2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com
Batıyor Kardeşim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Batıyor Kardeşim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2010 Pazartesi

Batıyor Kardeşim #6 - Kara Gün Popülizmi

Etnisite mi, din mi, nedir bu dangalaklığın kaynağı bilemeyeceğim; ama ne zaman üzücü bir haber çıksa bu tipler oturdukları yerden ayağa fırlayıp sağa sola giydirmeye başlıyorlar. Üzücü br haber derken açalım biraz: Ülkeyi genel olarak üzmesi beklenen, ideoloji tanımayacak olaylar, efendim doğal afet, ünlü ölümü, çatışma falan.

Bunun en son örneğini dün yaşadık, oradan ne kadar sinir olduğumu hatırladım. Elazığ'da deprem oldu biliyorsunuz. Deprem olur olmaz, Ekşi Sözlük'te Oscar töreni ve Ntv başlıklarına dangalak doluşmaya başladı: "Deprem oldu, nasıl yayını kesip canlı bağlantıya geçmezsiniz!" "Elin Oscar'ı depremden daha mı önemli?" diye çemkiriyorlar. Hadi onunla kalsa gene iyi, bir de "Yahu deprem oldu siz hala Oscar derdindesiniz!" diye yazanlara da çıkışanlar var. Ne yapacaktık birader? Oturup ağlayıp, sadece deprem sayfasına mı yazı yazacaktık? Bölgeye gidip temaslarda mı bulunacaktık? AKUT'a mı katılacaktık işi gücü bırakıp, nedir derdin?

Hadi bu gene "ani" bir olaya verilen sıcak tepki, anlayış gösterelim diyelim. Bunu bir de genele vuranlar var. Mesela "Lost" başlığına "Askerler şehit düşüyor, ekonomi kötü; sizin tek derdiniz Lost!" diye dalanlar vardı. Bu zihinsizin dünyasında sadece acı ile yoğrulan Müslüm Gürses falan var; işi gücü bırakıp sadece "Ah ne kadar kötü durumdayız, vilivilivilvilvivlivi" diye ağıtlar yakmamız lazım.

Bu popülizmi genelde ahlak polisliği şeklinde icra ettikleri için, her türlü habere çemkirebiliyor insanlar. Mesela Radikal'de bir haber var, Yunanistan'da bir şarkıcının porno CD'sine 4 milyon Avro harcanmış. İronik bir durum, özellikle Yunanistan hükümeti Goldman Sachs ile el ele porno çekerken. Peki bizim işgüzarımızın yorumu ne?

"AKŞAMA YUNANİSTANDA ŞÖYLE BİR HABER...yunanlıların 4 günde porno ya yatırdığı para türklere dert oldu.......yapılan incelemelere göre debrem haberleri dahil ilk en çok okunan 3 haber listesine giren bu durum türkleri neden bu kadar ilgilendirdiğini her kez gibi AB de...dünyada merak edecek...... ülkenin bu kadar sorunları varken....ilgilenecek, okunacak okadar problemlerimiz varken üzülerek söyleyeyim aklı önünde olmayı bırakmak lazım..." 

Birader sen ne arıyorsun bu haberde o zaman? Kanın mı debreşti? "Ülkenin bu kadar sorunları"nı haber yapmıyor mu Radikal, manşete bu haberi mi koymuş? IQ kaç IQ?

İşin en acısı, bu tür çıkışları yapan insanların, hakikaten hissederek, rahatsız olarak yapmaları değil bu işi, sadece popülerlik adına, ilgi çekmek adına yapmaları. Samimiyetsiz, rezil, iğrenç bir popülizm. Hani "Ramazan ayında yemek haberi mi basılır lan?" diye kızsa daha samimi bulacağım yani, en azından içten bir rahatsızlık var orada.


Her üzücü olaydan sonra çemkirecek yer arayan, 40 gün mevlüt okutsak "41. gün hani?" diye yırtınacak olan, hayatının amacını "deprem olsa da eğlenenlere giydirsem" tarzi bir sinisizme adayan bu dangalaklar bana batıyor kardeşim!

1 Mart 2010 Pazartesi

Batıyor Kardeşim #5 - Türk Olmak

Grizu Darbe Planı'nın yaratıcısı Asım Yıldırım vukuatı tek değil tabii, kendisinin bir aralar forward e-mail çılgınlığı ile coşan bir "Türk olmak" videosu vardı. (link) O videonun üslubundan içeriğine çok şey batmakta bana, ama en güzel cevabı aşağıdaki gibi vereceiğimi düşündüm "ateşe ateşle karşılık ver" hesabı.


"Türk olmak tarihi biliyormuş gibi yapıp bilmemektir. Türk olmak, "borcunu ödüyoruz" diye şikayet ettiğin Osmanlı Devleti'nin 600 yıllık tarihiyle övünmektir. Osmanlı Devleti'nin yükselişini özene bezene anlatıp düşüşünü üstünkörü geçtikten sonra "İnsan tarihini bilmeli, ders almalı!" gibi beylik laflar edebilmektir. Türk olmak "16 devlet kurduk tarihte" deyip, o kurduğu 16 devleti de yıkmış olduğunu es geçmektir. Çanakkale'de, Kurtuluş Savaşı'nda şehit olanların sayısını her on senede bir birkaç kat arttırmaktır Türk olmak. Türk olmak, Kurtuluş Savaşı'nda gelen Rus yardımlarını unutmak, " ne diplomasisi, tam bağımsızlık höyt!" diye bağırabilmektir. Şeyh Bedrettin'i, Pir Sultan'ı, Edibali'yi, Kaygusuz'u bilmemektir, Nazım ile Necip Fazıl'ı kutuplaştırmaktır. Türk olmak, göçebe yaşayıp devlet(!) kurabilmektir; Talas, Mohaç, İstanbul ekseninde yaşamaktır tarihi.

Türk olmak, memleketteki bütün sorunların dış mihraklar sebebiyle çıktığına inanmaktır. Dış mihrakların olmadığı yerde iç mihrak yaratmaktır Türk olmak. Vatandaşını kendisinden aşağıda görebilmek, başarılı olanı ise "kesin satılmıştır bu" diye yargılayabilmek, aşağı çekmektir.

Türk olmak kendinle sürekli çelişebilmektir. Türk olmak, etrafa "biraz şüpheci olacaksın abi!" diye bilgiçlik taslarken, tüm komplo teorilerine sorgusuz sualsiz inanmaktır. Bir tek Yahudi bile tanımadan "Yahudiler tüm dünyayı yönetiyor oğlum!" diyebilmektir. Türk olmak, Ermeni Soykırımı konusunda "100 yıl önceki şeyden dolayı ben niye özür diliyorum ben mi yaptım?" dedikten sonra, "Yahudileri biz kurtardık olm Nazi soykırımından kaç yıl önce!" deyip övünmektir. Türk olmak, çoğu teçhizatını Amerika'dan satın alan bir ordunun bizi Amerikan emperyalizmine karşı koruyan yegane güç olduğuna inanmaktır. Türk olmak, Amerika'nın 11 Eylül'ü kendi düzenlediğine inanırken, Türk ordusunun "asla cami bombalamayacağını" savunmaktır.

Türk olmak farklılıklara tolerans göstermemektir. Kürtler çok milliyetçi diye şikayet edip kendin milliyetçi olmaktır Türk olmak. "Bunlar Müslümansa biz neyiz?" diyerek dini tek doğru haline indirgemektir, fakat bir yandan da din ve devlet işlerinin ayrılığına inanmaktır. Türk olmak "ne mozayiği ulan mermer!" diyebilmektir. Türk olmak, "laik" bir devlette "misyonerliği suç ilan edebilmektir. Türk olmak, rahip, papaz, şaman, dede vs. tanımamak, imamın varlık ve birliğine inanmaktır.

Türk olmak, sürekli benimseyici, sahiplenici olmaktır. Türk olmak, 72.5 milletin aslında Türk olduğuna can-ı gönülden inanmaktır.

Türk olmak değişebilmektir, çok yüzlü olmaktır. "Üç verdik üç alacağız", "demokrasi amaç değil araçtır", "kanlı mı olacak kansız mı?", "Dersim'de analar ağlamadı mı?" dedikten sonra demokrat olabilmektir. Geçmişte "şeriatçı bu, çağdaşlık karşıtı, Avrupa Birliği'ne girmemizi engelliyor" dediğin adama, 10 sene sonra "Ne güzel adam, bak AB'ye de karşı" diyebilmek, onunla aynı söylemi paylaşmış adama "hem şeriatçı hem de AB'ci!" diye kızabilmektir Türk olmak.

Türk olmak, (kendi) kutsal değerler(in)e sahip çıkmaktır. Kendi kutsalında olmayan Yahudilik, Hristiyanlık vs. dinleri; siyahi, Asyalı vs. etnisiteleri, Ermeni, Rum gibi milletleri aşağıladıktan sonra laf Türk'e ve İslam'a gelince aslan kesilmektir. "Biz benzemeyiz kimseye!" diye övünmek, dışlanınca sövmektir; "Birimiz Dünya'ya bedeliz!" diye böbürlenip "Hep hor görülüyoruz, kimse bizi sevmiyor" diye üzülmektir Türk olmak.

Türk olmak, ordusunun dünya çapında başarısıyla övünüp, "Her Türk asker doğar" deyip; o övünülesi ordusundan üyesi olduğu NATO yararlanmak isteyince çemkirmektir. Asker/erkek doğduğu halde, askerlik dönemi geldiğinde bin dereden su getirerek zorla askere gitmektir Türk olmak.

Türk olmak, düşünce özgürlüğüne saygı duymaktır, ama sadece saygı duymak. Düşüncelerinden dolayı eleştirilince "Hani özgürdüm!" diye bağırmak, kavramları karıştırmaktır. "G.te g.t denir" lafını türlü meclislerde alıntılayıp, sonra birisi ona "faşist" deyince ortalığı velveleye vermektir. Türk olmak "Tek vatan, tek halk demek faşistlik mi?" diye sormaktır (ein Volk, ein Reich) nedir ne değildir bilmeden. Ama Türk olmak, aynı zamanda da vatanını onun sevdiği gibi sevmeyeni "vatan hainliği" ile kolayca etiketleyebilmektir, hatta "Ya sev ya terk et" diye kovmaktır "ama ben de seviyorum ki?" diyeni.

Türk olmak hafızasını yitirmiş olmaktır. Yakını şehit düştüğünde "Vatan sağ olsun!" demek, bir kere de "Yahu bu vatan niye 30 yıldır sağ olamıyor ki?" diye sormamaktır. Türk olmak "Yahu kaç yıldır ilerleyemedik" diye şikayet edip, ardından "bir darbe daha gelse", "din elden gidiyor aman" diyebilmektir. Türk olmak, ekonominin kötülüğünü o anki iktidar partisine mal etmek, bir kere bile "bizim ekonomi hiç iyi olmadı ki yahu kaç yıldır?" dememektir. Türk olmak, onu manipüle etmek isteyen köşe yazarlarına, siyaset ve kanaat liderlerine vs. şüphesizce inanmaktır, kendi düşüncesini oluşturmamaktır Türk olmak. Ayran gönüllü olmak, iki güzel söze hemen kanmak, hamaseti her şeyden üstün tutmaktır. Türk olmak, "Kahrolsun X, kahrolsun Y, kahrolsun Z!" dedikçe omuzlara alınmak, "Birader niye kahrolsun bir dur düşün?" diyenin üstünde tepinmektir.

Türk olmak, sürekli paranoyak, sürekli unutkan; ama bir o kadar da kendinden emin olmaktır. Türk olmak, dört harften sorgusuz sualsiz gurur duymaktır. "Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır!" diye kükreyip, payidar kelimesinin anlamını bilmemektir Türk olmak. İnsanı değil, devleti yüceltmektir. İnsan haklarını temel alan değil, insan haklarına "saygılı" bir anayasa altında yaşayıp, o anayasayı 30 yıldır değiştirmek için kılını kıpırdatmamaktır Türk olmak."

Bu liste uzar gider, lafı bir yerde kesmek icap eder.

23 Şubat 2010 Salı

Batiyor Kardesim #4 - Parti

Yok, gençler heveslenmesin, "Türkiye'de partiler çok kötü ywaa, dans etmeyi bilmiyolar hiç" tadında bir yazı olmayacak bu, bana batan o partiler değil. Siyasi partiler. Keza "Ya Baykal da gitse Türkiye kurtulur." gibi bir zevzeklik de değil bu yazının amacı. Hedef kitlem sen, ben, o; takım tutar gibi parti tutanlar.

Eskiden beri süregelen bir anlayış var: "Biz 3 kuşaktır X partisine oy veriyoruz." E bravo? Demek ki 3 kuşaktır bir milim yontulmamışsınız. Bir de daha trajiği var aslında: "Benim dedem de CHP'ye oy veriyordu." Birader dedenin zamanında başka parti yoktu ki?

Bu genetik particiliğin haricinde bir de sosyal statü bazlı olan var. "Üniversite mezunu adamlar AKP'ye oy veriyor, cık cık cık" Üniversiteye de Andımız okuyarak başlıyoruz ya, ondan herkes CHP'ye oy vermeli. Bu sosyal statücülüğün bir de şaşkınlık olarak tezahürü var ki, ilkinden de beter: "Benim çevremdeki kimse AKP'ye oy vermedi, nasıl aldı her iki kişiden bir oy??" Türkiye'nin nüfusu 200 ya, paşamın çevresi haricinde yaşam formu yok.

Kutuplaşma var, ama kutuplaşmayı teşvik eden de gene kutuplaşmadan şikayet edenler. "Milleti birbirine düşürdüler" diyen kişiler, aynı gün içinde beni hem Fethullahçı, hem de ulusalcı, hem de bölücü yaptılar zamanında (Tuncay Güney çatlasın.) Nasıl becerdim bunu? Önce AKP'nin reformlarının kimisini savundum, sonra AKP'yi eleştirdim, sonra da Kürtlerin haklarından bahsettim. Kendi halinde salınan bir liberal olarak 24 saat içinde kabul etmediğim 3 etiketle taraftan tarafa koştum. Sakal bırakmış olmanın da etkisi vardı tabii. Zaten bu sakalın hangi seviyede ne olduğunu hiç anlamıyorum: Hafif çıkınca MHP'li, biraz uzayınca dinci, biraz daha uzayınca komünist oluyorsun, çok fena.

Bu kutuplaşma olayı seçim zamanlarında enteresan bir şekilde vücut buluyor. Şunu duydum bak: "CHP'ye, olmazsa MHP'ye oy verin." Yani "bir sol partiye, olmazsa bir aşırı sağ partiye oy verin." Sonra CHP'liye faşist diyorsun, kızıyorlar. Oy verin dedikleri partide Ökkeş Şendiller gibi tescilli bir eski solcu katili var. Sormazlar mı "takiyenin harbisini sen yapıyorsun, AKP'ye niye kızıyorsun ki o zaman" diye?

Klasik tabirle denir ya "takım tutar gibi parti tutmak" diye, hakikaten öyle. Takımın kaybedince söv, eleştir, ne yönetimden ne teknik direktörden ne futbolculardan memnun ol; ama sonra gene tıpış tıpış git o partiyi savun. Niye? Eğer görüşlerine uymuyorsa, yaptıklarından memnun değilsen neden kendini bir parti ile tanımlama ihtiyacı duyuyorsun ki? 4 büyüklerden birini tutmak zorunda mısın? Daha da kolayı, takım tutmak zorunda mısın? Hakem olmak çok mu zor? Bir iki kitap oku, oyunun kurallarını öğren, tamamdır iş.

Batıyor kardeşim, akıl kullanmadan, korku, heyecan, gelenek, abi-abla tesiriyle parti seçmeniz batıyor. Birey olun, beni yaftalamayın; öyle konuşalım.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Batıyor Kardeşim #3 - Rütbe

Annemin tüm iyi niyetiyle bana çocukluğumdan beri empoze ettiği bir tembihi vardır: "Oğlum ne olursan ol baş ol, istersen soğan başı ol." Şimdi düşünüyorsun, soğan başı dediğin şey ona dokunmaya kalkanı ağlatan bir şey. Sembolik bir anlatım aslında, katman katman altına gidersin.

Neyse, bu sefer laf atacağım olgu "rütbe merakı". Kenan Doğulu bile durumun farkına varmış ki şarkısını yaptı.
Ademoğlu (kızı değil) ego masajına muhtaç bir varlık. Arada lazım ki biri gelip o yumuşak ve narin ellerini egomun üstünde yavaşça gez... Öhm. Ne diyorduk? Hah, ego masajı. Şimdi bu ego masajı öyle geniş bir kavram ki, insan abisi, ablası, kardeşi, oğlu fark etmez, illa ki hava atacak. O yüzden şu ve türevi diyalogları sıklıkla duyuyoruz:

- Sizin oğlan ne iş yapıyor?
- FUD'de müdür. Sizinki?
- Bizimki de BUM'da müdür olmuş.

Altında kaç kişi çalışıyor, yetkisi ne, çalıştığı şirket ne iş yapar? Yok anam, müdür müsün, tamam. Bu yüzden o kadar çok bürokrasi doğuyor ki, herkes müdür, herkesin altında bir birim, oh anasını. 10 personelli yerde 3 müdür yardımcısı olur mu yahu?

Hadi müdürlük müessesesini geçtim, bir de şişirme ünvanlar var. "Merhaba, ben Gündüz Tokgezer, Gelbili şirketinin dış finansman sağlama birimi teknik analistiyim" Ne iş yaparsın dayı? Excel'e sayı giriyorum. Helal. Zaten bilinen denklemdir ki, iş ünvanı uzadıkça yapılan işin önemi azalır. CEO: 3 harf, eleman şirketi yönetiyor. Yatırım Bankacılığı Enerji Bölümü Finansal Analisti. Powerpoint'te sunum hazırlıyor.

Bununla alakalı olarak bir de George Orwell'i kıskandıracak düzeyde "anlam olumlama" çalışmaları var. Mesela nedir? Tepkili ısıtma mühendisi: Kaloriferci. Hidroporselen yöneticisi: Bulaşıkçı. Gibi. Evet pek iyi olmadı, eh işin ustası değiliz kimileri gibi.

Tamamdır, rütbe insanların zaten nefret ederek yaptıkları işlerinden bir sahte tatmin alma yöntemi olsun, eyvallah, kabulümdür. Bana esas batan, rütbe ile gelen hitap zorunluluğu. Şu memlekette bir adet iş koltuğu bulan herkes "Bey" veya "Hanım"lığa terfi ediyor, burun ve popo hacmi eksponensiyel olarak artmaya başlıyor, o noktada benim nevrim dönüyor.

Şimdi GE'nin CEO'su gelip sunum yapıyor, sonra yanına gidiyorsun:

- Merhaba Bay Donaghy.
- Bana Jack diyebilirsin.

Bizde ise personel şefine "Efendim" demek zorundasın. Acayip bir iş. Sunuma kot pantolonla gelen mühendis azarlanır, bacak bacak üstüne atan adam ciddiye alınmaz, saçı ortadan muntazaman ikiye ayırmamış kişinin malumatı dinlenmez falan filan, onları iyice geçtim.

Dediğim şu: İnsanların önemsiz bir iş yaptıklarını bildiği için kendilerini rütbe yoluyla tatmin etmesi, ve de diğerlerinin bu saçmalığa biat etmesi bana batan. Bu rütbe ile gelen şişkin ego, kulluk kültürünün yerleşmişliğini daha da güçlendiriyor bir yerde. Herkes yasalar önünde eşittir; fakat üst görünce hemen ceketinin önünü ilikleyen adam daha eşittir. Bu da "efendilik" kültüründen, birey olmanın anlamının tam olarak keşfedilememesinden, başarılı olma kıstasının "altına birkaç adam almak" ile tanımlanmasından geliyor ("hobi olarak gene yap" boyutuna hiç girmiyorum zaten.)

Atasözü var ya: "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz." Külliyen yalan. "Ayinesi laftır kişinin, işi s.ktir et." Memleket sineklerin bile üzerine konmaya tenezzül etmediği insanlarla dolu esasen.

16 Ocak 2010 Cumartesi

Batıyor Kardeşim #2 - Eşcinsellik

Türkiye adlı ironi cennetinde sıklıkla gündeme gelen bir konu eşcinsellik. Gündeme gelen dediysek, öyle Batı ülkelerinde olduğu gibi "eşcinsel evliliği, çocuk edinme hakkı, temel haklardan yararlanma" falan gibi ufuk açıcı bir şekilde gündeme gelmiyor. Bilakis, Anayasa Profesörü bir adamın "Eşcinseller de eşitlik istiyor, verecek miyiz?" dediği bir ülkedeyiz. Daha fazla rezalet için Hormonlu Domatesi ödüllerini takip ediniz.

Bana esas batan bu değil ama. Homofobik toplumuz, tamam, değişmemiz lazım, tamam. Sabrederiz. Esas batan, Türkiye'de eşcinselliğin algılanışı, ve de aslında ne kadar eşcinselliğe yatkın davranışlar gösterdiğimizin farkında olmamamız. Diğer bir deyişle, iki yüzlülüğümüz.

Bir başlasak padişahlara kadar yolu var da, daha çok gündelik yaşama odaklanalım. Bir kere şu var: "Göster amcaya çükünü!" Şimdi amcanın niye çük görmek istediğini geçtim, eşcinsellik boyutunu da geçtim, bu düpedüz çocuk pornosu/teşhirciliği yahu? Küçük çocuğun çükünü niye sergiliyorsun birader? Neresi zevkli bu işin?

Sonra ortaokul dönemi, erkek çocukların testesteronunun artmaya başladığı dönemler. "Pandik" denen bir olgu var mesela, ben elim g.tümde gezdim 3 sene. Sınıfta 20 erkek, 15'i birbirine pandik atma sevdasında. Ron Jeremy gelip filmini çekse tiraj rekorları kırar. Sonra bir muhtar oyunu var, arkadaşını yatırıp pantolonunu açıyorsun. Birbirinin donunu indirmeler, İstiklal Marşı okutmalar falan hak getire. Mesela küfürlerde de bir ilginçlik var. "Senin g.tüne koyayım!" Biliyorsunuz ki -a, -e eki istek kipi ekidir.

Ama tüm zamanların en çarpık bakış açısı listesi yapılsa ilk 3'e girecek tez şu: "İki erkeğin cinsel birleşmesinde aktif olan heteroseksüel, pasif olan eşcinseldir." Niye mi? Çünkü Türk erkeği için eşcinselliğin sembolü baş parmak ile işaret parmağının birleşmesi ile yapılan işarettir. Tekerlek. Herkes girip hava basıyor ehi ehi. Bre dingil, o tekerleğe giren pompa ne ya? Eşcinsellik muayenesi: Makata bir obje girmiş mi girmemiş mi? Transseksüel ile birlikte olup hala daha içtenlikle "heteroseksüel" olduğuna inananlar var. Ben "g.tün cinsiyeti olmaz." diye bir laf duydum bir heteroseksüel arkadaştan. Acayip işler bunlar.

Başka bir çarpıklık da eşcinselliği sadece erkek ile ilişkilendirme. İki tane kızı öpüşürken görse penisine saatte 300 km hızla kan pompalanacak beyimiz, gayet rahat bir şekilde eşcinselliği lanetleyebiliyor, "biyolojik anormallik" diyebiliyor. İyi de paşam, biyolojik anormallikse, çükün niye heyecanlandı?

Benzer bir sorun da şu: Mesela Serra Yılmaz Hülya Avşar adlı bağyanın "Türk milletini geylik bozar, Ferzan'ın filmleri hep gey, ama gey gey gıy gıy" gibi saçma bir cümlesi üzerine "Türk erkeklerinin %60'ı gay zaten!" dedi, aboov, kıyamet koptu. Neymiş Yılmaz sosyolog muymuş, araştırma yapmış da mı kanıtlamış bidi bidi bom. Yahu kadın laf attı, sanki bilimsel bir tez sundu gibi niye değerlendiriyorsun? Neyi kanıtlama ihtiyacındasın, neden korkuyorsun? Peki Yılmaz "Türk kadınlarının %60'ı lezbiyen zaten!" dese ne diyecektin? "Ohş." O zaman kapa çeneni de otur.

Peki niye böyle? Ataerkil, erkeğin sürekli övüldüğü, yüceltildiği bir toplumda, homoerotik ögelerin oluşması kaçınılmaz. Sana sürekli "erkek adam, erkek ol, erkek gibi" denirse sen de "Ay erkek!" dersin bilinçaltında. Bu durum çok normalleştiği için, toplumun anormalize ettiği şeyi iyice uç göstermen lazım. Bu yüzden eşcinsellik önkoşulu kıvırtarak yürümek ve "ayol" diye konuşmak oluyor. Bunları yapmıyorsan eşcinsel değilsin, istersen oğlan çocuklarına ağzının suyu akarak bak, fark etmez. Senin bıyığın ve göbeğin var, ne demek ibnelik!

İki yol var. Ya eşcinsellik denen olgu ile adam gibi yüzleşeceğiz, ya da eşcinselliği öcü, anormal vs. gibi göstermeyi bırakacağız. Eşcinsel kimliği ile Türkiye'de yaşamaya çalışanlar kadar cesaretimiz varsa tabii.

13 Ocak 2010 Çarşamba

Batıyor Kardeşim! #1 - Bağyan

(Bu post'a ve düşünceye fark etmeden vesile olan sokaktaki adam'a da teşekkür edeyim.)

Beni bilenler bilir, Larry David'in (Curb Your Enthusiasm) adab-ı muaşeret bilen hali sayılırım. Çoğu ufak ayrıntı rahatsız eder, insanların kafasını azıcık çalıştırsa ulaşabileceği sonuçlara ulaşmaktan imtina etmesi, günlük hayatlarında rasyonaliteden yoksun abuk sabuk işler yapmaları beynimde volkanlar patlamasına neden olur ama genelde olay anında tepki vermem, not defterime çiziktiririm, olmadı blog, olmadı yatar uyurum unuturum falan. Şimdiye kadar kıyıya köşeye not almış olduğum, aklıma gelen, yeni gördüğüm vs. şeyleri buraya yazayım bari dedim, herhalde seri olur, o kadar çok şey var ki... İsim babası Peter Griffin'in "What really grinds my gears?" adlı efsane televizyon şovu.

"Bayan" kelimesi ile başlayalım. Sırf "Bayan, adı üstünde, bayıyor ehi ehi ehi" esprisine yol verdiği için (Bay ne yapıyor ya dingil?) yeterli sebebim var bu kelimeye kıl olmak için, ama ondan ötesi de var. Zaten 1923 sonrası doğumlu bir laf bu, ve saf Türkçe adına uydurma kelimelerin dile sokulması beni deli etmekte; o yüzden maça 0-1 yenik başlıyor bayan.

Bayan sözcüğü, ilk anlamıyla, kadınların ad ve soyadlarının önüne getirilen saygı sözüdür, o yüzden icat edilmiştir. Zıttı "bay"dır, erkek, beyefendi falan değil. Bugün biri "Bayan Ayşe Tuğra" diye hitap etse garipseyeceğiz, demek ki tutmamış. Sözcük ilk anlamını kaybetmiş, ki olur, dil evrimleşen bir olgudur. Bayanın bunun haricinde seslenme sözü olarak kullanılması da çok rahatsız etmeyebilir, ne bileyim, İngilizce'de de birisine "Hey Mister!" ya da "Hey Miss!" diye hitap edebilirsiniz çok sıklıkla olmasa da. Bana batan, 1) İnsanların "Bayan" kelimesini her anlamda kullanması 2) Bayan hitabının altında yatan anlamlar ve sahte kibarlık gösterileri.

Aşama aşama gidelim. Bu işgüzarlığın zannımca dilimize entegre olması spor müsabakaları ile başladı. Mesela sanki "Bay Basketbolu" varmış gibi bir "Bayan Basketbolu" peydah oldu. Gören de Basketbolu ailesinin kontes kızıyla konuşuluyor sanar, o ne lan? Sırf "yahu bunlara kadın diyoruz ama, belki değillerdir, orta yolu bulalım" gibi bacak arası çıkışlı bir zırtapozlukla "Bayan voleybolcularımız" falan denmeye başladığını okumuştum bir yerde, hiç de şaşırtıcı gelmedi. Kız ile kadın arasındaki çizgiyi "zar" belirliyor da kimsenin aklına "Yahu bu herif daha milli olmamıştır, ona erkek demeyelim oğlan diyelim" demiyor, ya da "Erkek Basketbol Takımı diyemeyiz, o yüzden Bay Basketbol Takımı" diyelim dememiş kimse. Hoş, oğlan deyince apayrı şeyler ortaya çıkıyor, ama o da bir sonraki yazının konusu olsun.

Bir de "erkek sporu" gibi bir cinsiyetleştirme gizli bu adlandırmanın içinde. Şimdi düşünüyorsun, 50 kilo kadın 100 kilo halterin altına giriyor, sen daha koltuktan g.tünü kaldıramıyorsun, sonra "Erkek güçlüdür, şöyledir böyledir" diye ötüyorsun. Halterciyi görünce "O da kadın mı yahu?" diyorsun (ki bu sorunun ima ettiği aslında bir oto-sorgulama: "O kadınsa ben erkek miyim?"), sonra ona "Bayan haltercimiz" diye referans verip kibar -ya da ne haltsa- oluyorsun. İyiymiş.

Bu "bayan" lafının nasıl yaygınlaştığını da merak ediyorum. Dilimizde "hanımefendi" gibi, gayet yumuşak duyulan harflerden oluşan bir söz var, mis gibi de kullanılır "Pardon hanımefendi" şeklinde. Ama aslında hak vermek lazım, şimdi hanımefendi deyince hakikaten hanım hanımcık bir insandan bahsediyor olmak lazım. Yani ne duyuyoruz aslında "Paranın üstünü bayana uzat!" cümlesinde? "Paranın üstünü şu başı açık, eteği kısa, yüzünde tonla makyaj olan orospuya uzat!" Hanımefendi dese hanımefendilere hakaret. O ağızdan salyalı mukuslu "Bayan!" çıkınca kafatası modernizasyonu tamam.

Şimdi sırf minibüs şöförlerine laf ettim diye dernekleri ayaklanmasın. Polis arabayı durdurur, içinden erkek ve kadın çıkar. Erkek beyefendi iken kadın bayandır. Birisi gözüne bir kadını kestirir, kadının arkadaşına imalı bir şekilde yanaşır: "Bayan kim?" İçten içe kuduruyor ama.

Kavramsal olarak da çok fena: Çıplak ve kirli olunca kadın (kadınlar hamamı), saçı yapılı ve kokusu sürülü olunca bayan (bayan kuaförü). Hak talep edince kadın, etmeyince bayan (kadın hakları). Şişirilip cinsel tatmin için kullanılınca kadın (şişme kadın), cinsel tatmin için kullanılmak isteyince bayan (yolda laf atılan bayan). Aldatınca kadın, aldatmayınca bayan. Hasta olunca kadın, hastaneden çıkınca bayan.

Ben bunları söylediğimde insanlar suratıma bakıp "İyi de ne diyelim ki?" diyorlar. Basit kardeş. Cinsiyet anlamında konuşacaksan (male/female gibi) "dişi" dersin (erkek kurbağalar ile bayan kurbağalar arasındaki farkları öğretmediler herhalde), eğer insanlara referans vereceksen (man/woman gibi) "kadın" dersin (hayır madem derdin kibarlık, bayanlar tuvaleti de deme, iyice incel bayanlar lavabosu de birader), eğer hitap edeceksen de "hanım" dersin. Bu kadar basit bu iş.

Kadını bayan şeklinde "muhafaza" etmeye çalışanlara prim vermeyiniz, onlardan biri olmayınız, kafa göz daldırmayınız kendinize.

Son sözüm klişe olsun: "Tüm bayanların Kadınlar Gününü kutlarım." İroniye gel hele. Aynı adam tosbağaların Kaplumbağa Gününü kutlar bıraksan.