2011 Uludere katliamı: 29 Aralık 2011. http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com
Barack Obama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Barack Obama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Obama'nın Rusya Gezisi

World Public Opinion (Dünya Kamuoyu) adlı bir kuruluşun yaptığı ankete göre yirmi ülke arasından Obama hakkındaki en olumsuz değerlendirmeyi veren ülke Rusya. Rus halkının sadece yüzde yirmi üçü Obama'nın doğru adımlar atacağına inanıyor ve sadece yüzde onbeşi Amerika'nın dışişlerinde pozitif bir rol oynadığını düşünüyor. İki ülke arasında yıllardan beri süregelen gerginlik anket sonuçlarının insanı şaşırtmasına engel oluyor. Bu haftasonu Medvedev'i Moskova'da ziyaret eden ABD başkanı işte bu soğukluğu gidermek için kolları sıvadı. ABD'nin amacı START (Stratejik Silahlar İndirim Anlaşması)'ı yenilemek, Iran ve Afganistan için destek sağlamaktı. Uzmanlara göre ABD-Rusya zirvesi başarılı geçti; Hem Medvedev hem Obama silah kontrolü yolunda adımlar attılar. 5 Aralık 2009'da süresi dolan START anlaşması yenilenecek. Yeni anlaşmaya göre hem ABD'nin hem de Rusya'nın stratejik harp başlığı rezervlerini 1,700-2,200 adete indirmeleri gerekiyor. Zirve olumlu geçmiş ve anlaşmanın ana hatları oluşturulmuş olabilir. Ama bakalım bu ilişkinin sıcaklığını kaybetmesi ne kadar sürecek? İki taraf da sözlerinde durabilecekler mi?

4 Haziran 2009 Perşembe

Obama'nın Mısır Konuşması Üzerine

Ne zaman böyle konuşmalar görsem kıllanıyorum. Kötü/yanlış/anlamsız şeyler söylediğinden değil; samimiyetsiz geldiğinden... O kadar çok Amerika - İslam dünyası benzerliği ortaya koymaya çalışıyor ki, farkında olmadan iki kutba ayırıyor zaten; ya da farkında olarak yapıyor, bilemiyorum. "Biz aynıyız" derken aslında "biz tamamen farklıyız"ı empoze ediyor gibi geliyor bana. Ya da ben gün geçtikçe daha kuşkucu oluyorum. Eski Ahit, Yeni Ahit ve Kuran'dan alıntı yapmasını beklemeyen var mıydı mesela şu konuşmadan önce? Beklenilenden farklı bir şey mi söylemiş? Mesela şöyle bir şey var, epey ilgimi çekti: "Moreover, the sweeping change brought by modernity and globalization led many Muslims to view the West as hostile to the traditions of Islam. Violent extremists have exploited these tensions in a small but potent minority of Muslims. The attacks of September 11th, 2001 and the continued efforts of these extremists to engage in violence against civilians has led some in my country to view Islam as inevitably hostile not only to America and Western countries, but also to human rights. This has bred more fear and mistrust." İlk cümleden önce soğuk savaşla ilgili bir kısım daha var, haksızlık etmeyeyim adama ama birbirini takip eden cümleler ilginç. Bir tarafta değişimden dolayı karşı tarafı düşman olarak görenler var, diğer taraftaysa terörist bir saldırı sonrası düşman olarak görenler. Hmmm... Ben buradan şunu anlıyorum; mal Müslümanlar "dünya değişiyor, din elden gitti" diye karşı tarafı düşman olarak görüyor, oysa Batı (ABD) 11 eylül 2001'den sonra kendisine saldırılınca İslam dünyasını meşru bir şekilde düşman olarak görüyor. Ayrıca konuşmasında çokça İsrail ve yeri geldiğinde Türkiye ve Suudi Arabistan vurgusu da bir kez daha dünya düzeninde durduğumuz yeri görmek açısından canımı sıktı. 50'lerde Demokrat Parti'nin çıkardığı yabancı sermayeyi teşvik yasaları ve Marshall yardımıyla başlayan Amerikan uyduculuğu politikamızın meyvelerini gördüm konuşmada. Çok mesudum! Yaşasın müttefik ABD!

Barack Obama'nın Müslümanlara Seslendiği Mısır Konuşmasının Metni Yayınlandı

Barack Obama'nın Kahire Üniversitesi'nde verdiği, Müslümanlara seslenen ve uzun süredir beklenen konuşmasının İngilizce metni yayınlandı. Konuşmaya buradan ulaşabilirsiniz. Obama'nın konuşmasını hazırlamak için Müslüman ama Amerikalı firmaların CEO'larını Beyaz Saray'a çağırdığı ve onlara danıştığı söyleniyor. Amerika Başkanı konuşmada Afganistan sorununa da değindi.

8 Nisan 2009 Çarşamba

İsmin Şaşırmış Hali (-ne, -nea)

Obama'ya bir öğrenci (ismi Defne Gönenç), çok iyi İngilizce bildiği halde Türkçe soru sormuş. Milliyet'te bunu ana sayfasına haber yapmış.
Ben bunda övünç, kıvanç vs. duyulacak birşey göremiyorum; bırak haber niteliğini. Onu geçtim, babası da şöyle tepki vermiş:
"Kızının Obama'ya soru sormasını İzmir'de televizyondan izleyen İzmir eski defterdarı, DSP Çeşme Belediye Başkan adayı Mete Gönenç, sevinçten kendini yerlere attığını belirterek, “Kızım politika yapmaz. ABD'de okurken oradaki arkadaşlarına ‘Siz hangi lisanları biliyorsunuz’ diye sormuş. Onlar da ‘Bizim lisan bilmemize gerek yok, biz Amerikalı'yız’ demişler. Defne, Türkiye'ye karşı uygulanan bu çifte standarda üzülmüş. Dil bir simgedir. Türkçe soru sorarak muhteşem bir davranışta bulundu. Onunla gurur duyuyorum. Ağlayabilsem ağlardım ama o an koptum ve kendimi yere attım. O anki duygum o kadar yüksekti ki tarif edemem. Sorusunun ardından cep telefonunun çekmeyeceğini bildiğim için sadece ‘Muhteşemsin’ diyerek mesaj attım” diye konuştu."
Obama'ya birşey mi kanıtladık? ABD'lilere "Bakın Türkler dillerine sahip çıkıyor mesajı mı verdik? Nedir bu ulusal gurur tafraları? Bu ne yani?
Lost izlerken bu kadar kafam karışmıyor yahu benim.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Obama'nın TBMM'ye Yaptığı Konuşmanın Ham Metni Yayınlandı

Amerika Birleşik Devletleri başkanı Barack Obama'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne hitaben yaptığı konuşmanın ham tutanak metni TBMM sitesinde yayınlandı. Obama konuşmasına Türkiye'nin Avrupa'nın bir parçası olduğunu vurgulayarak başladı: "Sayın Başkan, Sayın Başkan Yardımcısı, sayın üyeler; bugün bu Mecliste konuştuğum için onur duyuyorum ve ülkelerimiz arasındaki dostluğu ve müttefikliği devam ettirmeyi amaçlıyorum.

Bu, Amerika Birleşik Devletleri Devlet Başkanı sıfatıyla yaptığım ilk ülke ziyareti. Daha önce G20 zirvesine Londra'ya, NATO zirvesine Strazburg'a, Kehl'e ve Prag'taki Avrupa Birliği zirvesine gittim. Bana, ziyaretimi Ankara'ya ve İstanbul'a devam ettirmeyi bir mesaj vermek için yapıp yapmadığımı soranlar oldu. Buna cevabım çok kolay: "Evet." (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye, Amerika Birleşik Devletlerinin önemli bir müttefikidir. Türkiye, Avrupa'nın önemli bir parçasıdır ve Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri birlikte çalışmalı, birlikte çalışarak zamanımızın güçlüklerini çözümlemelidirler"

Konuşma metninin devamına buradan ulaşabilirsiniz.

5 Nisan 2009 Pazar

Kuzey Kore Neden Menzilli Füze Fırlattı?

Bu sabah hepimiz "Kuzey Kore uzun menzilli füze fırlattı" haberiyle uyandık. Kuzey Kore saatiyle 5 Nisan Pazar günü sabah 11:20 civarlarında, Kuzey Kore Kwangmyongsong-2 adlı menzilli füzesini fırlattı. Hem de bir çok uyarıya rağmen. Birleşmiş Millet'lerin Kuzey Kore'yi uyaran, nükleer programlarını ve silahlarını terk etmesini isteyen bir çok kararını ve de bir çok devletin uyarılarını görmezden gelerek. Bir kaç gün önce G-20 zirvesinde bir araya gelen Barack Obama ve Güney Kore devlet başkanı Lee de eğer alınan kararları Kuzey Kore ihlal ederse karşılığının ağır olacağını belirtmişlerdi. Peki bütün bu uyarılara rağmen neden Kuzey Kore bildiğini okuyarak, menzilli füze fırlattı? Bu soruya cevap vermeden önce, konunun evveliyatını bilmeyen, "Bu ne tip bir füzedir; bu füze denize düştü, kimseye zarar vermedi" diyenler için Kwangmyongsong-2 menzilli füzesinin ateşlenmesinin neden bu kadar tepkiye yol açtığını kısaca açıklayalım. Kuzey Kore'nin fırlattığı füzenin tipi Taepodong-2 olarak biliniyor. Taepodong-2 tipli balistik füzelerin ateşlenmesi üç aşamadan oluşur ve tam olarak geliştirilmesi için denemeler ve testler gereklidir. Kuzey Kore tarafından 1980'li yılların sonlarına doğru geliştirilen füze hakkında çok bilgiye sahip değiliz ama Taepodong-2 hem telekomünikasyon amaçlı uydu hem de nükleer savaş başlığı taşıyabilecek kapasiteye sahip. Bu son füzenin 4,500 kilometreye kadar da ulaşabildiği konuşuluyor. Bu da demektir ki Kuzey Kore uzaya uydu gönderiyorum deyip, Amerika'yı vurabilir. (Gerçi böyle bir durumda ABD füzeyi havada imha edebilecek ve geri cevap verebilecek teknolojiye sahip).
Kuzey Kore resmi haber ajansı Kore Merkezi Haber Ajansı tarafından yayınlanan 2009 tarihli fotoğraf
Hatırlarsanız bir önceki Taepodong-2 ateşlemesi erken saatlerde 5 Temmuz 2006'da yapılmıştı; yani 4 Temmuz Amerika Bağımsızlık günü kutlamalarından saatler sonra. Başarısızlıkla sonuçlandı ve bir kaç ülkenin (mesela Japonya) ticaret politikasında değişiklikler yaparak ekonomik açıdan zengin olmayan Kuzey Kore'yi cezalandırmaya çalışmasına neden olmuştu. İşte bütün bu sebeplerden dolayı Kuzey Kore'nin menzilli füze fırlatması uluslararası tepkilere yol açtı. Peki Kuzey Kore neden bu kadar risk aldı? "Testimi de yaparım, füzemi de fırlatırım," doğalı davranışının nedenleri nedir? Sonrasında sebep olacağı olaylar nedir? Kuzey Kore'nin Yeni ABD Hükümetine Göz Dağı Vermek İstemesi Hatırlarsanız Bush hükümeti zamanlarında Amerika Birleşik Devletleri'nin Kuzey Kore'ye karşı tutumu çok sertti. Kuzey Kore bu tutumu çoğu kez "saldırgan" olarak niteledi. 29 Ocak 2002 tarihinde, Bush Ulusa Sesleniş Konuşması'nda Kuzey Kore'nin "Şer Ekseni"ne dahil olduğunu söylemişti. 2008 senesinde Kuzey Kore'ye karşı uygulanan sert politikalar biraz hafifletilse de iki ülke arasındaki ilişkiler çok ekşimişti. Bir yandan da Kuzey Kore, ABD ile yüzyüze konuşmak istiyordu. Çin, Japonya, Rusya, ABD, Güney ve Kuzey Kore'yi kapsayan altılı görüşmeler yerine. Altılı görüşmelerin amacı Kuzey Kore'yi nükleer silah emellerinden vazgeçirip karşılığında ödül olarak para yardımı yapmaktı. Ama bu arada Bush koltuğundan indi ve yerine yumuşak başlı ve barışçıl olarak değerlendirilen Obama geldi. Bu füzenin fırlatılması da işte Obama'yı sınamanın bir yoludur. Kwangmyongsong-2 aslında politik bir deneydir. Son zamanlarda Afganistan sorunlarına odaklanmış olan ve Bush politakalarından uzaklaşmak isteyen ABD hükümetine "Biz de burdayız" demenin bir yoludur. Peki bu sabah Çek Cumhuriyeti'nde alkışlarla kocaman bir kalabalık tarafından karşılanan ve Kuzey Kore'nin artık cezalandırılmayı hak ettiğini söyleyen "barışçıl" Obama ne yapacak? Yumuşak güçle halledebilecek mi bu sorunu? Kuzey Kore işte böylece yeni hükümet ile ne kadar ileri gidebileceğini görmüş olacak. Kuzey Kore'nin Ocak ayında iki Amerikan gazetecisini tutsak olarak tutmasına rağmen, Obama görüşmelere devam edeceğini söylemişti. Peki şimdi ne yapacak? Kısacası Kuzey Kore, ABD hükümetine göz dağı vermek istedi. Kuzey Kore'nin Ekonomik Yardıma Muhtaç Olması Füzenin ateşlenmesi 2006 senesindeki gibi tamamen başarısızlıkla sonuçlanmadı; Taepodong-2 suya düşse de uçuş yörüngesinin ilk iki aşaması başarılıydı. Kuzey Kore, "Bakın biz başardık, siz ne derseniz deyin" der gibi. Bu da demektir ki Kuzey Kore konuşmalar için bu sefer masaya oturduğunda elinde daha fazla koz olacak. Amerikan medyasına göre 2000 senesinde Kuzey Kore lideri Kim Güney Kore ile bir zirveye katılması karşılığında 100 milyon dolar para elde etti. Kuzey Kore'nin ekonomik sıkıntı çektiğini ve yıllardır başka ülkelerin yardımıyla ayakta durduğunu da işin içine katarsak, alınan bu risk Kuzey Kore'ye anlaşmalarda daha fazla güç vererek, daha fazla para yardımı olarak geri dönebilir. Ya da geliştirdiği füzeyi satın alacak müşteriler bile yaratabilir. Kuzey Kore Lideri Kim'in Tekrar Otorite Sağlamak İstesi Hazırlarsanız Kuzey Kore lideri Kim Jong-il 1994'de ölen babasının yerine geçmişti. Kendisine "sevgili lider" olarak hitap ediliyor ve şu anda dünyanın en büyük ordularından birinin başında. Fakat Kim Ağustos ayında birdenbire ortadan yok oldu. Kuzey Kore'nin 60. kuruluş yıl dönümü kutlamalarına bile katılmadı. Bunun üzerine tabi bir çok teori ortaya atıldı. Japon medyası tek tük basında resimleri çıkan ve medyadan kaçan Kim'in aslında öldüğünü yerine O'nun gibi görünen başka birinin yerine geçip ara sıra ortada boy gösterdiğini iddia etti. CIA ajanları, Kim hasta ve ölmek üzere dedi. Daha sonra kalp krizi geçirdiği haberleri yayıldı ve Kuzey Kore tarafından yayınlanan raporlar "iyileşti bile" dedi. Daha sonra Francois-Xavier Roux adlı Fransız bir doktor Kim üzerinde beyin ameliyatı gerçekleştirdiğini açıkladı.
Kore Merkezi Haber Ajansı tarafından yayınlanan Kim'i orduyu selamlarken gösteren fotoğraf
Şu ana kadar Kim'in elimizde geçtiğimiz aylarda çekilmiş orduyu selamlayan üç fotoğrafı var ama BBC bu fotoğrafların sahte olduğunu söylüyor. Kısacası Kim ortada yok. Kimse nerede olduğunu bilmiyor. 23 Ocak 2009'da Pyongyang'da Çin Hükümeti ile olan görüşmeleri Ağustos'dan beri bir ilkti. İlk kez gözlere göründü. Peki liderlerini göremeyen, sürekli Kim hasta dedikodularını duyan bir ülke neler hisseder? Panik. Liderlerinin kan kaybettiğini ülkeyi artık yönetemeyeceğini düşünür. Bu da Kim'in otorite ve güç kaybetmesine yol açar. Zaten Kuzey Kore halkı Kim'in oğullarını ülkeyi yönetebilecek kapasitede görmüyordu. Yani halkın hissettiği bu panik ailenin hükümdarlığının da tehlikeye girmesine neden oluyordu. Bu füze Kim'in tekrar otoritesini kurmaya çalışmasının, halkı tekrar kontrol altına almasının bir yoludur. "Ben Burdayım" demesidir. Peki Şimdi Ne Olacak? Eğer Kuzey Kore cezalandırılmazsa ya da 2006'daki gibi sert olmayan ticari cezalandırmalar uygulanırsa ya da Kuzey Kore yapacağı görüşmeler için yüklü miktarda para elde ederse, bu İran için de bir davet olabilir. İki kardeşden biri yaramazlık yapar da cezalandırılmazsa, hepinizin bildiği gibi diğer kardeş de aynı yaramazlığı yapmaya meyilli hale gelir. Buradaki psikoloji "Peki o yapıyor, ben neden yapmayayımdır." Kuzey Kore'ye gelen tepkiler çok sert olmazsa, İran da nükleer programına devam edecek cesareti bulabilir.

25 Mart 2009 Çarşamba

Barack Obama'nın 25 Mart Tarihli Basın Toplantısı

Dün akşam ABD başkanı Barack Obama Beyaz Saray'daki ilk basın toplantısını verdi. Ve herkesin önceden tahmin ettiği gibi ekonomik kriz en çok hakkında soru sorulan konuydu. Ama benim en çok dikkatimi çeken Barack Obama sabırlı olunması gerektiğini söyledikten ve bu krize getirilen hiç bir çözümün çabuk olmayacağını vurguladıktan sonra kendisine yöneltilen, zamanlaması hakkında olan ve önemli problemlerle karşı karşıya kalınca yavaş davrandığını ima eden bir soruydu.
AP Images, Charles Dharapak
Ed Henry (CNN) Obama'ya neden AIG ile ilgili haberleri duyup iki gün ne olup bittiğini bildiği halde hiçbir şey söylemeden beklediğini sordu. Obama da konuşmadan önce ne dediğimi bilmek isterim dedi. ABD başkanının bu kadar dikkatli davranması çok sık uzaktan suflör kullanmasının da nedeni. Dünkü basın toplantısında da giriş konuşması önceden hazırlanmıştı, ve Obama söyleyeceklerini suflörden okudu. Obama'nın tarzı "politika bazen kendinden emin ama çabuk adımlar gerektirir" diyen kritikler tarafından hoş karşılanmıyor. Ispanağı çürümeden pişirmek gerek, doğrudur, ama düşünmeden yaptıklarımızdan başımıza gelenler, hızlı yemek yemekten çektiğimiz hazımsızlıkların sayısı her zaman daha fazladır. İhtiyatın kimseye zararı olmaz.