2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com
uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2009 Pazartesi

Değişim!

Türkiye dinamik, değişen ve değiştikçe de mallaşan bir ülke. Mesela eskiden "millet çıktı aya/biz kaldık yaya" demek suretiyle özeleştiri yapıyor, bilime önem verilmesi gerektiğini vurguluyorduk. Artık daha farklı bir yaklaşımımız var konuya.
Haber Milliyet'ten: Ay'a pornoyla ayak basılmış vakt-i zamanında. Haberin kaynaklarından, ya da yayınlandığı mecmualardan birisi de, ciddiyetiyle bu aleme nam salmış The Sun zaten; haberi de "Ay'da meme!" başlığıyla vermişler. Aslında bu çizgide, Milliyet'ten de "Ay n'aptınız?" tarzı bir başlık beklerdim. Neyse..
Esas konuya geri dönelim. Haberin altına yapılan, ve her haberi daha da değerli, en değerli, kıymetlimisss mertebesine çıkaran okuyucu yorumlarına baktığımızda, iki argüman görüyoruz:
1. Ay'ı kirlettiler: "Büyük terbiyesizlik, Ay'a da bu yapılır mı, ayıp" diye yorumlar yazılmış. Memleketimizin güzide kızlarının namus bekçiliğini bıraktık, şimdi bir de Ay peşinde koşuyoruz. Gerçi sevgilisine "ay yüzlüm" diye hitap eden gencin "Ay sensin, Nasa da sana girsin" diye kafasına "çotonk!" efektiyle birlikte saksı yemesi muhtemel bu haberden sonra. Tepkileri o yüzden anlayabiliyorum biraz. Tabii çocukluğumuzun aydedesine yapılan bir hakaret de söz konusu aslında.
Pornoları görünce utancından kıpkırmızı kesilen aydede. Yazık yahu.
Ama unutmamak lazım, astronotlar dışkılarını aya değil de uzaya bırakıyorlar bu bir, sen o astronotun aylar boyunca (pun intended) hiçbir halt yemediğini sanıyorsan yanılıyorsun bu da iki birader.
Zaten uzaya giden ilk canlı köpekti, o kimbilir neler yapmıştır uzaya. İt oğlu it.
2. Amerikalılar Ay'a gitmedi ki: Tamam, komplo teorisi güzeldir, komploya inanmak da güzeldir de, yapılmış 10 komplo açıklamasının 8'inin şu olması göz yaşartıcı güzellikte: "Hiç gitmediler, hadi şimdi de gitsinler madem?"
Bak arkadaşım, Ay'a 6 defa inip örnek topladı bu adamlar (Apollo 11, 12, 14, 15, 16, 17) Ay'a gitmek trenle İstanbul'a gitmek gibi bir olay da değil; baba parasıyla yapamazsın. Ki madem çok okudun öğrendin, biliyorsun ki şu an adamların önceliği ve de parayı döktükleri proje Mars. Lan geçen gün göl buldular orada allooo? Senin paşa gönlün istedi diye Ay'a mı gidecekler bir daha?
Hayır, madem komplo teorisine inandın; "bayrak sallanıyor", "ışıklar ve gölgeler şüpheli", "fotoğraflarda hile var" falan de. "Bir daha gitsinler", oldu, hatta sizi gönderelim de gözünüzle görün inanın? Hem belki geri dönemezsiniz, ne güzel..
Bir komplo teorisi de benden olsun madem. Aslında biz Türksat yollamadık uzaya. Sırf Ermenileri kıskandırmak için yaptık onu. Uydu anten yayınlarını, Nasuh Mahruki'nin Ağrı Dağı tepesine diktiği dev çatal anten sayesinde izliyoruz. Ahan da kanıtı:
Yazarın notu: Türkçede uzay ile ilgili şiir yazmak çok kolaymış yahu.
Dün gece baktım aya
Hayran kaldım uzaya
Dedim çıkam fezaya
Bom bili bili bili bom

29 Mayıs 2009 Cuma

Aydan Gelen Sesler

Geçen hafta yakın arkadaşlarımdan biri bana "Aydan Gelen Sesler" (Voices from the Moon) adlı bir kitap hediye etti. Hayatım boyunca bilimkurgu, uzay mekikleri ya da astronotlarla aram hiç iyi olmadı. Çocukluğum deniz kenarında, yıldızları görülen bir gökyüzünün altında geçtiği için dünya, güneş, ve ay benim için uzaktan bakılabilecek, hayal kurmaya yardım eden heybetli ve müthiş kavramlar olarak kaldılar.Andrew Chaikin'in kitabı aya yapılan bütün yolculukları hazırlıklardan tutun dünyaya geri dönüş aşamasına kadar adım adım fotoğraflarla anlatıyor. Chaikin yaşayan bütün Apollo astronotlarını tek tek bularak saatlerce konuşmuş onlarla. Kitabı okumaya başlarken sayfaları astronotların size uzayın muhteşemliğinden bahsedeceğini düşünerek çeviriyorsunuz ama hepsi de size tam tersini söylüyor. Andrew Chaikin astronotlardan birine soruyor: Ayı görünce şaşırdınız mı? Hayır. Astronot Jim Lovell'a göre ay gri çorak arazi. Apollo astronotları uzay mekiğine binmeden aylar önce durmadan simülatörlerde eğitiliyorlar. Ayın heryerini bilir hale geliyorlar. O kadar ki artık şaşırma duyularını kaybediyorlar. Akıllarında tek olan şey aya gidecekleri, tek düşündükleri ay, tek odaklandıları nokta ay, ve sakin olmaları gerektiği. O kadar çok simülasyondan sonra artık aya gidecek olmaları sıradan gelmeye başlıyor. Ki amaç da bu yoksa heyecandan hata yaparlar mekikte. Lovell'a göre yolculuğun en ilginç tarafı bu yüzden ay değildi. Çünkü yıllardır aylardır aya varacaklarını biliyorlardı. Ona göre kimsenin ona söylemediği tek şey kömür siyahı uzayın içinde siyah beyaz gri olmayan tek şeyin, o sonsuzluğun içindeki tek rengin dünya olduğuydu. Simülatörün onu hazırlamadığı onu heyecanlandıran tek şey uzay mekiğinin penceresinden başını çevirip mavi bir göze benzettiği derinliğini görebildiği dünyaya bakmaktı. İnsana sahip olduğu rengin kutsallığını hatırlatıyor.

4 Mart 2009 Çarşamba

başımıza taşlar yağıyor

Radikal.com.tr'de bu sabah bir asteroidin dünyanın çok yakınından geçtiği haberi yayınlandı. Son günlerde artan meteor çarpması paranoyalarımı bu haber biraz daha tetikledi. Haberin bahsettiği göktaşı çarpsaydı global çapta etki yaratabilecek büyüklükte ve hızda değildi. Ama bu konuda daha önce bilgimizin olmaması beni şaşırtıyor. O zaman birazcık araştırma yapıp göktaşlarının dünyaya çarpması konusunda biraz bilgi edinelim. tabii ki bir çok gök taşı dünyanın çekim alanına giriyor ve atmosferin etkisiyle eriyip kayboluyor. Bu eşik değeri yaklaşık 100 metre kadar bir genişlik. Küresel çapta hasar verebilecek göktaşlarının ise 0.5-1 km genişlikte olması gerektiği düşünülüyor. Göktaşlarının çarpma ve hasar etkisinden Torino Ölçeği denilen bir yöntemle bahsediliyor. Bu ölçek çarpma olasılığı ve sahip olduğu enerji ile orantılı olarak 0 ile 10 arasında bir değer sunuyor. Bu ölçüme göre genelde karşılaşılan asteroidler 0 ve 1 arasında değişiyor. Şu an en çok tehlike oluşturan göktaşının değeri 4'e kadar çıkmış fakat diğer gözlemlerle bu değer aşağıya çekilmiş. Bu bahsettiğim göktaşı 99942 Apophis yaklaşık 270 metre yarıçapında ve 2004 yılında ilk gözlemlendiğinde 2029 yılında dünyaya çarpma olasılığı %2.7 olarak hesaplanmıştı. Fakat daha sonraki gözlemler bunu yanlışlamiş ve (bizi çok rahatlatarak) bu göktaşının 2029 yılında dünyaya çok yaklaşacağını, bir yerçekimi deliğinden geçeceğini ve bu etkileşim sonucunda 2036 yılında çarpıp çarpmayacağını öğreneceğimizi göstermiştir. (4'ten 1'e geçiş). Daha sonraları yapılan ölçümler ve Nasa'nın yakın tarihte geçerliliğini koruduğunu açıkladığı hesaplamalar 2036 yılında bir çarpışma olasılığının 1'de 45.000 olarak gösteriyor.(0(sıfır), malesef Torina ölçeği sadece tamsayıları kullanıyor). Bu çarpışmanın sonucunda 880 megaton tntlik bir enerji açığa çıkacak ve etrafı kaplayan toz bulutu güneşin büyük miktarda engelleyeceğinden uzun süreli bir kış yaşanacak. Bunun dışında 2030 yılında çarpma olasılığı 1'de 500 olan 2000 sg244 göktaşı gözlem alanımızdan çıktığından dolayı daha fazla bilgi elde edemiyoruz. Saturn'e gönderilmiş roketin bir parçası olma olasılığı mevcut. İsim benzerliği ile kafamı karıştıran 2000 sg344 daha büyük bir tehlike oluşturuyor. Bu göktaşının 2068 ve 2101 yılları arasında dünyaya çarpma olasılığı 1'de 556 olarak hesaplanmış. Çarpışma sonucu 1.1 megaton tnt'lik bir enerji açığa çıkması bekleniyor. Daha uzak yıllar için tehlike oluşturan göktaşlarını ele almaya gerek yok, çünkü zaten o zamana kadar ölürüz. Uzaydan düşen göktaşları için dünya büyük ölçüde insansız bir yer. O nedenle meteorlar genelde kimsenin olmadığı yerlere düşüyor. Fakat 99942 Apophis'in tahmini çarpış noktaları arasında colombia ve venezuela da yer alıyor. Bu tür çarpışmanın sonucunda 10 milyon kadar insanın ölebileceği tahmin ediliyor. Aslında o kadar da korkulacak bir şey yokmuş...