2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com
Bisiklet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bisiklet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2011 Cumartesi

Öteki Bisiklet harekete geçti!

Ankara'da -neyse ki sadece sanal- bisiklet gruplarında son zamanlarda yaşanan çatışmalar bir yeni bisiklet grubu daha doğurdu!

Perşembe Akşamı Bisikletçileri Ankara grubunun geçtiğimiz baharda kan kaybettiğine ilişkin tartışmalar yapılıyordu bir süredir. Çok fazla katılamadığım ve yaz aylarını da yurt dışında geçirdiğim için şahsen bilemiyorum, ancak ben de tanıdığım bir dizi insanı bir süredir göremediğime göre muhtemelen doğrudur. Bu kan kaybının nedenini bilmiyorum, ama memlekette her nevi insan grubu içinde bölünmelere alışığız malum, yadırgamıyorum da. Yeri gelir bölünülür, yeri gelir birleşilir. Uzlaşılamadığı noktada bölünmek en iyisidir. Kangren meselesi... Ha, bununla birlikte bu bölünme tabii ki çok keskin bir şey değil, sonuçta bisiklet bu ve bisiklet gruplarından birine dahilsen öbürüne olamazsın ve de bu gruplar tamamen birbirinden kopuk gibi kurallar yok. Yeri gelir yardımlaşılır, bisiklet paydasında ortak bir şeyler yapılır. Ama o "yer" gelene kadar da madem ayrılık gerekiyor, ayrılınır...

İşte Öteki Bisiklet de böyle harekete geçen bir oluşum. Özellikle Çukurca'da yaşananlar ve Van'da olanların ardından olaylarla birlikte şahıslara ve düşüncelere de gelen tepkiler, böyle bir bölünmeyi başlattı. Diyalog deyince "terör" anlayanlar, barış dendiğinde "ama PKK çok rerörerö" diyenler, "deprem" deyince ilahlardan ve onların takdirlerinden dem vuranlar, kendisi her yaraya bayrağı sürüp de kendinden farklı olarak sürmek istemeyenlere saldıranlara bir tepki olarak ortaya çıktı. İşin ayrıntısını bulabileceğiniz manifestosu da bu yönde oluştu. Çok iyi de oldu, çok da güzel iyi oldu.

Bugün 5 Kasım 2011. Başka bir bisikletin mümkün olduğunu haykırmak üzere "Öteki Bisiklet" doğdu. Neyse ki tam vaktinde doğdu da, 6 Kasım'a kalmadı.

Öteki Bisiklet'i takip edebileceğiniz yerler, kişiler, kurum ve kuruluşlar şuralar:

Blog/İnternet sitesi: http://otekibisiklet.wordpress.com (otekibisiklet.org çok yakında!)

Barış!

26 Haziran 2011 Pazar

Sivas'ın Yollarından Otobüs Maceraları

İşbu yazı her ne kadar bloga yazdığım en kişisel yazılardan biri gibi görünse de amacı çok büyük ölçüde bisikletsever insanların otobüs firmalarıyla imtihanına ilişkin deneyimin paylaşılıp fikir vermesidir. TLDR insanlarına önnot: Yazının anafikri sonundadır.

Yaklaşık 3.5 aydır haftada ortalama 2 kere Sivas-Ankara yolculuğu yapıyorum. 3 tane şirket var zaten o hatta çalışan (Sivas Tur, Metro, Sivas Öz Huzur), her türlü kombinasyonu denedim. Cam kenarında geldim, koridorda geldim, en önde, en arkada, son dakikada, bisikletli, bisikletsiz, kazalı, kazasız... Ve bu vesileyle otobüs şirketlerinin işleyişine ilişkin biraz daha iyi fikir sahibi oldum.

9 Haziran'da Ankara'ya gelirken mesela, Huzur Turizm'in usta şoförü 2 şeritli yolda soldaki itfaiyet ile sağdaki tır arasına girip, sol aynasını birine sağ aynasını diğerine vurarak kırmayı başardı! Gerçi beceriksizliğinden mi kaza yaptı adam bu şekilde, yoksa ustalığından mı sıyrılıp sadece bununla atlattık bilmiyorum ama sonuçta benim şehirlerarası bir otobüste yaşadığım ilk kazaydı, dolayısıyla kendisinin beceriksizliğine vermek istiyorum.

Kaza olunca da bu esnada çok acayip bir şey fark ettim: Arıza, kaza ve iş makineleri - hepsi "erkek işi"! Kazayı yaptık, otobüs kenara çekti, otobüste ne kadar erkek var, hepsi aşağıda, yarısının elinde sigara, hepsi aynalara bakıyor! Zaten erkekliğimi sorguladım o an bir kez daha, dedim "lan bende bi' gariplik var herhal?" ve 15 dakika sonra ben de indim sonunda. İnerken bir baktım, dolu olan otobüsten aşağı inmiş 1 genç kadın var sadece, onun dışında otobüsün içindeki 8-10 kişiden 7-8'i kadın. Kadınlar aşağı inse işe yaramayacaklarını düşündüklerinden mi inmiyor? Ya da erkekler hemen koşup el atmak için mi? Tahminim, geçmişte yaşanan bireysel araçla yapılan kazalarda kadının zaten anlamayacağı için araba içinde oturtulup o yönde koşullanmış olması.

Neyse, konumuza dönelim. Ben işte keriz gibi kazanın ardından şirketin bizi mağdur etmeyeceği hayali falan yaşıyorum. Bu esnada bindiğim otobüs de 16:00 otobüsü. 6.5-7 saat süren Sivas-Ankara yolunu düşünürsek, 22:30-23:00 civarı Ankara'ya varması lazım normalde ve bu da toplu taşıma araçları için yeterli. Ki, benim şehrin 30 km dışında oturduğumu düşünürsek, bunun ne kadar elzem olduğu görülür. Amma lakin ki öyle olmadı, otobüs 23:45 civarı Ankara'ya vardı. Yozgat'ta şirketi arayıp kazadan ve Ankara'ya gecikmemiz durumunda ne yapılacağından bahsetmiştim, "Ankara'daki arkadaşları bilgilendirdik, haberleri var, yardımcı olacaklar." demek suretiyle yüreğime su serptiler. Yozgat'ta bir ayna yenilendikten ve bir ayna da bantla tutturulduktan sonra Ankara'ya doğru yola çıkıp, söylediğim saatte vardık. İnmeme 10 dakika kala muavine "Eve nasıl gideceğiz biz şimdi? Nasıl yardımcı olacak şirket bu durumda?" diye bir soru sorma gafletinde bulundum, diyalog şöyle gelişti:

- Valla bizim yapabileceğimiz bir şey yok?
+ E ama araç kaza yaptı ve gecikti, bu benim suçum mu?
- Bizim suçumuz mu?
+ Ha tabi, siz kaza yapın, ceremesini biz çekelim? Sivas'tan buraya 25 TL'ye geldim, buradan evime 50 TL'ye mi gideyim taksiyle?
- Beyefendi bakın ne güzel söylediniz, sizi Sivas'tan buraya 25 TL'ye getirmişiz, burada 50 TL taksinizi nasıl karşılayalım? Hem siz otobüsü kaçırmışsınız altı üstü, bizim otobüsümüz hasar gördü, bir sürü masrafa girdik...
+ Bravo! Ben mi yaptım kazayı? Yapmasaydınız? Bana deyin ki şöyle yapın, böyle gidin, yapayım.
- Semt servislerine binin?
+ Elvankent'e yok.
- Batıkent?
+ Ne yapacağım Batıkent'te?
- Yakın değil mi?
+ Kaldı 15 km...
- Valla kaptana sorayım ama bizim yapabileceğimiz bir şey yok.
+ Sorun, sevinirim.
- (Sorup geldikten sonra) Hayır, dediğim gibi yokmuş yapabileceğimiz bir şey.
+ Peki.

İşte böyle bir diyaloğun ardından indim otobüsten gecenin bir körü. İşin garibi benimle birlikte 5-6 kişi daha indi ve kimse durumundan şikayetçi değildi. Böyle durumlarda zaman zaman insanın Yozdil olup ampır ampır konuşası geliyor ya, neyse. 

Hışımla gittim terminale, Huzur'un yazıhanesine. Onlarla da benzer bir diyaloğu yaşadım. "Semt servisine binin" dediler. Dedim yok o tarafa. "E o zaman biz n'apalım?" dediler özetle. Otobüstekinden daha da umursamaz. "Hani haberiniz vardı? Hani yardımcı olacaktınız?" dedim, "e işte semt servislerini söyledik, daha da taksiyle gönderecek değiliz ya!" diye fırçamı yedim, bela okuyup oradan da ayrıldım. Ardından birkaç saat önce aradığım telefonu tekrar arayıp, aynı şeyleri oraya da sorup, aynı cevapları oradan da alıp sinirimden kudurdum. Danışmaya gittim, adamcağız iyi niyetli bir şekilde bana haksız olduğumu, kazaların olabileceğini, otobüsün de bir günahının olmadığını anlatmaya çalıştı Tayyip bıyığıyla sağ olsun. İkna olmayınca da zabıta var imiş, dedim gideyim bir de zabıtaya bari. 

Derdimi zabıtaya anlattım, bütün bezmişliğiyle öğrendiği çaresizliğini bana öğretti:

+ Bıdı bıdı, böyle böyle, otobüs şöyle, firma böyle, yazıhane hepten şöyle...
* Beyefendi, haklısınız ama otobüs şirketleri böyle işliyor maalesef. Yani otobüs şahsa ait sonuçta, yazıhane dediğiniz zaten bilet satıp komisyon alan adamlar. Satılan her biletin bir kısmını şirket alır, bir kısmını komisyoncu yazıhane alır, kalanı otobüs sahibine kalır. Kimse de kimseye bir şey yapmaz. Başınıza bir şey geldiğinde özellikle küçük şirketlerde ne şirket umursar sizi, ne yazıhane, ne otobüs. Şu anda yapabileceğiniz bir şey de ne yazık ki yok. En fazla Ulaştırma Bakanlığı'na şikayet edersiniz, Ankara'ya varış sürelerine ilişkin tarifeye göre gecikmeye bakılarak oradan belki bir şey çıkar ama onu da çok sanmıyorum.
+ Hiç mi yapabileceğim bir şey yok? Otobüs İzmir otobüsüydü, AŞTİ'ye girmesi gerekmiyor mu?
* Hah! Bakın onun için şikayetinizi alabiliriz.
+ Valla "İzmir otobüsü olduğumuz için bizi almıyorlar AŞTİ'ye" dediler bir de...
* Yok canım, 30 TL para ödememek için diyorlar. Siz gelip şikayet edince de biz 60 TL ceza kesiyoruz. Plakasını aldıysanız, biletinizi de verin...
+ Buyrun...

En fazla o oldu yani. Daha sonra Ulaştırma Bakanlığı çağrı merkezini aradım, onlar da en yakın karayolları bölge müdürlüğüne yazılı olarak şikayet edebileceğimi söylediler. Ölme eşşeğim ölme. Sivas için adresi aldım neyse, dermanım olursa bu hafta artık... Zaman aşımı yokmuş yalnız bu durumlarda, halen şikayet edebilirim yani. Aklınızda bulunsun...


--
Henüz sıkılmayanlar için 2. macera

Daha sonra Sivas'a geri döndüm (kahretsin!). Bisikletimi de götürdüm Sivas Tur'la. Üniversite yazıhanesindeki oğlan arayıp konuşmuştu, tamam, sorun yok demişti. Hakikaten de gittim AŞTİ'ye, şoförü yakaladım sordum hemen, aldılar koydular sağolsunlar gık demeden. Bisiklet benden rahat gitti hatta Sivas'a, öyle söyleyeyim. Sonra da Bisikletle Yüzyıllık Macera'ya gitmek üzere yine aynı yazıhaneden aynı yolu izleyerek aldım biletimi. Sivas terminaline bir gittim, aldılar bisikleti koydular otobüse ve koymalarıyla "sen buna bir bagaj parası da verirsin" demeleri bir oldu. "Aha" dedim, "şimdi s.çtık.". 60 TL zaten otobüs bileti, olay şöyle gelişti.

- Sen buna bir bagaj parası da verirsin artık.
+ Neden? Kimse öyle bir şey söylemedi?
- Valla bunu kime sorsan bagaj parası ister, parasız getirecek götürecek bir kişi de bulamazsın.
+ Nasıl ya? 3 gün önce yine Sivas Tur'la Ankara'dan getirdim, 5 kuruş da istemediler.
- İmkanı yok. Kim getirdi? Yalan söyleme.
+ Ne yalan söyleyeceğim be, sizden başka herkes parasız alıyor esas!
- Arkadaşım yok. Kimse taşımaz parasız.
+ Ne kadar istiyorsunuz peki (çabuk yumuşadım gaddemit)?
- Valla normalde 50'den aşağı götürmez kimse.
+ E bilet 60 TL be, el insaf!
- Valla işte sen de ona göre bir şey ver...
(mola)
Burada biraz mola aldım, durdum, sustum, kilitlendim. Bir yandan benim bisiklete gelen eşyaları yaslamaya başladılar. O sırada adam "artık ver bagaj parasını da bisikletin zarar görmesin bak" diye tehdit etti bir de terbiyesizce! Gittim, yazıhaneyi aradım, abi dur ben arayayım onları dedi, aradı, ses yok. Tekrar aradım, terminal yazıhanesinden biri gidecek şimdi dedi, geldi de hakikaten. Gelen adam da "e hakkı tabii, bir şeyler vermen lazım" dedi. Dedim "millet çuval çuval ıvır zıvır taşıyor tek kelime etmiyorsunuz, şu 2 bavuldan daha fazla yer kaplamıyor ki bu?". "O özel eşya, onun için herkes alır ondan bagaj parası" dedi.

Son kez şansımı denemek üzere terminal yazıhanesine ben gittim diğer adamlarla şansımı denemeye ve "agadaşım 5 yıldır mazot ne kadar zamlandı biliyor musun! Sen mi yakıyorsun mazotu, tabii vereceksin!" diye fırçamı yiyip oturdum. Cebimden 15 TL çıkardım, alın dedim, lanet olsun başka da param yok. Bu 5 liraya da inince bir şeylere bineyim Bursa'da. Mırın kırın etti, o 5 kağıdı da istedi, bela okuyarak al dedim al, daha da hiç param yok. 20 TL iteklediler ayak üstü özetle. Makbuz falan zaten yok, hop cebe! Bildiğin kara para. Tiksindim.

Ankara'da AŞTİ'ye uğramayınca dedim "bunları da yine zabıtaya şikayet edebileceğiz demek ki hepi topu" ama Bursa'da inince unuttum plakasını almayı. 

O günün akşamı tura katılmaya gelenleri karşılamak için terminalde beklerken bir de ne göreyim! Aynı otobüs ve aynı g.tler! Adamın yanına gittim bisikletle, şöyle bir diyalog geçti:

- Sen hala burada mısın yahu? (En Melih Gökçek gülümsemesiyle)
+ Bütün paramı aldınız, bir yere gidemedim ki! Kaldım burada!
- (Daha da sırıtmak)
+ Siz şimdi Sivas'a giderken para istiyor musunuz yine bisiklete?
- Sen para vermeden onu şuradan şuraya götürmem.
+ İyi o zaman, almayanını buldum ben yine, size kolay gelsin.

Bu diyaloğun ardından dönüp gittim. Diyaloğun öncesinde Metro Turizm'e gidip yine sözlü olarak (hala güveniyorum mecburen, ne yapalım) garantiyi almıştım bisiklet için. Sağolsunlar turun ardından zaten gık demeden aldılar, rahat rahat geldim. Metro Turizm'e yazmıştım tur öncesi, onlardan da "otobüs şoförüyle konuşmanız gerek." cevabı alınca dumur olmuştum, ama hagaden öyleymiş. 

Kıssadan hisse: Özellikle küçük firmalarda (Yakın zamanda Ulusoy'u satın aldığını duyduğum Metro Turizm de dahil *smayli*) olay tamamen otobüs sahibinde/şoföründe bitiyor. Mümkünse doğrudan adamlarla iletişime geçmeden bisikletle rahat gidebileceğinizi düşünmeyin. Hatta eğer durumunuz çok acil değilse, biletinizi almayın, önce pazarlığınızı yapın, parasız alıyorlarsa bir kenara sıkışın siz de. Ama Sivas gibi daha böyle arzın talebin altında olduğu oligopol bir yerlerse sabır ve kolaylık diliyorum.

Bir de ayrıca not: Ankara'dan 5 kişi bisikletleriyle birlikte Pamukkale'nin aynı otobüsüyle gelip, Kamil Koç'un aynı otobüsüyle döndüler, kimse kerkinmedi, memnunlardı.

29 Eylül 2010 Çarşamba

350 & Aptallık Çağı - Etkinlik habercisi

10 Ekim 2010'da, yani 10.10.10 itibariyle dünya çapında bir etkinlik düzenlenecek. Türkiye'nin de 10 kentle bu etkinliğe katılması planlanıyor, şu an için 8 kentte hazırlıklar devam etmekte (Ankara, Yalova, Eskişehir, Antalya, Bursa, İzmir, Adana, Trabzon). İstanbul neden listede yok, ben de merak ettim.

Sol sütunda da bu yazıya koyduğum logoyu görüp merak etmiş olabilirsiniz. Öyleyse ne güzel. Etkinliğe ilişkin oldukça detaylı bir sayfa var: 350.org. 350, bilim insanlarının atmosferdeki karbondioksit miktarı için üst sınır olduğunu söyledikleri miktar (1 milyon parçacıkta 350 yani) imiş. Dolayısıyla, etkinliğin temel amacı, şu an 390 ppm'de bulunan karbondioksit oranını, tehlikeli üst sınır olarak görülen 350 ppm'in altına çekilmesinin gereğine ve çevreye ilişkin bir duyarlık, farkındalık yaratmak.

Ben biraz daha etkinliğin Ankara'yla ilgili kısmından bahsedeyim. Ankara -aslında sanırım genel olarak Türkiye- ayağına ilişkin bir blog da şurada. Bu her şeyin 10'lu olması meselesine uygun olarak, 10 Ekim Pazar sabahı saat 10:10'da Gençlik Parkı'nda bir buluşma planlanmış. Oradan hareket 11:00, daha sonra Kuğulupark'a geçiş ve 12:00'de basın açıklamasıyla birlikte bisiklet yolu açılışı. Bisiklet yolu açılışı deyince hemen heyecanlanmamak gerek tabii; siyasetçilerin davet edilmediği bu organizasyon tepkisel bir organizasyon olduğu için, stickerlarla belirlenmiş bir "sanal bisiklet yolu" açılışı olacak. Etkinliğe 350 kişinin katılımı hedefleniyor, bilmiyorum bu mümkün olur mu... Aslında Perşembe Akşamı Bisikletçileri Ankara grubunun Facebook'taki grup sayfasında an itibariyle 763 üye görünüyor, ama tabii ki yağmura, çamura, havaya da çok bağlı bir şey. Bakalım...

Bu arada Eryaman civarından katılması çok muhtemel bendeniz de dahil en az 4 kişi bildiğim için, Eryaman'dan grup olarak gidecek bir kısım insan olması da güzel olabilir. Aklıma düşen bu karpuz kabuğu başka birilerinin de aklına düşse ne güzel olur! O zaman ilk adımı atalım, saat 9:00'da Optimum'daki otobüs durağında buluşalım diyelim mesela? Gelen, gelmek isteyen, katılmak isteyen olursa burada yorumlardan haberleşiriz.


Biraz ters olacak ama, sabah sabah (öğlen olmuş gerçi) kafamı toparlayamadığım için idare ediverin, 30 Eylül'deki (yani yarın akşam) film gösteriminden de bahsedeyim. Geçen sene yine bir gösterimi yapılmış, bu sene de ücretsiz olarak gösterilecek olan Aptallık Çağı (IMDB). Ben izleyememiştim, hatta ruhum bile duymamıştı, bu sefer izlemek istiyorum, merak ettim. 2050 yılından bugüne dönüp bakan bir aktivisti konu alan film, "çevrenin yok oluşunu durdurabilir mişiz, bizim kafa güzel miymiş de ne b.k yemiş bu hale getirmişiz?" sorusu etrafında dönüyor imiş. Her perşembe 20:00'de olan tur, bu hafta 19:30'da yine Güvenpark heykelden başlayacak, Kuğulu Park ve Tunalı Hilmi'den kısa bir turun ardından Kennedy'deki Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde gösterime geçilecek. Gösterimin ve bağlantılı kısa turun Facebook etkinlik sayfaları şurada ve burada.


Yarın akşam gösterimde, 10 Ekim'de eylemde görüşmek üzere...

21 Eylül 2010 Salı

European Mobility Week (EMW)

Sanırım Avrupa Hareketlilik Haftası olarak Türkçeleştirebileceğimiz (Çekoslavakyalılaştıramadıklarımızdanmışsınız) bir etkinlik bu. Henüz Türkiye'de pek kimsenin haberdar olmadığı, bendenizin de yakın zamanda alevlenen bisiklet sevdası nedeniyle tanıştığı bir şey. Baktım, beğendim, dedim sizlerle de paylaşayım.

Bu esnada, bakarken gördüm ki, 2002 yılında dünya çapında 23 ülkede toplam 418 kent katılmış ve bunun 79'u Türkiye'den imiş. Hatta Türkiye o sene en çok kentin katıldığı ülke imiş. Bunun yanında 2008 yılında, yukarıda görebileceğiniz, en az bir kentin katıldığı ülkeler haritasında Türkiye'nin işaretli olmadığını da fark edeceksiniz. Nasıl olduğunu gerçekten merak ettim, ama ben Wiki'nin yalancısıyım (Sonradan gelen ek: katılımcı kentlere baktım ve orada ne mutlu ki Muğla ve Bodrum'u gördüm. Haritanın hazırlanmasından sonra katılınmış demek ki...).

Her neyse, ne diyorduk? Her sene Eylül ayının 3. haftası boyunca kutlanan bu söz konusu hafta boyunca, her sene farklı temalar çerçevesinde etkinlikler düzenleniyor ve daha sağlıklı ve çevre dostu ulaşım teşvik ediliyor. 16-22 Eylül tarihlerine denk gelen bu seneki haftanın teması "Travel Smarter, Live Better". Çirkin bir çeviri olacak ama "Daha akıllıca yolculuk edin, daha iyi yaşayın." diyebiliriz sanırım. Katılımcı kentlerin, bu çerçevede obezite, aşırı kilo ve fiziksel hareketsizliğe karşı "aktif ulaşım"ı teşvik etmesi ve böylece aynı zamanda da fiziksel ve zihinsel durumlarını iyileştirme yönünde çalışması bekleniyor. Sürdürülebilir ulaşımın aynı zamanda genel olarak şehirlerdeki yaşam kalitesini artırdığına, hava ve gürültü kirliliğini azalttığına ve kazalarla birlikte bütün olumsuzluklarıyla trafiğin (stres, yüksek yakıt tüketimi, zaman kaybı...) de azaltıldığına yardımcı olduğuna vurgu yapılıyor.

Türkiye'de bu sene bu etkinliğe ilişkin pek bir şey göremedim (harita doğru söylüyor sanırım) ama Facebook'ta İzmir'in Perşembe Akşamı Bisikletçileri'nin (PAB) bir etkinliğine rastgeldim. Her ne kadar doğrudan bu etkinliği destekleyebilecek olmasam da, bu haftayı da bisiklet üstünde geçirdim elimden geldiğince. Geçtiğimiz perşembe akşamı Ankara PAB Kızılay grubunun turuna katılmıştım, ama bu etkinliğe ilişkin tek kelime geçmemişti. İzmir'deki grup fersah fersah ileride zaten Türkiye'deki diğerlerine göre, ama Ankara'da da hiç olmazsa birilerinin haberdar olması, etkinliğin bir yerlerine sıkıştırması, molada bir sözünün geçmesi vs. çok güzel olurdu. Etkinliği doğal olarak, herhangi bir ekstra çaba göstermeden destekleyebilecek bir grup içerisinde EMW adının geçmemesi üzücü.

Şu an bisiklet odaklı düşündüğüm için biraz yanlı bir yazı oluyor, ancak belirtmeden geçmeyeyim; EMW, "bisiklet" odaklı bir hafta değil, bisikleti de kapsamakla birlikte, her türlü düşük tüketimli, sağlıklı, aktif hareketi de içeren bir hareket. Yani buna arabanın kontağını bir haftalığına (Özellikle de son günü, yani bu sene 22 Eylül'de) kapatıp toplu taşımayı tercih etmek de dahil, carpooling denen "araba paylaşma" (araba paylaşma tam olarak carpooling değil ama idare ediverin) da, yürümek de...


Bunun Tayyiplisini yapsak insanlar yanlarına birini almaya mı
yoksa yalnız yola çıkmaya mı çabalar acaba? Hmm...


Şuradan görebileceğiniz broşürle biraz daha net bilgi edinebilir, internet sitesini gezerek daha ayrıntılı fikir sahibi olabilirsiniz. Son olarak, bu broşürden hiç olmazsa "vatandaş olarak ne yapabilirim?" bölümünü çeviresim geldi;
"- Önemli toplu taşıma duraklarına/istasyonlarına veya işyerime yakın bir yerde oturabilirim.
- Kendi arabamdan başka, yürümek, bisiklet, toplu taşıma, carpooling veya araba paylaşma alternatiflerini kullanabilirim.
- Esnek çalışma saatleri veya evden çalışmayı talep edebilirim.
- Arabamı kullanmam gerektiğinde olabildiğince az yakıt tüketerek kullanıp neden olduğum emisyonu düşürebilir, hız kurallarına riayet edebilir, arabanın sağlıklı çalışıyor olmasını ve lastiklerin uygun derecede şişirilmiş olmasını sağlayabilirim.
- İşverimin bir "işyeri ulaşım planı" hazırlamasını talep edebilirim.
- Çocuklarım için en yakın okulu tercih edip, okula giden diğer çocuklarla birlikte ayaklı veya bisikletli otobüslere katılmalarını sağlayabilirim (ayaklı otobüsün ne olduğunu merak ettiyseniz şöyle buyrun).
- Çocuklarımın toplu taşımayla, ulaşım saatleriyle ve bağımsız ulaşımla aşina olmalarını sağlayabilirim.
- Sınırları dahilinde yaşıyor olduğum yerel yönetimin, bisikletliler, yayalar ve toplu taşıma için gerekli şeylerin yapılmasını desteklediğimi bilmesini sağlayabilirim."

Bu çevirdiğim metnin göze/kulağa fazla "Avrupai" geldiğinin farkındayım, ama yine de bize de uyanlar var neyse ki. İngilizce okurken bu kadar garip gelmiyor da, Türkçeye çevirince bir dank etti. Yarınki planım, Kızılay'a taşınıp, işe bisikletle gidip, bisikleti güvenlik açısından 4. kattaki ofisime park edip, işverenimden esnek çalışma saatleri veya evden çalışmayı teklif edip, diğer çalışanlar için işyeri ulaşım planı önerip, çocuklarımı da yalnız başına, şoföre emanet etmeden dolmuşa otobüse bindirip bir yere gönderdikten sonra, belediyeye gidip bisiklet yolu istemek. Sonra da ver elini Bakırköy...

Umutsuz olmamak lazım yine de yahu, bugün 1 tanesi uyuyorsa yarın 3 tanesi öbür gün 5 tanesi uyar bize. Yavaş yavaş... Acelemiz yok? Ben en azından kalan 2 günü bisikletimle geçirme niyetindeyim, varsa Ankara'dan katılmak isteyen, bekleriz efen'im... Yarın İstanbul Yolu, ertesi gün belki Ankara Üniversitesi Beşevler kampüsü, 23'ü akşamı Kızılay veya Çayyolu PAB turu. Oh, mis! 

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Bisiklet yazıları - 1

Ben şu adresten çaldım, o nereden çalmış bilmiyorum
Bisiklete olan sevgim, yaklaşık olarak 10 yıldır böylesine coşmamıştı. 10 yıl deyince ben de garipsedim sevgili işkembeseverler ama yaş olmuş 26, çok doğal tabii ki. Bu bisiklete karşı sevgi pıtırcığı haline gelişimi kendi kişisel blogumda da yazmış olduğum için uzatmadan özetleyeyim istiyorum;

Çalıştığım yere gelip giden bir genç var, Elmadağ'dan bisikletle hem de! Ankara'yı az çok bilenler bilir, uzun bir mesafe. İstanbul için sanırım Büyükçekmece'den Taksim desem belki abartı olabilir ama Küçükçekmece kadar da yakın değil. Gecenin bu saatinde uyuyamamış halimin üstüne ramazan davulcusunu da duyunca parmağımdan çıkanı gözüm görmüyor olabilir, üzgünüm.

Her neyse, bu genç, Polonya'da bir kampa gidip, oradan bir bisiklet bulup, 150 km yol yapıp Almanya'ya geçmiş ve döndüğünde bunu anlattı bize gündelik hayatından bir parçaymışçasına. Zaten ne zamandır aklımdaydı, işte o gün aradığım gazı buldum ve hemen bisikletçiye koşup, kaskımı eldivenimi alıp, ertesi sabah Elvankent'ten Kızılay'a işe geldim. Merak eden, şöyle buyursun. Beni tanıyan ve Natura Horror Vacui kadar olmasa da, tonajı 0.1'e yaklaşan bir kütle olarak bir nebze tosunumdur. Dolayısıyla biraz zorlandım bu mesafeyi gitmekte, zorlanmadım dersem yalan olur, ama yine de beklediğimden rahat oldu. Google Earth'ten kendim ölçtüm biçtim, 30 km etti. Maps'teki gibi en kestirme yollardan gidemedim tabii ki altımda bisiklet olduğu için.

Derken derken işte, bu hafta 3 gün bisikletle gittim işe, mutlu oldum. Hal böyle olunca, yani hem baktım keyifli oluyor, hem spora ayrıca vakit ayıramazken, sabah işe gitmek ve akşam işten dönmek için kullandığım zamanı bu şekilde kullanıyorum, hem beleş (öğrenciyim abiii), hem de tamamen hareketsiz hayatıma biraz hareket geliyor, dedim "öyleyse neden böyle devam etmiyorum?" ve bunu daha da keyifli bir hale getirmek için, 15 yıllık gül gibi market bisikletimle yollarımı kısmen ayırmaya karar verdim. Bu kararımın ardından, son 1 hafta içinde Ankara'da 5 farklı bisikletçi gezdim.

Siz sevgili işkembeseverlere bu yazıyı yazıyor olmamın nedeni de, gezdiğim bu 5 bisikletçi hakkında biraz fikir vermek, yeri geldiğinde bisikletçi arayanlara bir nebze olsun rehberlik etmek.

1 - Sıradışı Bisiklet (SDS): Yakın zamanda Sıhhiye'den Ümitköy MESA'ya taşınan SDS Bisiklet, Ankara'daki büyük bisikletçilerden. Büyük ölçüde Bianchi ve Trek satıyorlar. Her pazar bir kısım insan, SDS'nin minibüsüne 3-5 benzin parası atarak bisikletleriyle bir o yana, bir bu yana geziyorlar. Perşembe akşamları da "Perşembe Akşamı Bisikletçileri"nin onların da katıldığı bir versiyonu var. Perşembe akşam 8'de Arcadium'da toplanıp, düşük tempolu, herkesin uyabileceği bir tur gerçekleştiriyorlar. Henüz hiç katılamadım ne yazık ki, ama keyifli olduğunu tahmin ediyorum.
SDS'ye bir arkadaşımın önerisiyle gitmiştim ilk birkaç malzeme almaya. Bu sene Şubat-Mart civarıydı. Pek sıcak karşılamışlardı. Zaten sen-ben yaşta insanlar diyeyim. İkinci gidişim, Ümitköy'deki tükanlarına ilk gidişimdi, o da yaklaşık olarak Temmuz başı oluyor. O gidişimde de yine bir pazar turunun ardından, orada takılan 2 50-60 yaşlarında abi vardı. Bisikletin frenleri falan yapıldı, 1-2 eksik giderildi. Abilerden bir tanesi epey uzun uzun oradaki bisikletleri anlattı, bisiklet ve turları hakkında biraz laflama fırsatı oldu. Bu esnada çocuğu bakkala gönderip dondurma aldırdılar, dondurma ikram ettiler, derken yok meyveydi şuydu buydu kakara kikiri pek hoş oldu, 4 saat oldu. Farkında değildim hiç, toparlandım döndüm ondan sonra. Gördüm ki bisiklet insanları pek süper.
Şu son 2 hafta içinde de 2 kere daha gittim işte; kask+eldiven almaya ve bugün fiyat sormaya. Hibrit bir Trek almayı düşündüm, onunla ilgili danıştım. Gayet yardımcı oldu sağolsun oradaki arkadaş, aradığım bisikletin onlardan biri olduğuna ikna olmasam da, memnun ayrıldım.
Bu esnada bir de, sitelerinde şöyle bir ifade var, ki bence önemli: "Sizleri ürünleri görmeniz ve bir bardak çayımızı içmeniz için mağazamıza bekliyoruz."
Birkaç maddede SDS'yi özetlemek gerekirse;

- Çok ilgililer
- Çok bilgililer
- Gayet keyifliler
- Samimi de buluyorum
- Trek ve Bianchi satıyorlar dolayısıyla bisikletler 300-350 €'nun altına inmiyor pek
- Trek için ömür boyu garanti veriyorlar
- Bisiklet dışında, aksesuar ve malzemelerin fiyatı orta seviyede, nakitte %10 civarı bir indirim sağlıyorlar, bence daha da fazla sağlarlar zorlarsanız.




Adres: Koru mah. Beyazgül B Sitesi No:181 Çayyolu /Ankara
Adres ayrıntısı: Eskiden otobüslerin indirdiği, Migros ve Best Buy'ın bulunduğu, Etimesgut'tan Bağlıca yolundan bağlanılan yer
Telefon: 0 312 240 60 65 - 66

2 - Erdoğanlar Bisiklet: SDS'den sonra, az önce bahsettiğim arkadaşın Scott önerisi üzerine, Erdoğanlar'a gitmiştim, bugün tekrar gittim. Hem işyerime de yakın, süper oldu. İlk gidişimde, dağ bisikleti değil ama yarış/yol bisikleti de değil ama daha çok onun gibi (bir başka arkadaşımın kebapçıya sipariş verirken Bardacık Sokak'ı "bardak gibi ama değil gibi" anlatması gibi oldu biraz) dedim ve öneriler geldi. Tükan sahibi abi ilgilendi ve istediğim şeye gayet yakın öneriler sundu. Teknik detaylar verdi, hangisi ne için iyi olur onu anlattı. Neden nasıl ne malzeme ne kadro ne teknik tek tek anlattı üşenmeden. Saydıklarının içinden bir bisiklet beğendim, "ben kendim de bunu kullanıyorum!" dedi. Ama esnaf ayağı değil, gerçekten onu kullanıyormuş. Dedim o zaman güzel.
Bugün ikinci gidişim oldu. 3. bir arkadaşla bu sefer. O dağ bisikleti baktı, ben yine o vurulduğum bisiklete baktım. 2 seçenek arasında kalmıştım daha çok, her ikisini de hazırladılar, deneme sürüşü yaptım. Abi kendininkini de denetti sağ olsun, ama hiç iyi olmadı. Resmen bindim, bisiklet gitti bir tur attı kendi kendine, geldi. Öyle güzel. Her neyse, sonuçta ona karar verdim gibi, ama biraz pahalı olduğu için çok emin değilim hala alıp almama konusunda. O bisiklet beni Hindistan'a bile götürürmüş, ona cezboldum biraz. Gerçekten o paraya Hindistan'a first class gidiş-dönüş bileti alırım lan! Etim ne budum ne... Neyse, bakacağız. Yarın öbür gün uzun yola gidesim, uzun yol gittiğim yerde ve yolda keyif alasım var, bana onu sağlasın, daha da fazla bir şey istemiyorum.
Erdoğanlar'ı özetleyelim;

- Çok ilgililer
- Çok bilgililer
- Eninde sonunda oranın bir ticarethane olduğu biraz sıkça/net fark ediliyor
- Scott, Giant ve Sedona satıyorlar büyük ölçüde dolayısıyla daha uygun fiyatlı bisikletler de var.
- Scott için iki yıl garanti veriyorlar
- Bisiklet dışında, aksesuar ve malzemelerin fiyatı orta seviyede, nakitte %10 civarı bir indirim sağlıyorlar, daha fazlasını çok sanmıyorum.




Adres: Libya Cad. No: 9/B ANKARA
Adres ayrıntısı: Kolej kavşağından İncesu tarafına girince sağda Libya Caddesi var, onun üzerinde yakında. Veya Kızılay'dan, Yüksel'den dümmmmdüz yürüyünce yolun sonundaki üst geçit Libya Caddesi'nin üstünden geçiyor işte.
Telefon: (312) 435 74 55 - 56

3 - Delta Bisiklet: Mağaza, internet sitesi, bisikletforum.com vs. diye bakınca, Ankara'nın en büyük bisikletçisi, hatta bu saydığım ilk 3 yerden, Ankara dışında şubeleri de olan tek bisikletçi. Ama, tek kelime bile değil, dört harfle; tırt. Muhtemelen diğerlerinden daha fazla müşterileri var, dolayısıyla biraz daha tok satıcı olabilirler. Aradığınız bisiklete en yakınını burada bulmanız çok çok olası (ki ben bulamadım, o benim garipliğim), zira bir sürü çeşit bisiklet var mağazalarında. Katlanır bisikletlerden, yarış bisikletlerine, akrobasiye, tandem bisiklete kadar türlü türlüsü. Yine bu saydığım 3 bisikletçiye göre, birincil amacın ticaret olduğu şap şap vuruyor yüzünüze.
Bugün girdik mağazaya, biraz bakındık. Sonra orada çalışan olduğunu anladığımız genç kadına gidip sorduk böyle böyle diye. Önerdiği 3 bisiklet, istediğime pek yakın değildi. Özellikle ikinci önerdiği bisikleti anlatırken, "bu var, lastiği özeldir, size daha uygundur, Shimano vites, bir de buraları buraları böyle kırmızıdır." dedi, ve o an bitti gözümde o bisikletçi. "Buraları buraları böyle kırmızı" ne lan? Ben de görüyorum oralarının oralarının öyle kırmızı olduğunu? Ee? Bu hangimize ne kattı? Veya vitesin üstünde Shimano yazdığını ben de görüyorum, ama Shimano'nun 80 çeşit vitesi olduğunu da öğrenmiş oldum şu 2 haftada. Biraz daha yardımcı olamaz mısın? Buraları buraları kırmızıymış. Yani ya anlamıyorsun bu işten, ya işini sevmiyorsun, başın kalabalık, işin çok, hayattan bezdin, sevgilinle dargınsın, ama bu kadar da belli etme gözünü seveyim... Yok eğer bunların hiçbiri değil de, müşteri beğenmiyorsan, o zaman kafanı da kalbini de kırırım...
Özetle, bu en büyük bisikletçiden en hızlı şekilde çıktık. Varın siz düşünün... Gelelim özete;

- İlgililer demeye dilim varmıyor, ama sorduk, söyledi şimdi yani. Yalan olmasın...
- İlgilenen şahıs benden daha fazla şey biliyor gibi değildi
- Eninde sonunda değil, en başından en sonuna oranın bir ticarethane olduğu çok net fark ediliyor
- Cannondale, Geotech ve Corratec satıyorlar büyük ölçüde, ürün yelpazeleri (gözle görebildiğiniz kısım en azından) çok daha geniş, alternatif çok fazla
- Bisiklet dışında, aksesuar ve malzemelerin fiyatı hakkında fikir sahibi olacak kadar vakit geçiremedim






Adres: Bosna Hersek Cad 21/D 06510 Emek ANKARA
Adres ayrıntısı: Milli Kütüphane'nin arkasından geçen caddeden AŞTİ yönünde giderken, solda kalıyor.
Telefon: +90 312 223 60 27 pbx (10 Hat)

4 - Performans Bisiklet: İçeriye girdiğimden çok, bir bisikletçi yerine işi öğretilmiş bir satış elemanıyla karşılaştım. Delta'dakinden daha samimi ve ilgiliydi, ancak yine de pek tatmin olmadım. Yani SDS, Erdoğanlar ve az sonra bahsedeceğim Red Bisiklet'te ilgilenen insanların hayatlarının bisikletle geçtiği belliyken, Performans ve Delta için aynı şeyi diyemedim. Sedona satıyorlar büyük ölçüde. Bisikletler genelde tozlanmış, pek yerinden kıpırdamıyor sanırsam. Abi sağ olsun ilgilendi etti ama yine de elinden geldiğince. Hemen özetleyeyim;

- İlgiliydi abi sağolsun
- Bilgi konusunda emin değilim, ama Delta'dan iyiydi.
- Fiyatlar uygunca, nakitte %5 indirim yapıyor. Ayıp yahu, %5 ne? Yapma daha iyi... Ha, tabii ki kâr marjı düşük olabilir, o zaman aferim. Web sayfasında da sağda "fiyatları indirdik! %3, %4, %5" yazıyor. Çok param olunca bağış yapacağım, %10 indirebilsinler hiç olmazsa.
- Sedona gördüm gani gani, onun dışında Bianchi ve hatırlamadığım 1 marka daha vardı. Şimdi bakınca fark ettim, Whistle galiba
- Bisiklet dışında, aksesuar ve malzemelerin fiyatı hakkında fikir sahibi olacak kadar vakit geçiremedim aynı şekilde






Adres: İnternet sayfasında adres yok, harita var
Adres ayrıntısı: Uuu beybi
Telefon: +90 312 343 21 17

5 - Red Bisiklet: Yine öneri üzerine gittiğim bir bisikletçi. Bu 5 tanenin içinden, en "mahalle bisikletçisi" gibi olanı. Ufacık bir dükkan, birkaç bisiklet, birkaç malzeme ve bir bisikletçi. Ama adamın kendisi belli ki bisikletle fazlasıyla haşır neşir. Suratsız bir insan gibi görünebilir, ama gerçekten yardımcı olmaya çalışıyor. Pazarlık da yapar, uygun fiyatı daha da uygun eder. Ufak tefek işçilikten para da almaz. 1 kere gördüm kendisini, ama öneren arkadaş dedi bunları kısmen, kısmen de tanık oldum. Ne zaman açık ne zaman kapalı belli olmuyor, gitmeden aramak gerek. Tamirat ve aksesuar/yedek parça konusunda kesinlikle öneririm.




Adres: Ata sokak No: 10/B Yücetepe mahallesi Anıttepe-Ankara
Adres ayrıntısı: Akdeniz Caddesi'nin, Anıtkabir'in yanında olan kısmının ilk paralelinde
Telefon: 0 535 978 87 82

Bir başka bisiklet yazısıyla da sizlerle birlikte oluncaya dek, şimdilik esen kalın efen'im...

PS. Yazdığım yazılardaki satırlar arası aşırı satır boşluğu sorunu gerçekten benden kaynaklanmıyor, çözebildiğim ölçüde uğraşıp çözüyorum ama saatlerimiz sabah 4.00'ı gösterirken ve ertesi gün işe gidecekken o iş yalan. Özür dilerim.