi, baktım, gittiğim gibi de buldum. Her zaman süper sonuçlar vermeyebilir ama kesinlikle çok işlevsel.
- Weather: Siz Ankara'dasınız, narin yerleriniz üşüyor ve havanın kaç derece olduğunu merak ediyorsunuz. Masaüstü widgetlara, meteoroloji.gov.tr'ye falan girip çıkmakla uğraşmadan, açıyorsunuz U penceresini, "weather" yazıyorsunuz, size Ankara civarında havanın kaç derece olduğunu, nem oranını falan söylüyor. Sonra kendi kendinize "ben burada böyle üşüyorsam Elazığ'daki sevdiceğim ne yapıyordur?" diye düşünüyorsunuz. Ama yukarıdaki cümleyi tırnak içine aldım diye hemen U komutu olarak girmeyin. Onun yerine "weather near Elazığ" yazın, Ankara'yla arada sadece 1 derece fark olduğunu görün ve ister sevinin, ister Ankara'ya sövün.
- Arama Motorları (IMDB/Yaho/Amazon/Wiki/Ask/Answers/...): Doğrudan U üzerinden arama yapılabiliyor pek çok motorda. Wiki yazıp arama yaparsanız Wikipedia, Answers yazıp ararsanız Answers.com vs.Gayet basit. Sayfalarına girmeden, bulunduğunuz sayfa üzerinden kendisi yeni sayfa açarak arama yapmanızı sağlıyor.
- Twitter: Yine videode geçen ve sonradan eklenebilen özelliklerden biri. An itibariyle mesela "twitter ubiquity tanıtıcı yazı 3 vakte kadar komünal işkembe'de! as sokaktaki adam" yazmak suretiyle twitter şeysimi güncelledim. Sevmiyorum twitter'ı ama sevenlere...
- Torrent: Torrent aramalarınız için de yine kullanabilirsiniz. Pencereyi açın, torrent yazıp aradığınız torrenti yazın, sonuçları getirsin.
- Youtube: Yutubusundan sıklıkla bir şeyler arayan bir insan olarak, yine oldukça sık kullandığım ve işlevsel bulduğum bir özellik. Youtube'da arama yapmanızı sağlıyor ve yine ilk 3 sonucun önizlemesiyle birlikte toplam kaç sonuç bulunduğunu gösteriyor.
- Unread: Bu komutla da, gmail hesabınızı açmadan, sadece U penceresini açarak, siz görmeyeli yeni mail gelip gelmediğini görebilirsiniz. Ben baktım, hiç yoktu, pencereyi kapatıp 1 mail göndererek komutu sizler için denedim. Şöyle oluyor.
- Count-words: Bu da bir pencerede, örneğin bir mailde, birine göndermeye çalıştığınız bir yazıda yazdığınız metnin kaç kelimeden oluştuğunu kolayca öğrenmek için. 100 kelimeyi geçmeyen bir tanıtım mı yazmanız lazım? Yazarken bakın durun, 100'e yaklaşınca durun. Ne güzel işte?
- Translate: Google tabanlı bir başka özellik. Sayfadaki metni seçin, U açıp "translate" yazın ve dil belirtmezseniz sizin internet tarayıcınızı kullandığınız dile ya da istediğiniz dile çeviri yapsın. Öyle yapınca böyle oluyor.
- Sözlük (Dict/TheFreeDictionary/Sesli Sözlük/...): İngilizce/İngilizce, İngilizce/Türkçe, Türkçe/İngilizce her nevi sözlüksel arama için bu üçü gayet işinizi görür. Her ne kadar hırsız olduğu için Sesli Sözlüğü tercih etmesem de, benim kullandığım Tureng'den henüz böyle bir özellik gelmedi.
- Whats-my-ip: Yalnızca "What" yazarak da o anki IP adresinizi öğrenebilirsiniz.
- Quote: Bu da, yazdığınız yazının sonuna wikiquotes'tan bir veciz söz eklemek isterseniz diye. Türkçesi işlevsiz, İngilizce için de süper olduğunu söyleyemem.
-----
Biraz da linkelim;
- Ubiquity komutları sayfası. Türkçe/Türkiye için özel olanlar da mevcut.
- Videoyu arakladığımız Ubiquity tanıtım sayfası

30 Haziran 2009 Salı

Firefox 3.5 Sıcak Sıcak!

Beni ve muhtemelen pek çok başka internet kullanıcısını Internet Explorer illetinden kurtaran, sekme nimetiyle tanıştıran ilk göz ağrım Firefox bugün "bi' yaşına daha giriyor"! Bütün dünyada yerel olarak saatler 3:50'yi gösterdiğinde FF severler çıldıracak, tweet'ecek, bloglardan, Feysbuk'tan dünyaya "FF 3.5 geliyor, tükenmeden alın!" diye haykıracak. Kod adı Shiretoko olan FF 3.5'ta (bir ek$i sözlük yazarının deyimiyle "Firefox yusuf yusuf") aşağıdaki ilk videoda da görebileceğiniz üzere birkaç yenilik var. Gerçi zaten yenilik olmasa neden yeni versiyon sürülsün ama.. Mike Beltzner Bey'in bize FF 3.5'in nimetlerini anlattığı video İngilizce olduğu için burada ben özetleyivereyim;
  1. FF 3.5 daha hızlı! Diğer tarayıcıları bilmiyorum, ama önceki versiyonlarına göre oldukça daha hızlı olduğu söylenmekte.
  2. Daha gizli! "Pornocu modu" olarak adlandırılan "gizli gezinti" (private browsing) imkânı Google Chrome'dan sonra, FF 3.5'ta da hayata geçirilmiş. Videoda verilen örneği de verelim; mesela bir arkadaşınıza hediye aldınız ve bilmesini istemiyor musunuz? Hemen oradan tıklayıp "son 1 saat içinde girip çıkılan hiçbir şeyi hatırlama sakın!" diyorsunuz ve da taa! İzinizi kaybettirdiniz bile! Ayrıca seçici bellek kaybı uygulayıp yalnızca belli siteleri, belli adresleri hatırlamamasını sağlamanız da mümkün. Firefox'un önceki sürümlerinde Stealther tarzı eklentilerin sağlantıları bu sefer programa dahil varsayılan özellikler olarak geliyor. Sevgililerine güzel sürprizler yapmak isteyenlere ve kötü sürprizler yapmak istemeyenlere hayırlı olsun!
  3. Normalde mevcut pencereyi açık olan sekmelerle birlikte kaydedip kapatma ve bir pencerede kapatılan son birkaç sekmeyi geri açabilme özelliği vardı eski sürümlerde. 3.5'te ise yalnızca kapatılan son birkaç sekmeyi değil, daha önce kapatılmış son birkaç pencereyi bütünüyle belleğinde tutuyor FF ve tuttuğunuzu geri getiriyor. Artık Firefox'un belleği benimkinden daha güçlü..
  4. Bir başka yeni özellikse herhangi bir eklentiye ihtiyaç duymadan video oynatabilmesi. Bunun kapsamını bilmiyorum, ama görünüşe bakılırsa oynatılan herhangi bir videoda FF'un bir becerisi olarak sesi açma/kısma, videoyu şıp diye kaydediverme gibi özellikler eklenmiş. Benim an itibariyle kullanmakta olduğum DownloadHelper eklentisine gerek kalmıyor gibi.. Bir de bu "açık video" sisteminin başka öğelerle etkileşebildiğini söylemişler ama o beni aşar, anlayan bana da anlatıversin.
  5. Yerelleştirilmiş gezinti özelliği, bulunduğunuz konumdan FF 3.5'i haberdar etmenize ve yaptığınız türlü eylemde size daha çok uyabilecek sonuçlar getirmesine yarıyor. Henüz denemedim, ama tutup da almayı düşündüğüm bisiklet kaskı için bana Pakistan'dan sonuç getirmemesi güzel olur tabii..
  6. İndirilebilir yazı tipleri eklenmiş, güzel olmuş. Ayrıca özellikle tasarımcı/programcı insanlar için eklenen bir dizi özellik var ki, oh oh.. Çok şahane! Burada anlatmakla bitiremem, kendileri baksınlar onun için en iyisi.
  7. Windows, Mac ve Linux uyumlu, 70 dile çevrilmiş.
  8. Görüntüsünü değiştirebilmek, kişiselleştirebilmek için yeni özellikler eklenmiş. Tükettiği RAM az geliyorsa (yuh size!), biraz da görüntüsüyle orasıyla burasıyla oynayıp bilgisayarınızı daha fazla kasabilirsiniz. Bence gerek yok ama güzel de görünüyor kerata be?
Görünüşe bakılırsa, FF severler olarak FF 3.5'ten de yine gayet memnun kalacağız. Her ne kadar biraz RAM oburu olsa da, zaman zaman mecburiyetten kullandığım IE ve çok sade ve pratik olduğu için tercih edebildiğim Google Chrome'a göre bence hala üstün bir tarayıcı. Safari kullanmak için fazla tutucuyum, her şeyi ters geliyor ve Opera da ücretliydi sanırım? Dolayısıyla hem ilk göz ağrım olması, hem internet kullanımını fazlasıyla kolaylaştıran (örn., Mouse Gestures Redox) ve keyifli hale getiren (örn., StumbleUpon!) sayısız eklentisi, hem de çok açıdan kişiselleştirilebilir, orasının burasının kurcalanabilir olması ve bu versiyonunda da bir dizi eksik gediğinin giderilmiş olması ve tükettiği onca RAM'in biraz daha hakkını verecek olması itibariyle diğer tarayıcılara tercih edeceğimdir kendisini. Herkese de çılgınca öneririm! FF 3.5 TSİ bugün saat 17:00'de kullanıma sunuluyor! TSİ yarın sabah 9:50'de dünya çapında bir "küresel süper çılgın kutlama şoku" olacak benzer şekilde. TSİ bugün saat 3:50'de yavru şokların yerel yansımaları çerçevesinde Türkiye'de FF 3.5 için çıldırmak isteyenler şuralardan buyursun; - Shock 'n' Share on Facebook - Shock 'n' Roll with Firefox 3.5 on Twitter - Twitter'da sizin gibi saati 3:50'yi gösterende çıldıranları görmek için buraya tıklayın. - Facebook'tan insanlara abuk subuk ücretsiz FF hediyeleri göndermek için buraya tıklayın. - Saat 3:50 hareketlenmecesiyle ve isterseniz nasıl katkı sağlayabileceğinizle ilgili ayrıntılı bilgi (İngilizce) için buraya tıklayın. Düdüt: Sağ üstteki FF ikonu sizi herkese yetecek kadar FF 3.5 bulunan bir yere götürecek. Oradan gidemezseniz bir de buradan deneyin. Yetmezse, sona ve donakalırsanız beni bulun, ben göndereyim size ihtiyacınız kadar. Ama şu an bende de yok, zorlamayın. Yarım saat sabır, saat 16:29. Düdüt 2: Sıradaki bağlantımız tüm "Ner'de kaldı yahu?" diye merak edenlere gelsin: FF 3.5 Release & Tracking Schedule (Beltzner'la konuştum, haberler iyi. 18:15'te hazır olacağını söylüyor, selamı var.) Düdüt 3: ...ve beklenen an geldi! Şuraya geldi. 18:43 Düdüt 4: Buradan da dünya çapında FF 3.5 indirilen yerleri görebilirsiniz. 18:52 Düdüt 5: Terfi ettim, ve fakat 12 eklentimden pek severek kullandığım -hatta bu yazıda da yer verdiğim- Mouse Gestures Redox ve Dictionary Tooltip eklentilerim uyumsuz kaldı. Neyse ki gani gani eklenti var ve dictionary tooltip'in yokluğunu Babelfish Instant Translation sayesinde hissetmeyeceğim gibi görünüyor. Mouse gestures redox yerine de Fire Gestures ediniverdim, eskisinden iyi oldu allaama! 19:21 Bu arada son olarak eklemeden edemeyeceğim, videodaki Mike Beltzner bana Gürgen Öz'ü android.

2 Haziran 2009 Salı

Hit Ekonomisi

Ebleh facebook grupları serisinde Sokaktaki Adam'ın belirttiği Türk yapımı video sitesi MaviTube'e Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'dan dolaylı teşvik geldi. Radikal'in haberine göre "Türkiye’nin kendi video paylaşım sitesini kurmasını öneren Yıldırım, “Ne işimiz var elalemin sitesinde?” dedi." İşin ilginç yanı, Youtube'un kapatılması konusu artık Atatürk'e saygısızlık/düşünce özgürlüğü tartışmasından çıkıp ekonomik bir boyut kazanmış oldu. Yıldırım Youtube'un kapalı olması ile ilgili şu açıklamayı yapmış: “[Youtube] Türkiye’de kayıt altına alınmalı. ‘Bunu yapmayız’ diyorlar. Böylece vergi ödemiyorlar. Ancak reklam almışlar vergisini vermiyorlar." İnternet'in ve şirketlerin çalışma prensiplerini göz önünde bulundurursak Yıldırım'ın sözünü ettiği bu tür vergileme mümkün değildir. Şöyle ki, internet deyince internet sitelerinin hizmet vermesinden daha çok "kullanıcıların internet sitelerinden hizmet almalarından" bahsetmeliyiz. Yani Google evinde oturmuş Playstation oynarken biz Google'ın kapısını çalıp Google'dan tuz istiyoruz. Biz eve dönüş yolunda sınır kapısında durduruluyorsak onları pek etkilemiyor. En nihayetinde Youtube, ya da Google, Amerika merkezli bir şirkettir ve teknik olarak Türkiye'de hiçbir hizmet vermiyor. Yabancı bir firma ile yurt dışında alışveriş yapıldığı zaman yabancı firma Türkiye'ye vergi ödemek zorunda değildir. Yıldırım konuşmuş... Öte yandan sadece Türkiye'de değil tüm dünyada "lokal hit" düşünceleri ortaya çıkmaktadır ("Türk'ün hiti yabancıya gitmesin"). Sonuçta Youtube (ya da Facebook, ya da MySpace), Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerden inanılmaz talep almakta ve ücretsiz olarak inanılmaz boyutta yayınlar yapmaktadır. Ekonomik olarak bu hizmetin karşılığı bu gibi ülkelerden gelen reklam gelirleri ile karşılanamıyor. Çok yüklü reklam yapan Amerikan şirketleri ise hedef kitlesi olmayan üçüncü dünya ülkelerine bu hizmetin gitmesini de haklı olarak istemiyorlar, ve belli coğrafi bölgelere yayınlar kesiliyor (İşte bu sebeple How I Met Your Mother'ı falan Türkiye'de seyredemiyorsunuz.). (Bu konuda ayrıntılı bilgi için NYTimes yazısı, İngilizce) Açıklamasına bakınca, Binali Yıldırım'ın, dünyadaki birçok insan gibi, internetin tam olarak nasıl çalıştığı konusunda tam olarak bilgisi olmadığı hissediliyor. İnternet teknolojisinin toplumdaki yeri kesinleştikçe, internete bakış açısı değişecek ve yasalarımız ve internet yeniden yapılanacak. Bugün gelecekte devletlerin ve şirketlerin internet üzerinden kazançlarını nasıl ençoklayacakları büyük ve önemli bir soru. Benim distopyamda ülkelerin web siteleriyle anlaşıp yıllık ücretler karşılığında web sitelerine erişim hakkı verdikleri senaryolar var. Ama başka şeyler olsa şaşırmam...

30 Mayıs 2009 Cumartesi

İnternet, Sansürden Hızlıdır!

bravo ya! hak'katen çok az kalmış internette adım atamayacağımız günlere. lan bütün gün ders çalışmaktan beynim sulanmış, bi' bakayım maçlara n'olmuş, kim kimi kaç kaç dedim ve -açık zamanlarında- sıklıkla ziyaret ettiğim livescore'a tıkladım. bir de ne göreyim! "5651 sayılı yasa uyarınca katalog suçlar kapsamında yapılan teknik inceleme ve hukuksal değerlendirme sonucunda; bu internet sitesi (livescore.com) hakkında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın 26/12/2008 tarih ve 421.02.01.2008-321210 nolu kararı gereğince İDARİ TEDBİR uygulanmaktadır. (After technical analysis and legal evaluation based on the catalog crimes of the Law no 5651, Administrative measure has been taken for this website (livescore.com) according to decision no 421.02.01.2008-321210 dated 26/12/2008 of "Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı")" bir ya sabır ve okkalı bir küfürün (tabii ki livescore'a! pisb.k livescore! kim bilir yasadışı ne b.k yemişlerdir!) ardından vazgeçip futbol24'e bakayım dedim, sonuç yine hüsran.. sonra bir düşündüm "neden acaba?" diye, bulamadım.. aklıma sadece bu sitelerin bahisseverlere yardım ve yaltaklık ettiği oldu ama aynısını devlet de yapmıyo' mu zaten? bahis kötü bi' şeyse, kötülüklere içkiyle birlikte ebeveynlik yapıyo'sa iddaa niye var? 18 yaşından küçükler oynayamasın, onlar zarar görmesin diye di' mi her şey? yemezler! bir de zahmet edilip "neden" yazılsa o da güzel olur, hiç olmazsa nedenini nasılını biliriz. ama güzel olacağı için koyulmuyo'dur gerçi zaten.. dellendikten sonra gittim girdim her iki siteye de gayet güzel. türk hitini gidip verdim ecnebilere. sonra da işe yaramayacağından büyük ölçüde emin olsam da bir dilekçe de ben yazdım. yoksa livescore'u yasaklayan insanlardan dilekçeyi dikkate almasını beklemek akıl karı bi' iş mi allasen.. neyse, görüldüğü üzere bu noktada da devlet karşısında öğrenilmiş çaresizlik hisleri içinde yüzüp durmaktayım. ha, ama bunu okuyan devlet sanmasın ki sansüre karşı çaresizim. sadece sansür konması, mantıklı düzenlemelerin yapılmaması karşısında çaresizim. yoksa herhangi bir insan gibi, giremeyeceğim internet sitesi yok. yeri gelmişken bi' de suça teşvik suçu işleyeyim de, tam olsun. youtube'a proxy kullanmadan çatır çatır girmek isteyen şanslı ilk 10 kişi buradan indireceği hosts dosyasını .rar paketinden çıkarıp c:\windows\system32\drivers\etc klasöründeki hosts dosyasıyla değiştirende, yutubusuyla arasında hiçbi' engel kalmayacak! yani şimdilik, sonra bu yöntemi işe yaramaz hale getirdiklerinde bi' yenisini elbet öneririz. bir çift de bakmaya değer site; sansüre sansür internete sansür değil sürat gerek p.s. bu arada ben yazmaya başladığım sırada resmen geçerli değildi ama şimdi gönül rahatlığıyla yazabilirim; şampiyon beşiktaş! slogan değil, tezahürat değil; gerçek anlamda!

29 Mayıs 2009 Cuma

Türkiye'de İnternet Kullanımı

ComScore, Inc.adlı şirketin dün yayınladığı bir rapora göre Türkiye yaklaşık 17 milyon internet kullanıcısı ile Avrupa yedincisi (birinci 40 milyon ile Almanya). İnternette geçirilen ortalama süre açısından ise 32 saat ile birinci. En çok girilen ilk beş websiteleri ise sırasıyla Google, Microsoft, Façebook, DOL (yanı Ekolay ve Fanatik) ve son olarak da Milliyet. Tabii bu istatistikleri görünce aklıma hemen bir kaç soru geldi: Eğer bir Türk internet başında diğer Avrupalı vatandaşlardan daha fazla zaman geçiriyorsa, Türkiye'de internet haberciliğinin geleceği var mıdır? Sayıları durmadan artan internet haber websiteleri hızlı doğup hızlı mı ölecekler? Türkiye'de internet kullanımının artması ne demek? Daha mı demokratikleştik? (Harvard ve MIT Üniversiteleri internetin demokrasi üzerinde olumlu etkisi olabileceğine inanarak bu konuyu araştırmak için merkezler oluşturmuşlardı). Yoksa sadece daha mı sosyalleştik? Bu istatistikler bize Türkiye'de internet kullanımının daha çok eğlence (bu kategoriye bol resimli magazin haberlerini de dahil ediyorum) ve sosyalleşmek (mesaj göndermek) amaçlı olduğunu gösteriyor. Daha da önemli bir unsur Türkiye'de kaç kişinin değil de nüfusun yüzde kaçının internet kullandığı. Türkiye nüfusunun şu anda sadece yüzde 21'i internet kullanıyor. Türkiye Istatistik Kurumu'nun internet kullanımı ile ilgili verilerine de buradan ulaşabilirsiniz.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

2009 Webby Ödülleri Açıklandı

İnternetteki en iyi siteleri ödüllendiren, ilki 1996'da verilen Webby ödülleri dün sahiplerini buldu. Her categoride iki ödül veriliyor. Birisi International Academy of Digital Arts and Sciences (IADAS) üyeleri tarafından, diğeri ise halkın verdiği oylar tarafından belirleniyor. İnternet siteleri bu sene 70 değişik categoride yarıştılar. Webby ödülleri en prestijli internet ödülleri olarak kabul ediliyor. Gazete categorisinde ödülleri New York Times ve Guardian alırken, haber categorisinde bütün ödülleri BBC'nin haber sitesi aldı. Listenin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.